Skip to main content

1000-1500

 


1001-1500 arası

 1001. Bir kişi birisini severse; bu, her hareketinden ve sözünden belli olur.Bir adam da birisine kızarsa; bu da her hareketinden ve her sözünden belli olur. 

 

1002. Bir adamla ortaklık gibi ciddi bir şey yapacaksan anne-babasının hayır duasını almış mı almamış mı öğren. 

Yoksa onun işlerinin ters gitmesi seni de etkiler. 

 

1003. Bu  dünyada yaşayan bir kısım insanlar zamanın çabucak geçmesi için dua ederken bazıları da zamanın hiç geçmemesini hatta durmasını isterler. 

Dünya ise ne birine bakarak hızlanır ne de diğerine bakarak yavaşlar. Kendisine verilen emir doğrultusunda bir kararda devam eder gider. 

Sen de dünya gibi ol. Etrafındakilerin demesine göre davranışlarını değiştirme. Allah'ın emir ve yasakları doğrultusunda hiç kimseye aldırmadan yoluna devam et, git. 

 

1004. İnsan manen terakki ettikçe daha fazla acizliğini, muhtaçlığını, hata, kusur ve günahlarını görüp anlamaya başlar. Bu hal terakki ettikçe daha da fazlalaşır. En nihayet insan sanki bir hata, kusur, günah yumağı haline gelir. 

Kendine ait hiç kemâlâtı bulunmaz. 

Aleme ve kendine baktığı zaman gördüğü bütün güzellikleri, kemâl ve azameti Rabbine verir; nefsine baktığı zaman da sadece hata kusur, günah, acizlik ve muhtaçlık görür. Ve neticede aleme baktığı zaman "Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber, Lailaheillah" gibi zikirleri söylerken nefsine baktığı zaman da "Estağfirullah, Estağfirullah" zikrini çeker. Bu zikir 

dinimizde "Sübhanallahi vebihamdihi, sübhanallahil azim; vebihamdihi estağfirullah" Veya "Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilaheillallahuvallahuekber, velahavle velaguvvete illabillahil aliyyilazim" şeklinde ifade edilmiştir. 

 

1005. İnsanın hedefi her şeyi düzeltmek yerine belki hedefi rıza-i ilahiyi kazanmak olmalı. Çünkü Allah dilerse bir dakikada bütün dünyayı düzeltebilir, bütün hastalıklara şifa verebilir, herkesi varlıklı kılabilir veya bolluğa gark edebilir, isterse bütün insanlara hidayet verebilir. Demek iş bunlarda değil. İş bizim içinde bulunduğumuz ortamda yapmamız gereken emir ve yasakları yerine getirmemiz ve vazifemizi yapmamızdadır. Maksadımız da Rabbimizin rızasını kazanmak olmalıdır. 

 

1006. Allah Celle Celâluhu bu kâinatı, bu alemi, bu dünyayı senin için yaratmamıştır. Onları kendisi için yaratmıştır. Seni de yaratmıştır ki bu kâinata, bu aleme, bu dünyaya ve içinde yarattıklarına bakasın, O'nun nasıl bir kudret sahibi olduğunu göresin, nasıl bir rahmet sahibi olduğunu bilesin. Güzelliklere bakarak cemalini, mükemmelliklere bakarak kemâlini görüp seyredesin. Ayrıca bütün mahlukata çektiği ziyafetlere bakarak nasıl cömert, zengin, nasıl ikram edici olduğunu bilesin. Ayrıca nasıl bir hikmet sahibi olduğunu, adaletini, hayat verdiğini, öldürdüğünü, harika sanatlarına bakarak nasıl mükemmel bir sanatkâr olduğunu ve nasıl hiç bir şeyi unutmadığını ve hakeza... anlayasın. 

Bütün bunları anladıktan sonra bunları yapmaktaki şuunatına çıkasın ve daha sonra O'nun huzuruna çıkıp bütün isimlerinin tecellisi ile anladığın cemal ve kemâlini "Sübhanallah" diyerek, nimetlerini "Elhamdülillah" diyerek ve azamet ve kudretini "Allahuekber" diyerek ilan edip huzurunda secde edesin ve O'na ibadet edesin.  İşte Allah Celle Celâluhu seni bunun gibi maksatlar için yaratmış ve bu hakikati Kur'an'da şu şekilde ifade etmiştir: "Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım" Zariyat 56 

Demek Allah Celle Celâluhu insanı kendisine düşman olsun diye değil, kendisine meydan okusun, kendisine isyan etsin diye yaratmamıştır. 

"İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım (düşman) kesildi?" Yasin 77 1007. Bu mülk tamamen Allah'a aittir ve bir zerresi bile hiç bir zaman bir başkasının olmayacaktır. Öyleyse sen bu mülke sahiplik davası gütme. 

Ancak Allah Celle Celâluhu mülkünden dilediğini dilediği kadar istifade ettirir. Öyleyse sen de O'nun mülkünden müsaade ettiği kadar ve O'nun izni ve rızası dairesinde istifade et ve şükret. Başkalara ettirdiği istifadelere bakarak nankörlük edip şikâyet etme! 

 

1008. İnsan kâfirlerin dediği gibi sınırsız hür olan bir varlık değildir. Bütün insanların seyyidi olan Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam için ne diyoruz? "Abduhu ve Rasuluhu" Yani O önce kul sonra resuldür. 

Bütün insanlar da öyledir. Yani kul. Kul ne demek?  Kul: bütün ihtiyaçları sahibi tarafından karşılanan, emredileni yapan, yasak edileni yapmayan köle demektir.  Şimdi kendine bak bakalım, gerçekten Allah'ın kulu musun? Yani O emrediyor, yapıyor musun? Yasak ediyor, yapmıyor musun?  

Kul emir ve yasakları sorgulamaz, sadece yapar. Emir ve yasakları sorgulayan insan değil şeytan olur. Allah'ın emrini ilk sorgulayan, eleştiren ve emre ilk karşı gelen şeytan olmuştur. 

Demek insan hür değil kuldur, köledir. Amma Allah'ın kulu ve kölesi. Allah'a kul ve köle olan ise başkalara kul olmaktan kurtulur, belki gerçek hürriyeti kazanır. Çünkü Allah'a kul olmayı kabul etmeyeneler, yani Allah'ın emir ve yasaklarını dinlemeyenler başkalara kul olmaktan asla kurtulamazlar. 

   

1009. Kısa bir zaman sonra toprak olacak vücudunla bu kadar ilgileniyorsun da niçin ebedi aleme bereber gideceğin ruhunla ilgilenmiyorsun? 

  

1010. Evlenmeden çocuk istenilmez. İstenirse abes olur. Efendim, isterse Allah verebilir. Evet amma hepimiz biliyoruz ki vermez.  

Demek, sebepleri yerine getirmeden Allah'tan istemek abestir. Bugün Alem-i İslam perişan 

durumdadır. Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam tekrar cihada dönmedikçe bu zilletten kurtulamayacağımızı haber vermiş. Şimdi sadece dua etmekle bu zilletten kurtulabilir miyiz? Elbette hayır. 

Amma elden gelen yapıldıktan sonra veya duadan başka yapacak bir şey yok ise o zaman duaya sarılmak gerekir.  1011. Bu dünyada her şey herkesin gözü önünde cereyan ettiği halde kim neyi ne kadar anlayacak, kim neyi ne kadar bilecek, kim neden ne kadar zevk alacak ve hakeza... her şey ve her bir şey Allah'ın dilemesine bağlıdır. O dilemeden hiç kimse hiç bir şeyi anlayamaz, bilemez veya her bir kişi ancak O'nun dilediği ve müsaade ettiği kadar birşeyi anlayabilir, bilebilir ve hakeza. Bu, mutlak hakimiyyetin gereğidir. Allah mutlak hakimdir. O demeden mülkünde bir zerre bile kımıldayamaz. 

"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" Tekvir 29 

"O'nun ilminden kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamazlar" Ayet El Kürsi 

  

1012. Ey kardeşim! Etrafında bulunan insanlardan neden şikâyet ediyorsun ki... 

Peygamberimiz aleyhissalatü vesselam'ın etrafında da pek çok kâfirler vardı ve ömrü hep onlarla mücadele ederek geçti. Hatta sahabe içinde kendisinin ve bir sahabenin bildiği münafıklar vardı. Bunları idare ederek yaşadı. Elbette senin de etrafında böyle kişiler olacak ve elbette sana rahat vermeyeceklerdir. Senin işin kâfirler ile mücadele etmek ve münafıkları idare etmektir.  Bunların sana rahat ettirmemesi, merak etme, senin için rahmettir. Zira dünya rahat yeri değil, mücadele yeridir. 

Dinimizin dediği gibi güzel bir şekilde mücadeleni yap ve vazifeni yapmış olarak ahirete alnın ak olarak gitmeye bak. 

Rahat yeri Cennettir. 

 

1013. Ene'den başlayan seyr-i süluk nasip olursa esma dairesine gelir. Bu daire o kadar uzun ve geniştir ki bitirmeye ömür yetmez. Ancak Allah'ın nasip ettiği kişiler bu esma dairesinden sıfat dairsine oradan da şuunat dairesine geçerler. 

Şuunat dairesinden Zat dairesine gelinir ve seyr-i süluk burada biter. Buradan sonra artık geriye dönüş başlar. Kişi tekrar nefsine doğru sefere başlar. Bu dönüş kısa sürede olur. Seyr-i süluka ilk başladığı noktaya dönen kişi yeni amma artık bambaşka bir kişi olarak geri dönmüştür. Bütün o seyr-i süluk esnasında gördükleri ve anladıkları ile kulluk yapmaya başlar. Bu durumda bulunduğu yer terakkideki son daire olan Şeriat Dairesi'dir. Amma bu makamda kendisine sorsan günah, hata kusurdan başka hiç bir şeyi yoktur. Bu makamda onun namazı başka bir namaz, zikri başka bir zikir, besmelesi başka bir besmeledir artık. Hatta yiyeceği bir meyveyi soyarken aldığı zevki bile tahmin etmek mümkün değildir. Bu kişinin görünüşte ise diğer insanlardan hiç bir farkı yoktur. Amma o bir halife-i arz, o bu kâinatın bir meyvesi ve muhatab-ı ilahidir. 

 

1014. Deccal Allah'ın mülkünde, Allah'ın kullarına Allah'ın emir ve yasaklarına göre yaşamayı yasaklayacak ve kendi emir ve yasaklarına göre yaşamaya insanları zorlayacaktır. Bu ise tam bir ilahlık davasıdır. Bunu yapanın da alnında "Haza kâfir" yazılıdır. 

Buna rağmen insanlardan kim Allah'ın emir ve yasaklarına göre yaşamaya kalkarsa onları da yalancı cehennemine atacak yani hapishanelere gönderecek veya idam edecektir. Evet, bütün bunlar ve daha fazlası bir asra yakındır yapılmış ve halâ da yapılmaya devam etmektedir. 

Dolayısıyla deccal dönemi günümüzde devam etmektedir. 

Yıl 2015. 

Eğer sen hâlâ bu gerçekleri göremiyorsan bir manevi doktora git de kör olan gözlerini açtır. 

  

1015. İnsanın vücudu ve elbiseleri her ne kadar kaçınmak için uğraşsa da kirlenir. Oturduğu yer ve çevresi de öyle. İşte insan gerek çevresini, evini ve gerkse vücudunu ve elbiselerini temizlemesi gerekir. Bu maddi temizliktir ki "Allah Celle Celâluhu temizdir ve temiz olanları sever" Taberani 

İnsan aynı zamanda manevi kirler ile de kirlenir. Özellikle günümüzde ister istemez haramlar ile kirlenir. Mümkün olduğu kadar haramlardan kaçınmak ile beraber ister istemez kendisini kirleten haramlardan da tövbe ederek temizlenmesi gerekir. 

"Allah Celle Celâluhu temizlenenleri sever." Bakara 222 Bir de haram lokma var ki o insanın içini kirletir ve çıkması uzun sürer. Bu yüzden haram lokma yiyenin 40 gün duasının kabul olmayacağı bildirilmiştir. 

Bu yüzden en fazla haram lokmadan kaçınmak gerekir. Zira peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam haramdan meydana gelen bir vücudun cehenneme daha layık olacağını haber vermiştir. 

 

1016. Seyri-i süluka çıkacak kişinin: 

1. Önce sağlam bir imanı olması gerekir. 

2. Kesin olarak haramlardan kaçınması ve farzları yapması gerekir. İster istemez harama girdiği zaman da hemen tövbe ederek dönüş yapması gerekir. 

3. Nefsinin meşru bile olsa istek ve arzularını yerine getirmek için koşuşturmaktan kaçınması gerekir. 

4. Haram lokmadan şiddetle kaçınması gerekir. 

5. Az yemeli ve meşru ve helâl bile olsa çok yemekten şiddetle kaçınması gerekir. Çünkü çok yiyenler bu yollarda gidemezler. 

6. Uzun emel taşımamalıdır. 

7. Daima hakkı savunmalı, aleyhine bile olacak olsa doğru söylemekten kaçınmamalıdır. 

8. Boş zamanlarını da mümkün olduğu kadar ibadet ile,  zikir ile, fikir ile ve şükür ile geçirmelidir. 

 

1017. Mideni ne kadar çok çalıştırırsan aklın, kalbin ve diğer bütün cihazların manevi alemde o kadar az çalışır. 

 

1018. Okuyup dinlediklerimizden anlaşıldığı kadarı ile az yemek sanki bütün peygamberlerin ortak sünnetidir. 

  

1019. Mevlana Hz.lerine sormuşlar: Bu kadar okursun, neyi  bilirsin? 

Cevap vermiş: Haddimi bilirim. 

Aynı soruyu ben de kendi alemimde kendi kendime sordum. Şöyle bir cevap aklıma geldi: Ben bu dünyada Allah'ın mülküne ve idaresine karışmamayı öğrendim. Bu dünyada vazifeni yapacaksın, vazife-i ilahiyyeye karışmayacaksın. 

 

1020. Allah'ın kesin olan emir ve yasakları tartışılamaz, eleştirilemez, beğenmemezlik yapılamaz, bu emir ve yasaklara uymamazlık olamaz! 

Bunları ilk yapan şeytan olmuştur ve derhal kovulmuştur. 

Dolayısıyla bunları yapan insan da bir nevi şeytan olur ve derhal tard edilir. 

Ancak bir insan nefsine yenilerek bu emir ve yasakları yerine getiremezse o başkadır. Ancak bu insan gene de büyük bir suç işlemiş ve kendisini büyük bir tehlikeye atmış olur. 

 

1021. Cehennemde şeytandan aşağıda yanacak olan insanlar vardır ve onlar şeytanın yapmadığını yapmaktadırlar.  

Çünkü şeytan Allah'ın emrini beğenmemiş, eleştirmiş ve emri yerine getirmemişti amma asla Allah'ın emrini yerine getiren meleklere karışmamış, onlara mani olmaya çalışmamıştı. 

Günümüz insanı ise o kadar azgınlaşmıştır ki kendisinin 

Allah'ın emirlerine karşı geldiği yetmiyormuş gibi bir de Allah'ın emir ve yasaklarını yerine getirmek isteyen insanlara karışıyor, onları engellemek için uğraşıyor, bu emir ve yasaklara uymaya çalışanları hapislere atıyor ve hatta bu bir ülke olursa onun üstüne bombalar yağdırıyor. 

  

1022. Henüz dünyaya yeni gelmiş olan çocuk hayatının ilk yıllarında babasının herşeyi bildiğini düşünür. Daha sonra ise özellikle hayata atıldığı ilk gençlik yıllarında babasının hiç bir şeyi bilmediğini kendisinin ise herşeyi bildiğini ve herşeye gücü yeteceğini sanır. Babası çok bilgili ve çok başarılı bir kişi bile olsa böyle olur. Nitekim insanların en akıllı, en biligili, en doğru hereket edenleri peygamberler olduğu halde Yakup Aleyhisselam'ın oğulları babaları büyük bir peygamber olduğu halde Onun için "Babamız açık bir yanılmada veya açık bir şekilde yanlış yapıyor" dediler. Kendileri güya o kadar haklı idiler. Demek bu bir kanundur ki gençlik yıllarında gençler genel olarak babalarını hiç gördüklerinden onun bilgi ve tecrübesinden istifade edemezler. Sonradan bu yanlışlarını  anlarlar amma iş işten çoktan geçmiş olur. 

Akıllı evlat odur ki bu yanlışa düşmesin. 

 

1023. Senin benden başka kulun çok Allah'ım! Amma.. benim senden başka Rabbim yok! 

  

1024. Bir insan okyanusun ortasına bırakılsa ne kadar iyi yüzücü olursa olsun kurtulması imkansızdır, mutlaka boğulur. Ancak bir gemiye binerse kurtulur. 

Öyle de; bu dünya hayatına atılan ve nefsinin istek ve arzularını yerine getirmek için dünyanın peşinde koşan insan da ne olursa olsun boğulmaktan kurtulamaz. Ancak manevi bir gemi olan hakiki İslam'ın içine girerse o başka. 

Ancak o zaman kurtulabilir. 

 

1025. Bu alemdeki bütün mahlukat, mevcudat ve insanların serzakiri Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam'dır. Her bir insan da kendi hususi aleminin serzakiridir. 

 

1026. Uçak nasıl motorlarının içindeki yakıtın yanması ile yükseklere çıkar ve oralarda seyran ederse, aynen bunun gibi; insan da günah, hata ve kusurlarının ciğerlerini yakması ile manevi alemlere yükselir ve oralarda seyran eder. 

 

1027. İnsan zikredecek, şükredecek, halife-i arz olup miracvari namaz kılacak ve hata kusur ve günahları için af dileyecektir. İnsanın vazifesi budur. 

 

1028. Zikretmek, şükretmek insan için fıtri bir vazifedir. İnsanın koca güneşe baktığı zaman "Allahuekber" demesi için illa Allah'ın ona sevap, yani ücret vermesi mi gerekir?  

Güzel meyveleri yediği zaman "Elhamdülillah" demesi için illa Allah'ın ona ücret vermesi mi gerekir? Sevap, ücret olmazsa demeyecek mi?  

Ona Allah'ın zikretmeyi, şükretmeyi nasip etmesi zaten en büyük ücrettir. Bu yüzden Rabbimiz Kur'an'ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: "Velezikrullahi Ekber" Allah'ı anmak ne büyük şeydir.  

  

1029. Çok ibadet yapıp kendimi beğenmektense az ibadet yapıp Rabbimin karşısında boynumu bükmeyi tercih ederim. 

 

1030. Allah Celle Celâluhu insana şah damarından daha yakındır. Kul ise Allah'tan son derece uzaktır. Bu yüzden insan rabbine yakın olmak için başlar seyr-i sülûke. Bu yol o kadar uzundur ki, çok az insan hariç, ömür biter bu yol bitmez. 

  

1031. Hiç bir kimse çalıştığı yerdeki amiri ile arasının bozulmasını istemez ve bozulmaması için de elinden geleni yapar. 

Aynen öyle de; şu müthiş alemde yaşayan insan da kendisini yaratan, rızkını veren bu kâinatın sahibi ile arasının bozulmasını istemez. Ne var ki nefis ve şeyatan denen iki büyük düşman insana Rabbi ile arasını bozacak işleri yaptırırlar.  

İnsan Rabbi ile arasını bozacak, O'nun gazabını çekecek, rızasını kaybettirecek işleri yaptıktan sonra ne yapacağını öyle şaşırır, öyle pişmanlıklar yaşar ki tarif edilmez. En nihayet Rabbinin affından başka sığınacak bir yer bulamaz ve Rabbine yönelerek şöyle dua eder:"Rabbena, zalemna, enfüsena ve in lem tağfirlena ve terhemna lenekünenne minel hasirin" Araf 23  

(Ey Rabbimiz! Biz nefsimize zulm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve merhamet etmezsen elbette büyük ziyana uğrayanlardan olacağız)  

Adem babamız ile Havva validemiz nefis ve şeytana yenilip Rablerine isyan ettikten sonra öyle bir pişmanlık yaşadılar ki  sonunda bu duayı ettiler ve Rabbimiz onların bu dualarını kabul etti. 

İşte her bir insan dahi nefis ve şeytana yıkılıp yanlış işler yapabilir. Daha sonra ise öyle pişmanlıklar yaşar ki gidecek ve sığınacak Rabbinin affından başka bir yer bulamaz ve aynen Adem atamız ve Havva validemiz gibi "Rabbena, zalemna, enfüsena ve in lem tağfirlena ve terhemna lenekünenne minel hasirin" der.  

İnsanın Rabbi de o kadar merhametli, o kadar şefkatli ve o kadar affedicidir ki, adeta kulunun bu şekilde kendisine yönelmesi için beklemektedir. Adeta yana yakıla Rabbine yönelen kulunu büyük bir şefkat ve merhametle karşılamakta ve sonsuz affı ile sanki onu hiç günah işlememiş gibi yapmaktadır. 

Evet, Ey kardeşim! Allah'ın affından başka bizim için de bir kurtuluş görünmüyor. Öyleyse biz dahi Adem atamız ve Havva validemiz gibi "Rabbena, zalemna, enfüsena ve in lem tağfirlena ve terhemna lenekünenne minel hasirin" diyelim ve Rabbimizin affını isteyelim ve O'nun affına sığınalım.  

 

1032. Allah Celle Celâluhu bir kudsi hadiste şöyle buyurmuştur: "Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim" Ve bilinmek için şu koca kainatı ve dünyayı yarattı. Zenginliğini, cömertliğini, kudretini, hikmetini, rahmetini, ilmini, güzelliğini, şefkatini, ve hakeza gösterdi ha gösterdi. Öyle harika sanat eserleri ortaya koydu ki akıl hayrette kaldı. Öyle güzellikler ortaya koydu ki gözler kamaştı. Herşeyi öyle  mükemmel yarattı ve öyle harika mükemmel idare etmekte ki akıl durur. 

İşte ey insan! Bütün bu harikalıkları görüp takdir etmen ve nimetleri görüp şükretmen için de seni yarattı. 

Öyleyse sen de O'nu bil, O'nu gör, O'na şükret, O'ndan iste, O'na sığın, O'na yalvar. Aklın fikrin hep Onda olsun.  

  

1033. Nefsiniz size emanettir. Onun hakkını verin amma her istediğini yaparak ona ihanet etmeyin! 

Karınız size emanettir. Onun hakkını verin amma onun her istediğini yaparak ona ihanet etmeyin! 

Çocuklarınız size emanettir. Onların haklarını verin amma onların her istediklerini yaparak onlara ihanet etmeyin! Demek her isteyenin her istediğini yapmak onlara iyilik değil onlara ihanettir. Çünkü onların her istediğini yapmak onlara iyilik değil, kötülüktür. 

Öyleyse, sen herkesin haklarının neler olduğunu islamiyetten öğrenip ona göre davranmalısın. 

 

1034. Dünya bir tarladır. Allah Celle Celâluhu bu tarlada bütün mahlukat ve mevcudatın rızıklarını yetiştirir. Bunun için bazen yağmur yağdırır, bazen güneşi çıkarır, bazen soğuk yapar, bazen de sıcak.. Neticede çok harika ve her mahluka uygun rızıklar yetişir ve ziyafetler çekilir. Bu yüzden sen "Yok neden sıcak oldu, yok neden soğuk oldu, neden yağmur yağmadı" gibi şeyler söyleme. Bu tarlanın sahibi ne yapacağını çoook iyi bilir. Senin yapacağın hava şartlarına hiç aldırmadan sana verilen vazifeleri yapmaya bakmandır! 

 

1035. Hiç tanımadığın birisi ile karşılaştığın zaman, ister beyaz olsun ister siyah, ister sarı olsun ister kızıl, ister japon olsun ister amerikalı, onda da sendeki gibi bir nefis olduğunu unutma. Nefis sana neler yaptırabiliyorsa ona da yaptırabilir. Ayrıca onun da senin gibi istekleri, arzuları, sevdiği şeyler vardır, ve yine onun senin gibi acıları elemleri vardır. 

Yani, hiç tanımadığın bir kültürden bir insan ile karşılaştığın zaman ondan çok farklı şeyler bekleme. O da senin gibi nefis sahibi bir insandır. Bunu bil ve ona göre davran ve dikkatli de ol. 

 

1036. İzzetli, yani aziz olabilmek için, bizim tabirimizle alnın ak olarak gezebilmek için bütün güzel hasletleri taşımak, verilen bütün vazifeleri hakkı ile yerine getirmek ve bütün yanlış, kötü ve çirkin işlerden uzak olmak icap eder. Bu yüzden aziz olmak kolay değildir.  

İnsanların içinde kemal mertebede aziz olan 

Peygamberimiz Aleyhisselatu Vesselam'dır. Zira O'na Allah Celle Celâluhu "Aziz" demiştir. 

"And olsun size içinizden Aziz bir peygamber gelmiştir" Tevbe Suresi 128.  

Çünkü O Rabbine karşı kulluk vazifelerini tam olarak yapmakla beraber Resul olarak ta bütün vazifelerini hakkı ile yerine getirmiştir. Cenab-ı hakk'ı bütün isimleri ile hakkı ile tanımış ve tanıtmış kendisi de fiilen O'nun bütün isimlerine kemal mertebede mükemmel bir ayine olmuştur. Ayrıca en mükemmel bir eş, en mükemmel bir baba, en mükemmel bir komutan, en mükemmel bir devlet başkanı, en mükemmel bir komşu, en mükemmel bir hakim, en mükemmel bir öğretmen ve hakeza ve hakeza... olmuştur. Ayrıca canlı cansız bütün mahlukat ve mevcudat ile olan ilişkisi de olması gereken en mükemmel şekilde olmuştur.  Yapması gereken bütün vazifeleri hakkı ile yapmış ve kendisini zillete düşürecek en küçük bir şey de O'ndan sadır olmamıştır. Mesela; hayatı boyunca şakadan bile olsa bir defa yalan söylememiştir. 

İşte bunun için Rabbimiz O'na "AZİZ" demiştir. 

   

1037. Bir işte halk varsa riyadır, hak varsa ihlastır. Yani, herhangi iş olursa olsun o iş yapılırken insanların ne diyeceği hesaba katılarak yapılıyorsa o işte riya vardır. Eğer bir iş yapılırken Cenab-ı Hakk'ın ne diyeceği hesaba katılarak yapılıyorsa o işte ihlas vardır. 

Ve yarın ahirette  Cenab-ı Hak kendisi için ihlasla yapılan amellere ücretlerini verecektir. Amma insanlar için amel yapanları ücretlerini almaları için insanlara gönderecektir. 

 

1038. Büyük insanlar, kâmil insanlar kendi nefislerinde küçük, günahkar ve kusurludurlar. Yani kendilerini öyle görürler amma, bu kişiler halkın nazarında büyüktürler. Küçük insanlar ise kendilerini büyük ve seçkin olarak görürler, fakat onlar da halkın nazarında küçüktürler. 

 

1039. Bir karar vardır, bütün kararların üstünde. İzah: O karar külli iradedir. Hayır veya şer her ne olursa olsun O demeden hiç bir şey olmaz. 

 

1040. Bir kişiyi çöl şartlarında bir hayata bırakırsanız elbette çöl hayatındaki şartlardan etkilenir. Aynı kişiyi karlarla ve buzlarla kaplı kutup bölgesine bırakırsanız bu defada oradaki şartlarla mücadele etmek zorunda kalır. O kişinin işi hangi şartlar içine bırakılırsa bırakılsın, içine bırakıldığı şartlar içinde en güzel şekilde mücadele etmek, hayatın hakkını vermek ve kendi yaratanına kulluk etmektir. Onun işi ne çölde sıcaktan şikayet etmektir ne de kutuplarda soğuktan. 

Aynen bunun gibi; Bugün dünyanın her yerinde çocuklar farklı bölgelerde ve farklı şartlarda dünyaya geliyorlar. Yani o şartların içine bırakılıyorlar. Kimisi çok zengin bir ülkede dünyaya gelirken kimisi de savaşların içinde dünyaya geliyor. 

İşte bu farklı şartlarda farklı yerlerde dünyaya gönderilen kişiler içinde bulundukları şartlardan şikayet etmek yerine yapacakları şey: içine bırakıldıkları şartları en iyi şekilde  değerlendirerek, kendilerine emredildiği ve müsaade edildiği şekilde bir hayat sürmeye çalışmak ve Allah'ın dinimizde belirttiği emir ve yasaklara göre bir hayat sürmeye gayret etmektir. Vazifeleri budur. Çünkü insan dış şartları kolay kolay değiştiremez. Amma yapabilirse içinde bulunduğu bölgeyi değiştirebilir, hicret edebilir. Bunda bir mahzur yoktur. Hatta bazen gereklidir. 

   

1041. "Bize Kur'an yeter" diyenler mutlaka sapmış olanlardır. Zira, Allah Celle Celâluhu Kur'an'da namaz kılmayı emretmiştir. Namazın nasıl kılınacağını, kaç rekat olacağını, ne okunacağını Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam bizzat fiilen namazı kılarak öğretmiştir. Şimdi, eğer sen sünnetleri yok kabul edersen namazı nasıl kılacaksın? Doğru namaz kılman imkansızdır. 

Mesela; Allah Celle Celaluhu zekatı Kur'an'da emretmiş. Amma hangi maldan ne kadar zekat verilecek, bunu bildirmemiş. Bunu peygamberimiz Aleyhisselatu Vesselam fiilen zekat vererek göstermiş ve ümmete öğretmiştir. 

Dinimizdeki diğer uygulamaları buna kıyas ediniz. Şimdi sünnetleri yok sayarsan, sağlam hadis yok dersen zekatı nasıl vereceksin? Doğru zekat vermen imkansızdır. Dolayısıyla hadisleri yok sayanlar, sünneti yok sayanlar kesinlikle sapmış olanlardır. 

  

1042. "Eğer siz günah işlemeseydiniz Allah Celle Celâluhu  sizi giderir ve yerinize günah işleyecek bir topluluk getirirdi" hadis-i şerifi gereğince insanın günah işlemesi, hata yapması normaldir. 

Normal olmayan bu hatayı yapan bu günahı işleyen insanın pişman olmaması, üzülmemesi, tövbe etmemesi ve kendisini affetmesi için Allah'a yönelip yalvarmamasıdır. Kul günah işler amma hemen dönüp pişman olur, tövbe eder ve affetmesi için Allah'a yalvarır. Olması gereken budur. 

Yoksa günahlara dalmak, hiç pişman olmamak ve günah işlemeye devam etmek; işte insanda olmaması gereken de budur. Böyle yapanların azaba uğramaları kuvvetle muhtemeldir. Af dileyenlerin ise affa uğramaları kuvvetle muhtemeldir. 

Bu konuda Bediüzzaman Hz.leri "Büyük günahları serbest işleyip hiç pişman olmamak, o imandan nasibi olmadığına delildir" buyurmuşlardır. 

 

1043. Bir şey önce insanın beyninde bitmelidir. Bunun en güzel örneği peygamberimiz Aleyhisselatu Vesselam'dır. O islam davası ile ortaya çıkınca O'nu yolundan çevirmek isteyenlere "Güneşi sağ elime Ay'ı sol elime verseniz ben bu davadan vazgeçmem" demiştir. Yani davasında kararlı. 

Bir güzel örnek te Peygamberimiz Aleyhisselatu 

Vesselam'ın övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmet Hz.leridir. O İstanbul'u feth etmek için gayret ederken belki de umutların kırıldığı bir vakitte İstanbul'u fethetmekte ne kadar kararlı olduğunu şu sözleri ile ifade etmiştir "Ya 

İstanbul beni alır, ya da ben İstanbul'u" 

İşte bunun gibi; kişi sahur yemeğini yer ve oruç tutmaya niyet eder. Adam akşam güneş batana kadar yemek yememeye karar vermiştir. Bunu anlayan vücudu derhal kendini bu karara uydurur. Öğlen vakti gelince "Ben acıktım" demez. Çünkü adam kararlıdır. 

İşte insan mesela; "sigarayı bıraktım" dese yani beyninde bıraksa, yani kesin kararlı olsa vücut derhal bu hale göre vaziyet alır. Sanki adam hiç sigara içmemiş gibi bir hale gelir ve kolayca sigarayı bırakır. Örnekleri çoktur. Amma "acaba bırakabilir miyim, bir deneyeyim" der ve kararlı olmazsa genel olarak bırakamaz. Çünkü vücut adamın bu gevşek halini derhal anlar ve biraz sıkıştırınca içeceğini de bilir ve nihayet adamı pes ettirir. 

DEMEK BÜTÜN İŞ BEYİNDE VE KARARLI 

OLMAKTADIR 

 

1044. İnsana gücünün yetmeyeceği şeyler yüklenmez.  

Mesela; güneşe ihtiyacı vardır hatta onsuz yaşayamaz amma güneşi yakacak kudret insanda yoktur. Bunun için güneş onun için yakılır. 

İnsanın geceye gündüze ihtiyacı vardır amma bunun için dünyanın dönmesi gerekir. İnsanda dünyayı çevirecek güç olmadığı için dünya onun için döndürülür. 

İnsan mesela; ormanları sulayamaz amma ormansız da olmaz Bu yüzden ormanlar onun için sulanır. 

Amma aynı insan bahçesini sulayabilir. O zaman bahçesini sulamak ona bırakılır hatta sulamazsa hepsi kurur. İnsan meyve yaratamaz. Bunun için ağaçlarda meyveler onun için yaratılır amma aynı insan bu meyveleri toplayabilir. O zaman toplama işi ona bırakılır. Toplamazsa meyveler öylece dalında kalır. 

Demek,  insan gücünün yetmediği şeylerden mes'ul olmaz ve zaten onlar onun için yapılır amma gücünün yettiği şeyleri de yapmak zorundadır. Yoksa hiç te ona acınmaz.  

 

1045. İnsan eğer nefsinin istek ve arzularını yerine getirmek isterse ister istemez dünyaya yönelir. Dünya ise ehl-i dünyanın elindedir. Bu ehl-i dünyanın malları ise çok kıymetlidir. Öyle kolay kolay kimseye vermezler. Ya önce mukaddesatından taviz isterler; sakalına karışırlar, namazına karışırlar, kadın ise tesettürüne karışırlar yada en ağır işlerde çalıştırıp sonra az bir dünya malı verirler. 

Sen ise o dünya malını onların elinden alabilmek için onların dediklerini yapmak, onları memnun etmek ve hatta onlara şirin görünmek zorunda kalır ve zillete düşersin. Zira artık sen isteyen onlar ise veren makamındadırlar. Eğer "dünyanız da malınız da sizin olsun" der ve meşru dairede kazandığın az bir mal ile iktifa edip iktisadla başkasına el açmadan izzetle yaşama yolunu seçersen bu defa o ehl-i dünya senin nazarında boş bir dünyalık peşinde ömür tüketen zavallılara dönerler ve sen manen onların üstünde ve izzetli olursun. 

 

1046.Bir insan dünyayı elde etmek için yönelirse o zaman dünya malı elinde olan zenginler onun gözünde o kadar büyürler ki adeta erişilmez kişiler olurlar. Bu kişi onların karşısında kendisini adeta bir hiç gibi hisseder. Aynı kişi makam sahiplerini de aynı şekilde görür ve onların karşısında da kendisini çok aşağı ve küçük hisseder. Onları da çok yükseklerde erişilmez kişiler olarak görmeye başlar. 

Aynı kişi ahireti elde etmek için yönelirse o zaman da bu zengin ve makam sahipleri o kişinin nazarında öyle büyük bir yükün altında olarak görünürler ki adeta onlara acır. 

Bu yüzden Peygamberimiz Aleyhissalatu 

Vesselam "Zenginlere merhamet ediniz" buyurmuştur.  1047. Ey Mustafa oğlu Selahattin! Esma dairesinde, sıfat dairesinde hatta şuunat dairesinde çok oyalanarak Rabbinden gafil olma! Zira sen senin yaptıklarınla devamlı meşgul olup seninle hiç ilgilenmeyen bir dost istemezsin. Öyleyse sen de Allah'ın esma, sıfat ve şuunat dairelerinden çabuk geç ve oyalanma! Zira onlardan maksat Rabbini tanıman ve hemen arkasından onlar ile tanıdığın Rabbinin huzuruna çıkman ve O'na dost olmandır.  

Allah'ın dostu olmak! İşte insanın kemâli budur. Bu yüzden Peygamberimiz Aleyhisselatu Vesselam şöyle buyurmuştur: "Dost edinseydim Ebu Bekr'i edinirdim" Demek insan Allah Celle Celaluhu ile dost olmalıdır. İnsanın hakiki dostu Allah'tır. İnsan Allah ile dost olduktan sonra ise O'nun yarattığı her bir şey ile de bir nevi dost olur. 

Artık o kişi için yabancı kimse kalmaz. 

Amma bahsettiğimiz şekilde dostluk kuramayanlar dost diye başkalara yönelirler. Onlar ise bu dostluğa layık olmadıklarından ve bu tarz dostluk istikametli olmadığından ekser bu dostluklar hüsranla biter. Allah için olan dostluklarda ise böyle hüsran olmaz. 

 

1048. Ey İnsan! Gücün dahilinde olan ve sana emredilen kulluk vazifelerini yap! Akraba eş, dost, komşu ve işlerinle dinimizde belirtilen şekilde ilgilen. Gücün haricinde olan geniş dairelere dışarıdan bak ve oraların da düzgün olması, zulümlerin bitmesi için dua et. Amma sakın o geniş dairelerle meşgul olayım derken kendini unutma. Zira Rabbimiz "Sen şol kimseler gibi olma ki onlar Allah'ı unuttular, Allah'ta onlara kendilerini unutturdu. Onlar fasıklardır (açıktan günah işleyenler)" buyurmuştur. Haşir 

19.  

  

1049. Ey Kardeşim! Bu gün hayat sahnesinde sen varsın, ben varım. Bu sahneden kimler geldi kimler geçti. Şimdi sıra sende. Sen de bu sahneden bir gün ineceksin ve bir daha geri gelmeyeceksin ve bu fırsat bir daha ebedi olarak eline geçmeyecek. Öyleyse şu sahneden inmeden önce gel, ne yapman gerekiyorsa onları güzelce yap ve alnın ak olarak, vazifeni yapmış olmanın derin huzuru içinde izzetle yaşa ve bu sahneden bu şekilde güzel bir şekilde in ve git. 

 

1050. Üç bin sene önceki köpek ile bugünkü köpekler birbirinden farklı değildir. İki bin sene önceki domuzlar ile bu günkü domuzlar aynıdır. Bin sene önceki yılanlar ile bugünkü yılanlar aynı fıtrata sahiptirler, yani adamı sokarlar. "Allah'ın yaratmasında bir değişme olmaz"Rum 

Suresi 30 

Aynen öyle de; İkibin beşyüz sene kadar önceki Musa ve Harun Aleyhisselam'lara kafa tutan yahudiler ile bugünkü yahudiler aynıdır. 1400 sene önceki müşrikler ile bugünkü müşrikler aynıdır. Bin sene önceki hristiyanlar ile bugünkü hristiyanlar aynıdır. 100 sene önce ülkemizi işgal edip köylerimizi yakıp yıkan, kadınlara tecavüz eden, hamile kadınların karınlarına süngü sokan, ellerinden çiviler ile duvarlara çakan yunanlılar ile bugünkü yunanlılar aynıdır. Bugünküler de fırsatını bulsalar aynısını yaparlar. Öyleyse bugünkülerin neler yapabileceklerini geçmiş atalarının yaptıklarına bakarak anlayabilirsin. 

Ben de atalarımız Osmanlılar nasıl dünyanın dört bir yanında islamın bayrağını dalgalandırmışlarsa elime fırsat geçince benim de yapacağım odur. Osmanlı nasıl her gittiği yere adaleti götürmüşse benim de yapacağım odur. Çünkü herkes aslına çeker. 

Öyleyse, gün bugündür ve onların neler yapabilecekleri bellidir. O zaman onlara karşı ne yapman gerektiğini, nasıl davranman gerektiğini bugüne hitap eden ve taptaze olan Kur'an'dan öğrenecek ve ona göre davranacaksın.  Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam ne buyuruyor "Size iki emanet bırakıyorum. Eğer onlara sımsıkı sarılırsanız asla yolunuzu şaşırmazsınız"   

Amma Kur'an'ı dinlemezsen, peygamberi dinlemezsen ve ona göre hareket etmezsen elbette yolunu şaşırırsın ve şaşırmışsın da. 

İşte sen de bugün ülkemizin başına kimler geçiyor bakmalısın. Kim general oluyor, kim basında milleti yönlendiriyor, kim bakan başbakan oluyor araştırmalısın. Nice önde görünen adamların ölünce cenazeleri sinagog veya kiliseden kalkıyor. Ancak o zaman anlıyoruz ki bu adam yahudi imiş, hristiyan imiş rum imiş vs. Böyle olur mu? 

Unutma! Sadece şu dediğim yapılsa ve bizden olmayanlar ayıklansa bu ülkenin işleri bir anda yoluna girer. Veya bu dediğim yapılmadığı sürece bu ülkede işlerin yolunda gitmesini bekleme!  

 

1051. Bu dünyaya kim yetişmiş ki sen yetişesin! 

Yunus Emre Hz.leri ne demiş "Mal da yalan mülk te yalan, 

Var git biraz da sen oyalan" 

Yalnız bu sözün kısa bir izaha ihtiyacı vardır: 

Dünyanın üç yüzü vardır. 

1. Dünya Allah'ın eseri olma noktasında Esma-i ilahiyeye bakar. Dünyanın bu yüzü güzeldir. 

2. Ahiretin tarlası olma noktasında dünya gene güzeldir. Bir Sübhanallah demenin ebedi mükafatı olur. Dünyanın bu yüzü de güzeldir. Yarın ahirette bu dünyada ne ekmişsen onu biçeceksin. 

3. Ehl-i dünyanın sevdiği dünyanın fani yüzüdür ki, ehl-i dünyanın heva ve hevesine bakar; fani ve boştur. 

İşte Yunus Emre Hz.leri yukarıdaki o sözünü bu ehl-i dünya için söylemiştir. 

  

1052. Eğer sen sana bir cahil sataştığı zaman, cahilce şeyler söyleyip cahilce hareketler yaptığı zaman ona yumuşak bir şekilde muamele edip zararını savuşturabiliyorsan olgun bir insan olmuşsun demektir. 

 

1053. Ben bunu bilir bunu söylerim:  

"Lâ ilahe illallah Muhammedün Rasulüllah" 

 

1054. En sevmediğim insan tipi hakkı kabul etmemek için direnen insan tipidir. 

Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam Kibrin hakkı kabul etmemek olduğunu bildirmiştir. 

Hz.Ali "Hakkı kabul etmek dindendir" buyurmuştur. 

 

1055. İnsan beyni kelimeler ile manâya ulaşır ve o anladığı manâya göre hareket eder.. Eğer kelime kaldırılırsa veya değiştirilirse veya aynı kelimeye başka manâ verilirse beyin bu manaya bir türlü varamaz.  

Son yıllarda hep beraber yaşadığımız paradan altı sıfır atılması buna güzel bir örnektir. 

Hepimiz biliyoruz ki eskinin bir milyon lirası bugünün bir lirasıdır amma yıllardır beynimiz bir türlü bunu algılayamıyor ve bir şeyin değerini ifade ederken eski rakamları kullanmak zorunda kalıyoruz. On senede beynimiz yeni rakamlara alışamadı. Demek beyin kelime değiştiği zaman bir türlü eski manaya varamıyor. Bunu iyi bilen ehl-i dalalet insanları istedikleri gibi düşündürmek veya farklı anlamalarını sağlamak için kelimeler ile oynarlar, işlerine gelmeyen kelimeleri yasaklarlar, veya bazı kelimeleri ısrarla kullanırlar. Bazen de bir kelimenin içini farklı anlamlar ile doldururlar. 

Bunun ilk örneği Osmanlı zamanında Gavura gavur denmesinin padişah fermanı ile yasaklanmasıdır. Çünkü bir müslümanın gavur denince aklına gelenler ehl-i kitap denince aklına gelmez. Karakol denince aklına gelenler polis merkezi denince aklına gelmez, put denince aklına gelenler anıt denince aklına gelmez, çalgıcı ve çengici denince aklına gelenler sanatçı veya yıldız denince aklına gelmez, göz önünde zina yapanlara rol yapıyorlar denince o zina görünmez ve hakeza. 

İşte ehl-i dalalet insanları istedikleri şekilde düşündürmek veya istemedikleri şeyi düşünmelerini engellemek için kelimeleri değiştirmişler veya pek çok kelimeyi yasaklamışlardır. 

Mesela; günümüzde pek yaygın olan nikahsız beraber yaşamayı "zina yapıyorlar" şeklinde değil de "birlikte yaşıyorlar" şeklinde kulağa hoş gelen kelimeler ile değiştirmişler ve bu rezilliği yapanlar sanki güzel bir şey yapıyorlarmış gibi göstermeyi başarmışlardır.  

Madem hakikat budur, sen de ey kardeşim! Kelimeleri yerli yerince ve gerçek manasında kullan. Kelimeleri değiştirerek beynin ile oynamalarına fırsat verme. Yoksa bu gün olduğu gibi sağlıklı ve istikametli düşünme melekeni kaybedersin.  

 

1056.Cenab-ı Hak bütün alemde umumi olarak tasarruf ederken senin vücudunda da aynı şekilde tasarruf eder. 

Çünkü, senin vücudun da bu alemden bir parçadır. Dolayısıyla sen, Cenab-ı Hakk'ın alemdeki tasarrufunu seyrettiğin gibi senin vücudunda yaptığı tasarrufu da alemi seyrettiğin gibi seyredebilirsin. 

Sen ise o vücudun içinde bir dümenci neferisin. Vücudunda iraden haricinde olan şeylerden mes'ul değilsin. Yan, yarın ahirette sana "Neden yaşlandın?" diye sorulmaz.  Sen ancak iraden ile yaptığın işlerden mes'ul olursun. 

 

1057.Rabbimiz bize arapça hitap ediyor. Bizler ise ne yazık ki Rabbimizi anlamak için arapça öğrenmeye gayret etmiyoruz. Amma elin gavurunu anlayabilmek için ingilizce, fransızca öğrenmek için gayret ediyoruz. 

 

1058. Ben gâvurların ahirette cehenneme gideceklerini biliyordum. Fransa'ya her geldiğimde görüyorum ki onlar bu dünyada da cehennemi yaşıyorlar. Avrupa'ya imrenenlerin kulakların çınlasın. 

 

1059. Maksat insanın her iki dünyada birden mutluluğunu sağlamaktır. Avrupa medeniyeti insanlara dünyada da bir nevi cehennem hayatı yaşatmaktadır. İslam medeniyeti ise eğer islama uygun yaşarsak her iki dünyada birden mutluluk getirmektedir. 

 

1060. Bu dünyada nasıl yaşanacağının kılavuzu islamiyettir. İslamiyetten uzaklaşanlar perişan durumdadır. 

 

1061. Eskiden münafıklar müminlerin içinde yaşar ve saklanırlardı. Günümüzde ise sanki mü'minler münafıkların içinde yaşamaktadır. Bu yüzden münafıkların yaptıklarını müslümanlara ve islam'a mâl etmemek gerekir. 

 

1062. Avrupa medeniyeti insanın ihtiyaçlarının önünü açarak insanı onları karşılamak için teşvik eder. Bu medeniyetteki zavallı insan o sonu olmayan ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ömür boyu koşturur. Böylece insan son derece fakir bir şekilde bu ihtiyaçları karşılamak için koşuşturarak ömrünü tüketir.  

İslam medeniyeti ise bu ihtiyaçları karşılamanın bu dünyada mümkün olmadığını onların ancak ahirette ve cennette karşılanacağını bildirir. Ve dolayısıyla insanın ihtiyaçlarını en asgari şekilde karşılamak üzere teşvik ederek insanın bu dünyada da rahat etmesini sağlar. Hatta en temel ihtiyaçlardan olan yeme-içme de bile en az ile yetinmeyi teşvik eder. Böylece islam medeniyeti insanın bu dünyada dahi hem maddi olarak hem de manevi olarak rahat etmesini sağlar. 

 

1063. İnsan bu dünyaya rahat etmek için gönderilmiyor. 

Öyleyse neden rahat etmek için koşuşturuyor? 

 

1064. Müslümanlar bir araya gelmeye gelecekler de aradaki münafıklar bırakmıyor. 

 

1065. Her şey kişinin rabbine yaklaşmasına vesile olabilir amma gene her şey kişinin rabbinden uzaklaşmasına da vesile olabilir. 

 

1066. Her şey Allah'ı ve isimlerinin tecellisini gösterirken, aynı zamanda herşey hatta isimlerin tecellileri bile O'na engel ve perde olmaktadırlar. Vazifeleri göstermek iken görülmesine engel ve perde olmaktadırlar. 

 

1067. Dünya herkesin her istediğini yapabileceği kadar büyük değildir. Bu yüzden iyi olsun kötü olsun kişi  kendine verilen fırsat kadar o şeyleri yapabilmekte diğer istek ve arzularını ise gerçekleştirememektedir. Bu gerçekleştiremedikleri ise niyetinde kalmaktadır. Amma insan o niyetinde kalanları da yapmış gibi yarın ahirette muamele görecek ceza veya mükafat alacaktır. 

Mesela; bir kişi hacca gitmek istiyor, gitmek için elinden geleni yapıyor amma bir türlü gidemiyor. Bu kişi yarın ahirette hacca gitmiş gibi ücretini alır. 

Mesela; bir mümin Kur'an'ı yer yüzünde hakim kılmak istiyor amma yapamıyor. Bu mümin yarın ahirette bunu yapmış gibi ücretini alır. 

Mesela; bir kâfir yeryüzünde bir tek müslüman bırakmamak için gayret eder amma elbette bunu başaramaz. Fakat yarın ahirette bunu yapmış gibi muamele görür. Ve hakeza.. 

Şimdi bütün herkesin yapmak isteyip te yapamadıklarını 

bir düşünün. İşte bütün onlar yarın ahirette yapılmış gibi olurlar. 

 

1068. İnsanlar genel olarak nefislerine yenilirler amma bu yenilme derece derecedir.  

Mesela; gece teheccüd namazına kalkamayan bir kişi de nefsine yıkılmıştır amma bu kişi farz olan sabah namazına kalkamayarak nefsine yenilen kişi gibi olmaz. 

Çok yiyen de nefsine yenilmiştir amma bu kişi haram yiyen gibi olmaz. 

Sadaka veremeyen de nefsine yenilmiştir amma bu kişi farz olan zekatı vermeyerek nefsine yenilen gibi olmaz. Demek ki..insan en az farzları yapmak ve haramları terk etmek hususunda nefsini yenmek zorundadır. 

 

1069. Bu insanın aslında sermayesi olan vakit, geçirilmek için uğraşılacak kadar değersiz midir? Çok gariptir; faydalı işler için koşuşturanlar vaktin yetmediğinden, boş oturanlar ise vaktin geçmediğinden şikâyet ederler. 

 

1070. Farklılıklarımız zenginliğimizdir amma, birbirimizle menfi bir şekilde mücadele etmemek şartı ile. 

 

1071. Ya Rabbi! Dostlarını dost, düşmanlarını düşman görmeyi, bilmeyi ve ona göre hareket etmeyi nasip et. 

 

1072. Bu güne kadar yaptığın hareketlerden yanlış olduğunu veya daha iyisini gördüğün olursa öncekini terk etmekte ve yenisini yapmakta tereddüt etme! 

Bu güne kadar savunduğun fikirlerden yanlış olanı veya daha iyisini gördüğün olursa o eski fikri atıp yerine yenisini kabul etmekte tereddüt etme! 

 

1073. Eğer insan Allah'ın emir ve yasaklarına göre yaşamıyorsa, artık neye göre yaşadığının bir önemi yoktur. 

 

1074. Bu dünyanın süsü insanlardır amma Allah'a kulluk ve ibadet eden insanlar.  

 

1075. Her yer seninle güzel, Allah'ım! 

 

1076. Cahile fikir sormayacaksın. Zira onda fikir çoktur. Ona cahilliğini göstermek veya anlatmak için iş yaptıracaksın. 

Mesela; cahil adama üç dil konuşabilen adamdan bahsetsen "Ne var bunda" der ve bunu hafife alır. O cahile "o halde, sen de bir yabancı dil konuş" diyeceksin. O zaman bak nasıl olur. 

Mesela; "Şu uçağı sür bakalım" veya "Geç bir imamlık yap, cuma namazını kıldır" desen yapamayacağını hemen itiraf eder. 

 

1077. Cihad herkes kendi evinde ibadet edebilsin diye yapılmaz. Zira bu şekilde ibadet dünyanın her yerinde mümkündür. Cihad Allah'ın emir ve yasaklarının o toplumlarda da tatbik edilebilmesi için yapılır. 

 

1078. "Mal da yalan mülk te yalan, var git biraz da sen oyalan" amma... O oyalanma esnasında senin yaptığın bütün hareketler, söylediğin bütün sözler hesap için kaydedilir.. Ve sen yarın ahirette onlardan bir bir hesaba çekilirsin. 

 

1079.İnsanoğlu kemâle doğru gidiyor... Bütün insanlar ve bütün insanlık tarihi birden düşünüldüğünde iki büyük cereyan görünür: İman ve küfür cereyanları. 

Kâinata ve içindeki küçük büyük bütün mahlûkata bakıldığı zaman da iki şey görünür: maddi ve manevi vecih. Yani Kainat ve içindeki bütün mahlukat ve mevcudatın iki yüzü vardır: Maddi ve manevi 

Kafirler kâinatın maddi yüzünde çalışmaktadırlar. 

Zerrelerden kürrelere, yıldızlardan galaksilere, karalardan denizlere, bitkilerden hayvanlara aklına ne gelirse herbir şeyi maddi olarak incelemektedirler. Kâinatı ve içindeki bütün mevcudat ve mahlukatı incelemekte ve anlamakta kemâle doğru gitmektedirler. 

Ehl-i iman olanlar ise kâinat ve içindeki herbir mahlukat ve mevcudatı tevhide ve esma-i ilahiyeye bakan vechesi ile incelemekte en küçük şeyden en büyük şeye kadar herbir şeyin Allah'ın varlığına ve birliğine olan delaletini anlamakta ve Allah'ın isimlerinin tecellilerini onlarda seyretmektedirler. Ehl-i iman da bu alanda kemâle doğru gitmektedir.  

Bu demek değil Ehl-i İman madde ile hiç ilgilenmiyor. Elbette ilgileniyor amma sadece madde ile yetinmiyor, maddeye madde kadar değer veriyor ve derhal manaya geçiyor. 

Nihayetinde her iki grup ta kemâle erecek ve neticede bu alemin lambası söndürülecek ve kıyamet kopacaktır. Artık kıyamette her grup ne yaptı ise ortaya koyacak; bir türlü manaya geçemeyen ehl-i küfür ebedi ceza çekmek üzere cehenneme, vazifesini doğru yapan ehl-i iman da ebedi mükâfat almak üzere cennetlere dahil olacaklardır. 

 

1080. Bir kişi bir işi iyi yapıyorsa veya bir işi iyi biliyorsa diğer işleri de bilmediğini bilir. Dolayısıyla o işi bilenlere saygı duyar ve takdir eder.  

Cahilin ise böyle bir şansı yoktur. Çünkü o bir şey bilmediğinden bilmediğini de bilemez. Ondan bunu beklemek te zaten doğru olmaz. Bu yüzden cahile karşı rabbimizin emrettiği tarzda davranmak gerekir. Cahilden yüz çevirmek ve o cahilce sataşınca "selam" deyip geçmek ve zararını def etmek gerekir. 

 

1081. Birisine küfredersen adam sana kızar yani ondaki gadap duygusu harekete geçer. Bir adama mesela; yemek yedirirsen sana karşı onun muhabbet duygusu harekete geçer.  

İnsanda bunlar gibi binler duygu var. O duygular senin yapacağın davranışa göre harekete geçerler. O zaman senin hangi hareketinin karşındakinin hangi duygularını harekete geçirdiğine veya geçireceğine dikkat etmen gerekir. Aynen bunun gibi; sen Rabbine karşı isyan edersen ondaki gadap duygusunu harekete geçirirsin. Nitekim geçmişte nice kavim isyan bayrağını çekmiş ve kendilerini helak ettirmişlerdir. Nice kavim de Rabbimizin hoşuna gidecek hareketleri yapmışlar ve O'nun rahmetine mazhar olmuşlardır. 

Öyleyse, yaptığımız veya yapacağımız hareketlerin Rabbimizin hangi isim ve sıfatlarını harekete geçirdiğine dikkat etmemiz, O'nun gadabına sebep olacak hareketlerden kaçınmamız ve O'nun hoşuna gidecek hareketleri yapmamız gerekir. 

 

1082. Ey kardeşim! Ezanı "Ezan okunuyor" diye dinleme! Belki ezanı "Rabbim beni çağırıyor, kurtuluşum için beni davet ediyor" diye dinle.  

Ve eğer sen günde beş defa yapılan bu davete icabet etmiyorsan kimin davetine icabet etmediğini düşün ve yarın ahirette ister istemez O'nun huzuruna çıkacağını unutma! 

 

1083. İnsanlar kendi hallerine bırakılırlarsa nefislerine göre veya canlarının istediği gibi bir hayat sürerler. Rabbimiz ise onların kendi emir ve yasaklarına göre yaşamalarını ister. Bu yüzden insanlara peygamberler göndermiş ve insanların nefsani hayatı bırakıp kendi emir ve yasaklarına göre yaşamalarını emretmiştir.  

Bu durumda insanlar ikiye ayrılmış; Bir kısmı Allah'ın emir ve yasaklarına göre yaşamayı kabul etmiş ve bir kısmı da buna karşı çıkmış ve peygamberler ile mücadele etmişlerdir. 

Şimdi sen de bak bakalım, hangi gurubun içindesin? 

 

1084. İnsandaki nefis te ruhumuz gibidir; yaşlanmaz ve kişi ile beraber ebede doğru gider. Kişi yaşlandıkça nefsi genç kalmaya devam eder. 90 yaşındaki bir yaşlı ile genç bir kişinin nefsi arasında fark yoktur. Ancak yaşlı olan kişi vücudu yaşlandığı için nefsinin istek ve arzularını yerine getiremez, yoksa istemiyor değil.. Onda da aynı istek ve arzular vardır. 

 

1085. Vücudumuz...vücudumuz..vücudumuz..Yeter artık..Biraz da ruhunuzla ilgilenin. Vücudunuz yarın ölüp toprak olacak amma ruhunuz sizinle ebede gelecektir. 

 

1086. Vücut insanın bineğidir ve insana hizmet eder. Amma malesef günümüzde insanlar vücutlarına hizmet eder hale gelmiştir. 

 

1087. Ya Rabbi! Sadece senden korkmayı, sadece sana el açmayı ve sadece senin karşında boynumu bükmeyi nasip et! 

 

1088. Ey insan! Senin içinden sen istemediğin halde pek çok kötü söz, kötü fikir ve pis hayalat geçer. Sen bunlara mani olamazsın ve bunlardan kurtulamazsın. Hatta bunlardan dolayı sıkıntı duymaya ve onların gitmesi için uğraşmaya başlarsan bunlar daha da artarlar. Hatta bazen bu hal o kadar ileri gider ki kişi aklını oynatacak hale gelir. Halbuki bunlar senin iraden dışındadır. Bunları gidermek senin için mümkün de değildir. İnsan ise iradesi dışında olan işlerden mes'ul değildir. 

Bunun çaresi özellikle banyo ve tuvaletteki sünnete uymayan hareketlerden kaçınmak, bunlar ne kadar kötü olursa olsunlar bunlardan mes'ul olmadığını ve hatta bunlardan hesaba da çekilmeyeceğini bilmek ve onlarla ilgilenmemektir. Onlardan kurtulmanın en kolay çaresi onlarla ilgilenmemek ve onlara aldırmamaktır.  

 

1089. Eğer insanlar çok yemenin maddi ve manevi zararlarını bilselerdi ölmeyecek kadar yemekle iktifa ederlerdi. 

 

1090. İnsan eğer ahireti dert edinirse bu dünyanın dertleri artık onu etkilemez. Ve eğer insan dünyayı dert edinirse artık onun dertleri bitmez. 

 

1091. Sadece benim kurtulmam yetmiyor. İnsan elbette annesinin babasının, arkadaşının,akrabasının, komşusunun kurtulmalarını da ister. Eğer biraz daha geniş düşünüp şefkatini yayarsa elbette bütün müslümanların da kurtulmalarını isteyecektir.  

Bunu sen yapamasan da elbette yapabilen Ümmet-i Muhammed içinde pek çok zatlar olacaktır. Başta peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselam olmak üzere nice büyük zatlar yarın ahirette fiilen bunu yapacaklar ve Ehl-i imanın kurtulmaları için ellerinden geleni yapacaklardır. Öyleyse, sana düşen imanlı olarak ölmek ve ahirete imanlı olarak gidebilmektir.  

 

1092. Allah'ım! Sen varsın, ben yokum. 

İzah: Şu gördüğünüz veya bildiğiniz bilmediğiniz bütün varlık alemleri hepsi Allah'ın eseridir ve O'nun tasarrufundadır. Buna sen ve ben de dahiliz. Her şeyi O yaratmakta ve idare etmektedir. O bizi yaratmasa ve yaşatmasa zaten yokuz. O bizi yaşattığı için şu anda hayattayız. Bu durumda bize var denir mi? 

 

1093. Sıkıntıların fazla üzerine gitmeyin. Onlar olacaklar. Hem toplumda hem de sende. Zira insanlar onlarla imtihan olurlar. Eğer sabır ve şükür ederlerse onlar ile günahları silinir ve dereceleri yükselir. Üstelik insanlar bu sıkıntıların ateşinde pişmekte ve olgunlaşmaktadırlar. 

 

1094. Ölümü düşünmekten maksat hayatın kıymetini bilmek ve gideceğimiz alem için çalışmaktır. Yoksa ölüm var diye kara kara düşünmek ve dünya hayatını ıskalamak değildir. 

 

1095. Ramazan orucu vücudumuz için zorunlu bir bakım ve onarımdır. Oruç tutarak bu bakım ve onarıma girenler çok rahat etmekte, girmeyenler ise çoook hastalıklarla boğuşmak zorunda kalmaktadırlar. 

 

1096. Ölüm vaktinin bilinmeyişi hayatı son dakikasına kadar yaşamayı sağlıyor. Üstelik imtihan da son dakikaya kadar devam ediyor. 

 

1097. Tohum toprağa atılacak ve orada çürüyecek ki kocaman meyveli bir ağaç olsun. 

Eğer sen bir tek tohumu kaybetmek istemez ve onu toprağa atmazsan kocaman meyveli bir ağaç sahibi olmaktan mahrum kalırsın. 

Aynen öyle de; mesela, baban hastalandı. Bak neler neler yaşandı. Burada yazmak mümkün olmayacak kadar şeyler yaşandı ve pek çok sevap kazanıldı. Bu arada az bir zahmet te çekildi. 

İşte baban o az bir zahmeti çekmesin diye o hastalık ona verilmese idi hasta olmakla elde edilen bütün maddi ve manevi kazançlardan mahrum kalınacaktı. Elde edilen kazançlara bakınca çekilen zahmet onun yanında hiç kalır. 

 

1098. Dünya ve ahirete ait bütün işlerimizi vücudumuz ile görüyoruz. Bu yüzden vücudumuza son derece dikkat etmek, bakımlarını yapmak ve ona zararlı olacak şeylerden şiddetle kaçınmak zorundayız. Zira bu vücut çalışmaz hale gelirse yenisini vermiyorlar ve sen bu dünyadan göçüp gitmek zorunda kalıyorsun. 

 

1099.Bütün iş yerleri, bütün makamlar, bütün mülkler, bütün tarlalar Allah'ındır. Onlardan dilediğini dilediğine verir, dilediğini dilediği yerde çalıştırır, dilediğini dilediği makama getirir. Dilediğini patron olarak dilediğini işçi olarak çalıştırır.  

Tarlalara bak! O tarlayı bu güne kadar kimler ekip dikmiştir. Demek tarlalar onların değilmiş! Tarlanın hakiki sahibi onları çalıştırmış ve şimdi de dilediğini çalıştırmaktadır. 

"Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz?" Araf 

Suresi 10 

 

1100. Allah'ın işlerine "Neden" sorusu sorulmaz. İki arkadaştan biri ölür toprağa girer, diğeri nimetler içinde sefa sürer. "Neden onu öldürdü de bunu 

yaşatıyor?" denmez! Zira bizim bilemeyeceğimiz binler hikmetler vardır. 

Aynen bunun gibi; Şu adam neden zengin, bu adam neden fakir, şu adam neden güzel bu adam neden öyle güzel değil, şu adam neden son model arabaya biniyor da bu adam neden bisiklete biniyor, şu adam hasta da bu adam neden sıhhatli, şu adam neden Amerika'da dünyaya geldi de bu adam savaşların içinde dünyaya geldi denmez. Denmez ha denmez. Çünkü bu işleri yapan zat her şeyin en güzelini yapmakta, ne yaparsa güzel yapmaktadır. Ancak herkes o güzellikleri görememektedir. Eğer sen de bu işlerdeki hikmetleri, güzellikleri göremiyorsan suçu başkasında arama! 

 

1101. Sakın kimse ile ipleri koparacak kadar kötü olma! Zira dünya hali bu... Gün gelir yüz yüze bakmak zorunda kalırsın. 

 

1102. Bu dünyada belalar, musibetler, hastalıklar sanki birer sevap fabrikası gibidirler. Mesela, sen hasta oldun. Sabır ve şükür etmek şartı ile işlemiş olduğun günahlar silinir, ahirete ait pek çok sevap kazanırsın. Ayrıca seni ziyarete gelip teselli verenler de rahmete gark olurlar. Sana bakan,yardımcı olan herkes pek çok sevaplar kazanır. Daha bunun gibi senin hastalığınla ilgilenen, yardımcı olan herkes hissesini alır. 

Eğer o hastalık olmayıverse bütün bu kazançlardan mahrum kalınır. Dolayısıyla hastalıktan dolayı o az bir zahmet çekilmesin diye bu kadar sevaptan vazgeçilmez. 

 

1103. Dünya para biriktirme, mal yığma yeri değildir. Amma tedbirli olma yeridir. "Tedbirli olmak gibi akıl yoktur" buyurmuş peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam. 

 

1104. Eğer sen Allah'a güzel kul olursan bütün herkes ve herşey maddi olarak ta manevi olarak ta sana hizmet eder. Yok eğer sen Allah'a isyan edersen o zaman da sen herkese ve herşeye hizmetkar olursun, kanun böyle... 

 

1105. Sıkıntılardan neden şikâyet ediyorsun ki... Onlar olacak, onlar bu hayatın lazımıdır. 

 

1106. Haya, yani utanma duygusu kısa sürede kaybolur. Ve kişi utanılacak bir hareketi yaptığı zaman "Bunda utanacak ne var?" demeye başlar. 

Bu şekilde utanma duygusunu kaybedenler eğer tekrar islami bir hayata geçerlerse utanma duygularını yeniden kazanabilirler. 

 

1107. Garip... Ehl-i Küfür ve Ehl-i İsyan olanlar ve cehenneme doğru gittikleri açık olan insanlar sanki cennete doğru gidiyorlarmış gibi rahatlar. 

Cennet yolunu tutan Ehl-i İman ve Ehl-i Salahat ise sanki cehenneme doğru gidiyorlarmış gibi korku içindeler. Hatta kişinin salahatı arttıkça korkusu da artmakta. Buradan da anlaşılıyor ki Allah'tan en çok korkanlar alimler. Rabbimiz bu konuda şöyle buyuruyor "Kulları içinde Allah'tan ancak alimler korkar." Fatır Suresi 28 

Peygamberlerin korkusu ise hepsinden fazladır. Ve peygamberler içinde de Allah'tan en çok korkan peygamberimizdir. (Aleyhissalatu Vesselam) 

Garip... Maneviyatta makam yükseldikçe korku da artıyor. 

 

1108. Allah'ın işleri gerçekten çok taaccup edilecek şekilde. İnsanlık tarihinin en büyük fitnesinin yaşandığı şu ahirzaman fitnesi içinde büyük veliler yetiştiriyor. Günahların sel gibi insanlara hücum ettiği günümüzde velayet-i kübra olan büyük evliyaların yetiştiği bir yolu ihsan etmiş. 

Risale-i Nur'lar içinde lutfettiği seyr-i süluk ile eskiden ulaşmaya bir ömrün yetmediği manevi makamlara kısa bir sürede vardırıyor. 

Eskiden altı ayda ancak gidilip gelinebilen hacca günümüzde altı saatte gidilip gelinebildiği gibi bu seyr-i süluk ile de en yüksek velayet mertebelerine  kısa sürede varılıyor. 

Bu seyr-i süluka mazhar ve muvaffak olanlar o makamlara çıkarak kâinatın bir meyvesi ve halife-i arz oluyorlar. Miracvari namaz kılıp külli zikir ve külli şükürler yapabiliyorlar. İsm-i azam'ı anlayıp külli dualar ve külli ibadetler yapabiliyorlar. Kâinatın içindeki mahlukat ve mevcudatın hal dilleri ile yaptıkları zikirleri anlayıp onlara serzakir oluyorlar. Bütün onları temsilen alemlerin rabbinin huzuruna çıkıp bütün onların tesbihatlarını, tahmidatlarını ve ibadetlerini Allah'a arz edebiliyorlar. İnsanlık tarihinin bu en dehşetli fitnesi içinde böyle evliyaları yetiştirmek ne müthiş bir olay! 

 

1109. Bu dünyada dikensiz gül arama. Zira dikensiz gül ancak cennette olur.  

Yani, hanım bir güldür amma sıkıntısı eksik olmaz. Aile bir güldür amma sıkıntıları olur. Evlat bir güldür, araba bir güldür, tatil yapmak bir güldür, dost bir güldür, aklına ne gelirse.. Bunların hepsi güzeldir amma onlara sahip olmak istersen dikenlerine, yani sıkıntılarına da katlanman gerekir. 

 

1110. Bir insan işini güzel yapar ve işinde başarılı olursa onun o toplumda ona göre bir yeri ve ona göre bir saygınlığı olur. Böyle bir kişinin ufak tefek hatalarına da hoşgörü ile bakılır. 

Eğer kişi işinde başarılı olmazsa, işini beceremezse o zaman herkes o adamın işine karışır ve ufak tefek hatalarına bile hoşgörü ile bakılmaz. 

 

1111. Bir malın kime ait olduğunu en kolay anlamanın bir yolu da onda kimin tasarruf ettiğine bakmaktır. Bir malda hakiki manada kim tasarruf ediyorsa mal onundur. Mesela; bir araba var. Birisi onu istediği gibi kullanıyor, istediği yere götürüyor, isterse rengini değiştiriyor, istediğine emaneten veriyor veya isterse satıyor. Anlarsın ki bu araba bu adamın. 

Aynen bunun gibi; bak bakalım senin vücudunda kim tasarruf ediyor, seni kim hasta ediyor, kim saçlarını ağartıyor, kim seni yaşlandırıyor ve kim öldürüyor? 

Bu aleme bak! Kim yağmurları yağdırıyor, kim geceyi gündüzü getiriyor, kim baharı yazı, kim kışı getiriyor, kim bu insanları yaratıp istediğini öldürüyor? 

Evet, bu alemde bütün bu tasarrufatı kim yapıyorsa bu mülkün hakiki sahibi de O'dur.  

"Velillehi mülküssemavati vel arz" Göklerin ve yerin mülkü 

Allah'ındır. Nur Suresi 42 

"Göklerin ve yerin mülkü O'nundur, öldüren de dirilten de 

O'dur. ve O herşeye kadirdir." Hadid suresi 2 

 

1112. Allah'ım! Kâmil bir iman ile emirlerini yaparak ve yasaklarından kaçarak yaşamayı, kâmil bir mü'min olarak ahirete intikal etmeyi ve benden razı olduğun bir halde sana kavuşmayı nasip eyle! Amin. 

 

1113. Hz. Ömer'in dediği gibi bize müslüman olmak şerefi yeter. 

Bizim kendi kafamıza göre doğrular yanlışlar olmaz. Kafamıza göre güzel çirkin, kafamıza göre dost düşman olmaz! 

Bizim için dinimiz neye güzel demişse o güzeldir ve neye de çirkin demişse o da çirkindir. Kime dost demişse bizim için o dosttur, kime de düşman demiş se o da düşmandır. O kadar... 

 

1114. Bu hocalar beni çatlatacak. 

Müslüman ülkelerin başlarına bombalar yağarken, oluk oluk müslüman kanı akarken bunlar bize hangi köleyi azat etmenin daha efdal olduğunu, ağaç dikmenin faydalarını anlatıyorlar. Hani doğuda bir müslümanın ayağına diken batsa batıdaki bir mü'min bunu hissedecekti? 

 

1115. Kimse kimseye birşey yapmaz. Kim ne yapar kendine yapar! 

 

1116. İnsanoğlu sanır mı ki uçağı ben buldum, telefonu elektriği ben buldum. Televizyonu radyoyu ve diğer teknoloji harikalarını ben buldum. Heyhat! Onlar Allah'ın lutfu ve ihsanıdırlar. 

Ancak, Allah Celle Celaluhu nasıl ki buğday ekene buğday, arpa ekene arpa veriyorsa teknolojiye çalışana da  onu veriyor. Ancak teknolojide de ne bulunacak, kim bulacak, ne zaman bulunacak, gene de hep O'nun dilemesine bağlıdır. 

 

1117. Herkes sanıyor ki Deccal çıkacak ve tek başına dünyaya hakim olacak? Bu mümkün değildir ve cari olan adetullaha da muhaliftir. Belki deccalin orduları olacak, tankları topları olacak, basını olacak, kendisine tabi olan milyonlar olacak, kendisine ait idaresi, kanunları mahkemeleri hatta hapishaneleri olacak, ve hakeza... Mehdi-i Azam da öyledir. Onun da sistemi, kanunları, milyonlara varan orduları olacak. Yani Mehdi-i Azam Hz.leri Kur'an'ı bizzat hayata tatbik edecek. 

Bu konuda Bediüzzaman Hz.leri Mehdi'nin milyonlar ordusu ile bunları yapmaya çalışacağını haber vermiştir. 

 

1118. Her toplumda uzun yaşayan yaşlılar olur. Bunlar o toplumdaki insanların ölüm konusunda gaflete düşmelerine sebep olurlar. Zira insanlar o yaşlılara bakarak kendilerinin de uzun yaşayacaklarını sanırlar. Halbuki bu yaşlıların akranlarından on kişi varsa bunların dokuzu çoktan ölmüş ve ahirete gitmiştir. İnsanlar ise ölen o dokuzu görmezler kalan bire bakarlar. 

 

1119. Seçim ile iş başına gelenler eğer devleti Allah'ın emir ve yasaklarına göre yönetirlerse, dini olmayan dünyevi meseleleri de oluşan mecliste istişare ile hallederlerse bu sistemin adına Şeriat denir. 

Yok eğer seçimle iş başına gelenler devleti kendi yazdıkları anayasa ve kanunlara göre yönetirlerse bu sistemin adına da Demokrasi denir. 

 

1120. Allah'ın küçük büyük hiç bir işine akıl ermez! 

Mesela; bir arının küçücük başına 7-8 bin göz yerleştirir. 

Bunu nasıl yapar? Bu sorunun cevabı sadece Allahuekber'dir. 

Koca güneşi milyarlarca sene bir intizam dahilinde yakar, dünyayı da saniye şaşmaksızın güneşin etrafında çevirir. Bu nasıl olur? Cevap: Allahuekber'dir. 

Allah Celle Celaluhu bu ve bunun gibi nice akıl almaz işleri insanların gözleri önünde yapar. Çok az insan bunları fark ederken büyük çoğunluk bunlara dönüp bakmaz bile.  Elbette bu harikalıkları görmek ve bunları yapan zatı övmek ve takdir etmek için yaratılan ve kendisine akıl almaz nimetleri veren Zat'a şükretmek için dünyaya gelen insan bu vazifelerini yapmazsa bu defa insanların yaptıkları basit şeyleri görmeye ve o insanları takdir etmeye ve onlara teşekkür etmeye başlar. Adeta değer olarak insan bu durumda baş aşağı düşer ve kıymeti de kalmaz. 

 

1121. İnsanların yaptıkları gerek ibadet ve gerekse her türlü dünyevi işlerine "amel" denir. Niyet bu amellerin ruhu hükmündedir. Dolayısıyla bir amel hangi niyet ile yapılmışsa ahirette ona göre değeri olur. O amele verilecek ceza veya mükafat o niyete göre olacaktır. Bu yüzden Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam "Ameller niyetlere göredir" buyurmuştur.  

Bediüzzaman Hz.leri de talebelerine birinci düstur olarak "Amelinizde rıza-i ilahi olmalı" demiştir. O zaman sen herhangi amel olursa olsun yaparken hangi niyet ile yaptığına dikkat et. 

Ancak dünyada amellerin dış görünüşüne bakılır ve ona göre değerlendirilir. "Şeriat zahire bakar" sözü bu manadadır. 

 

1122. Bu dünyada gerek maddi alanda, dünyevi işlerde ve gerek manevi alanda zirveye ulaşan kişiler sıradan davranışları ile dikkat çekerler.  

Bu zatlar alanlarında gösterdikleri başarıdan dolayı tatmin olmuş ve kendilerini ispatlamış kişilerdir. Dolayısıyla artık diğer insanlara kendilerini ispatlamak ihtiyacı hissetmezler ve onların ne diyeceklerine de önem vermezler. Bu yüzden insanların önem verdikleri lüks ev, araba, giyim kuşam gibi maddi şeylere önem vermezler ve basit ve rahat bir hayat sürerler. 

Bu kişilerin başında Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam gelir. O'nun hayatını okuyanlar ne kadar mütevazi bir hayat yaşadığını görürler. 

 

1123. Ehl-i Dünya daha çok kazanmak, daha çok rahat etmek ve nefsinin isteklerini yerine getirmek peşindedir.  Ehl-i Ahiret ise cennetteki makamını yükseltmek, köşklerini, ağaçlarını, meyvelerini çoğaltmak peşindedir.  Ehlullah ise Allah'ın rızasını kazanmak ve iman ile ahirete göçebilmek peşindedir. 

 

1124. Günde bir altına çalışan bir işçiyi birisi götürse, o işçinin gücü dahilinde olan bir işte bir gün çalıştırsa ve bir milyon altın verse o işçiye büyük bir lütufta, büyük bir iyilikte bulunmuş olmaz mı? O işçi tekrar tekrar o şekilde çalışmak istemez mi? O işçiyi o yüksek ücret ile çalıştırana "Neden onu çalıştırdı, neden o işçiyi yordu?" Denir mi? Elbette denmez. 

Aynen bunun gibi; akşama kadar az bir ücretle çalışan bu insana Allah Celle Celaluhu az bir zahmeti olan veya o kişinin dayanma gücü dahilinde olan bir bela musibet verse ve bu kişiye sabır ve şükretmesi şartı ile yarın ahirette akıl almayacak mükâfatlar verse: 

Bu durumda "Bu belâ veya musibeti Allah Celle Celaluhu ona neden verdi?" denir mi? 

Evet, belâ ve musibet ehline Cenab-ı Hak yarın ahirette öyle mükâfatlar verecektir ki bunu gören diğer insanlar: "Keşke bizim de dünyada derilerimiz makaslarla kesilseydi" diyeceklerdir. 

 

1125. Manevi alemlerde terakki etmek isteyen; takva sahibi olsun, farzları yapsın, Allah'ı çok ansın ve tefekküre yönelsin. 

 

1126. İslam alimleri ittifakla "Buhari ve Müslim'den bir hadis okumak aynı peygamberimiz'den Aleyhissalatu Vesselam duymak gibidir" demişlerdir. 

Allah Celle Celaluhu Kur'an'da namazı emretmiş ancak namazın nasıl kılınacağını Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam ile öğretmiştir. Zekatı emretmiş ancak hangi maldan ne kadar zekat verileceğini peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam ile öğretmiştir. Haccı emretmiş fakat haccın nasıl yapılacağını peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam ile öğretmiştir, ve hakeza... Kısaca dinimizin nasıl yaşanacağını fiilen peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam vasıtası ile öğretmiş ve bize de peygambere itaat etmemizi, O'na uymamızı emretmiştir. 

Dolayısıyla peygambere uymadan dini doğru yaşamak mümkün değildir. 

Bunu çok iyi bilen din düşmanları ve dini bozmak isteyen hainler hadislere hücum etmekte, hadislerin uydurma ve yalan olduklarını söylemektedirler.  

Dolayısıyla hadislere ve sünnetlere hücum eden birisini gördüğünüz zaman anlayın ki o; ya dini bilerek bozmak için uğraşan bir haindir, ya da ne yaptığını bilmeyecek kadar cahil ve bir zavallıdır. 

 

1127. Ben nefsime biniyorum, başka insanlara mümkün olduğu kadar yük olmuyorum. 

 

1128. Nazarımızı Kur'an'ın geldiği geceden Kur'an'a çevirinceye kadar yanlış yoldayız demektir. Bunu yapmadıkça toplum olarak kurtulamayız. 

 

1129. Hemen herkesin eli kolu, eli ayağı vardır amma herkes mahrem yerlerini herkese gösterecek kadar edepsiz değildir. 

 

1130. Doktor hastaya hasta doktora muhtaç, Öğretmen öğrenciye öğrenci öğretmene muhtaç, Anne baba evlada evlat ana babaya muhtaç, esnaf müşteriye müşteri esnafa muhtaç, fabrikatör işçiye işçi fabrikatöre muhtaç, kadın kocaya koca kadına muhtaç, fakir zengine zengin fakire muhtaç, ve hakeza ve hakeza... İşte sen karşındakinin sana olan ihtiyacını ona karşı silah olarak kullanma! Zira sen de ona muhtaçsın. O olmazsa senin de kıymetin olmaz. Hasta olmasa doktorun ne kıymeti olur, öğrenci olmasa öğretmenin ne kıymeti kalır? 

 

1131. Bu insan çok kıymetli bir varlıktır. Bütün mahlûkat ve mevcudat insana hizmet etmektedir.  Ancak bu insanın yaşamak için yemek yemeye de ihtiyacı vardır. Ne var ki insan bazen o kadar düşer ki yemek için yaşayacak hale gelir. 

 

1132. Cenab-ı Hak, yani mazlumların hakkını zalimlerden alan Allah, mülkünde cereyan eden bütün olayları görür ve asla unutmaz. Kim kime zulm etmiş, kim kime haksızlık etmiş, kim kimin hakkını yemiş, bir bir kaydeder ve o hakkı yenenlerin haklarını o zalimlerden ve hak yiyenlerden mutlaka alır. Yarın kıyamet günü hakkını alamayan bir tek kişi kalmaz. 

 

1133. Dinimiz kadına kocasına itaat etmesini şiddetle emrederken erkeğe de karısına itaat etmemesini emretmiştir.  

Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam "Karı kulu yüz üstü sürünsün" buyurmuştur. 

 

Buraya kadar olan sözler 2015 yılına kadar yazılmış olanlardır. Kitap cümlelerin yazılış sırasına göre dizayn edilmiştir. 

 

1134. Çok yemekten şiddetle kaçınınız. 

 

1135. Bu dünyada yapılan işlerin karşılığında alınan ücretler sanki peşin ücrettir. Hakiki ücretler ahirette verilecek gibi görünüyor. 

Mesela; Bir emlakçı bir ev alım satımına aracılık etti ve 5.000 TL aldı. Bir doktor da yüzlerce ameliyat yapıp yüzlerce kişinin hayatının kurtulmasına vesile oldu ve o da 

5.000 TL aldı.  

Şimdi ikisinin de yaptığı işin karşılığını aldığı nasıl söylenebilir? Bu doktor elbette bu kadar yaptığı hayati işlerin ayrıca ahirette mükâfatını alacaktır. 

 

1136. Hiç bir kimsenin övünmek için kendine mahsus bir kemâlatı yoktur. Dolayısıyla eğer bir kişi övünürse üzerinde bulunan (Güzellik, akıllı olmak, zengin olmak, sıhhatli olamak gibi. Bunların hepsi Allah tarafından ona emanet olarak verilmiştir) ve Allah'a ait olan ve kendisine ait olmayan bir şey ile övünmüş olur. Bu ise yasaktır.  

"Allah övünenlerin hiçbirini sevmez" Hadid Suresi 23 

 

1137. Kainatta öyle kara delikler vardır ki koca gezegeni içine alır ve yok eder.  

Küçük bir kainat olan insan da ise bu kara deliklerin misali nefistir. Bu nefsin içine de ne girse; girer ve kaybolur ve bu nefis gene de doydum demez. 

 

1138. Hiç bir insanın gerek maddi olarak gerek manevi olarak kendinden yukarıda olanlara bakarak şikâyet etmeye hakkı yoktur. Ancak sahip olmak istediği nimetleri dua ederek isteyebilir. 

Ancak herkesin kendisine verilen nimetler için şükür etmesi şarttır. Şükretmeyenler nankör olanlardır. 

 

1139. Bu dünyada en kıymetli şeylerden birisi de sanırım Allah yolunda ve Allah için sahip olunan bir dosttur. 

 

1140. Allah Celle Celaluhu bir insanı kulu olarak kabul etmişse, peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam ümmeti olarak kabul etmişse artık senin o insanı beğenmeme, kabul etmeme lüksün olabilir mi? 

 

1141. Dünya devam eder gider. Amma sizin bu dünyada günleriniz hatta nefesleriniz sayılıdır. Sayılı günleri ve nefesleri değerlendirmek gerekir. Boşa geçirmek ne kadar yanlıştır. 

 

1142. Direksiyonun başına geçip trafiğe çıktığınızda gayeniz hedefinize ulaşmak olmalı. Gayeniz bir an önce varmak olmamalı. Eğer gayeniz hedefinize bir an önce varmak olursa hedefinize hiç varamayabilirsiniz. 

 

1143. Her insan aslında rabbini arar. Veee bulmadan da rahat edemez. Tatmin de olamaz. Bu insanı başka hiç bir şey tatmin edemez. 

'Kalpler ancak Allah'ı anmakla tatmin olur' Ayet 

 

1144. Hayata hangi pencereden bakarsanız ona göre bir manzara görürsünüz. 

 

1145. Bu dünyaya gelen her bir insan Halife-i Arz olma kabiliyetine sahiptir. Tohumlar gibi.. Ancak toprağa atılan her tohum ağaç olamaz. Bir çoğu çürür gider. 

İnsanlar da öyledir. İman edip salih amel işleyenler halife-i arz olurlarken diğerleri çürüyen tohumlar gibi çürüyüp gitmektedirler. 

 

1146. Ulul Emre itaat farzdır. Peki... Ya... başa Deccal geçmişse? 

 

1147. Saltanat ve rububiyyet sahibi raiyyetine emirler verir ve yasaklar koyar. Bu emir ve yasaklara riayet edenler muti, uymayanlar ise asi olanlardır. 

Aynen bunun gibi; bu kâinatın sahibi, İlah'ı ve Rabbi olan Allah Celle Celaluhu kullarına emirler vermiş ve yasaklar koymuştur. Emir ve yasaklara uyanlar muti, uymayanlar ise asi olanlardır. 

Farzları yapmayan ve haramları işleyenler asi olanlardır. 

"Kalbim temiz" diye kendimizi kandırmayalım.  

Elbette itaat edenler ile asi olanlar da bir olmazlar ve aynı muameleyi de görmezler. 

 

1148. Bu dünyada bir şey başladı mı artık kendisine tayin edilen hedefe doğru hareket etmeye başlar. Nihayetinde hedefine varır, kemâlini bulur, meyvesini verir ve gider. Bir domates için de bu geçerlidir, bir insan için de. Bu bir kanundur. 

Aynen öyle de; bu kanun bütün insanlık için de geçerlidir. Adem atamız ve Havva validemiz ile başlayan insanlık elbette nihayetinde kemâlini bulacak, meyvesini verecek ve bu hayat bitecektir. İnsanlığın kemâlini bulması ise maddi olarak; zerrelerden kürrelere incelemek ve anlamak, havada uçup denizin derinliklerinde seyahat etmek, oturduğu yerden dünyanın öbür ucundaki adamla konuşmak ve seyretmek, ve bunun gibi tıp alanından astronomiye kadar her alanda teknolojinin zirve yapması demektir. 

Denizin dibinden uzayın derinliklerine kadar giden insanlar maddi alemde böyle meyve verirken manevi alemde de meyvelerini verecekler ve kemallerini bulacaklardır. Yani manevi alemde terakki eden insanlar da zerrelerden kürrelere inceleyip onlardaki Cenab-ı Hakk'ın sanatındaki harikalıkları görüp ilan edeceklerdir. Bütün alemin bir sahibinin olduğunu anlayıp bütün mahlukat ve mevcudatın her birinin ve hepsinin beraber Allah'ın varlığına ve birliğine olan şehadetlerini anlayıp Alah'ın varlığını ve birliğini ilan edeceklerdir. Daha sonra Bütün bunları yaratıp idare eden zatın sonsuz kudret, sonsuz ilim, sonsuz irade, sonsuz güzel isimlerinin tecellilerini anlayıp "sübhanallah" diyeceklerdir. Daha sonra alemdeki Allah'ın sonsuz nimetlerini anlayıp "elhamdülillah" diyerek mukabele edeceklerdir.Bütün bu anladıklarını bir nevi mirac olan namaz ile Allah'ın huzuruna çıkıp külli bir ubudiyetle mukabele ederek kainatın güzel bir meyvesi ve Halife-i arz olduklarını göstereceklerdir. 

Ayrıca insanlık tarihinin başından beri devam eden küfür cereyanı dünya çapında hakimiyyet kurarak deccallar dönemi ile meyvesini verecek ve küfrün nasıl bir zulüm olduğunu bütün dünyayı zulüm ile doldurarak gösterecektir. 

İman cereyanı ise bu deccallar dönemi içinde ortaya çıkıp bütün dünyayı bu küfrün temsilcileri olan deccallardan kurtaracak ve imanın nasıl güzel olduğunu bütün dünyayı adalet ile doldurarak gösterecek ve iman cereyanı da bu şekilde meyvesini verecektir. 

Daha sonra ise nefsani bir hayat dünyada yayılacak, nefis dünyaya hakim olacaktır. Bütün dünyada tam bir nefsani hayat yaşanacak ve bu yolun nasıl pis bir yol olduğu görülecektir. 

Nihayetinde bu şekilde dünya çapında nefsani bir hayat yaşayarak Allah'a isyan eden insanlar başlarına kıyametin kopması ile helak edileceklerdir. Neticede dünya bütün meyvelerini vermiş olduğundan dünya da gider, dünya hayatı da sona erer. 

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. 

1149. İnsanları geçim sıkıntısı öyle meşgul ediyor ki adeta etraflarını görmeden yaşıyorlar. Öyleyse, sen ne et et, hatta kuru ekmek ye, bu geçim sıkıntısına düşme! 

 

1150. Genel olarak bizler nimetlerin kıymetlerini bilemiyoruz.. Ancak o nimetler elimizden çıkarsa kıymetlerini fark ediyoruz.. Halbuki nimetlerin kıymetini elimizden çıkmadan da tefekkür ile anlayabiliriz. Mesela; gözlerimiz görmese nasıl olur diye bir düşünsek hemen gözlerimizin nasıl büyük bir nimet olduğunu anlayabiliriz. Güneş olmasa deyiversek hemen o nimeti fark ederiz. Nimetleri fark etmek az bir şey değildir. Ve bu tefekkürü ilerletirsek hem nimetleri fark eder hem de şükrümüzü artırabiliriz. Hadin bakalım… 

 

1151. Sabah namazından sonra yatarsan manen senin elini kolunu bağlarlar ve o gün artık akşama kadar elin iş tutmaz. 

 

1152. Ne kadar açlık ve korku, o kadar terakki... En çok açlık çeken ve en çok korkan 

peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam. En yüksek mertebede olan da O. 

Sahabeler... Savaş meydanlarında, her an ölüm ile karşı karşıya, akşama kadar kılıç sallıyor, yediği üç hurma. Onlar da peygamberlerden sonraki en yüksek makamdalar. 

Eğer onlar da bol bol yiyip içseydiler, cihad olmasaydı, o çileleri çekmeseydiler ve nasıl olsa cennete gideceğiz rahatlığı içinde olsaydılar o makamlara yükselemezlerdi. 

 

1153. Allah Celle Celaluhu son derece zengin ve cömert, en sevdiği kulu Hz. Muhammed Aleyhissalatu 

Vesselam karnına açlıktan iki taş bağlıyor.   Sahabeler, peygamberlerden sonraki en yüksek makamdalar; karınlarına açlıktan taş bağlıyorlar. 

Günümüzde ise her türlü isyan ve bu isyanı yapan insanlara verdikçe veriyor, insanlar vücutlarındaki yağları eritmek için uğraşıyorlar. 

Şimdi...Bu bolluk bu insanların hayrına olabilir mi? 

ASLA! Bu bolluk büyük bir ceza amma, anlayan kim? 

 

1154. İslamdan uzak olan bir toplum nasıl idare edilebilir ki... 

 

1155. Kadının her istediği yapılmaz amma "Yapmayacağım" diyerek te dünyaları yıkılmaz. Ancak idare edilirler.. 

 

1156. Şimdi anlıyorum ki şeytanın vesveseleri terakki ettirmek içinmiş. Elbette vesveselerin daha pek çok hikmetleri de vardır. 

 

1157. Bu dünyada öyle elbisesi yamalı fakir insanlar vardır ki kâinat onların şehri, dünya onların köşkü, güneş onların lambası, gökyüzü tavanları, ormanlar bahçeleri, denizler havuzlarıdır. 

Bütün kâinat kendilerininmiş gibi yaşarlar. Bu saltanata ancak Allah'ın lutfuna mazhar olan zatlar kavuşabilir.  

 

1158. Sen bir resim sergisine gidip insanların yaptığı tablolara hayran hayran bakan, bir tabloya milyonlar verip evinin duvarına asan insanları sanattan anlayan ince ruhlu kişiler mi sanırsın? 

Allah'ın bunca akıl almaz sanatlarına bakmadan geçen insanların sanat anlayışı sıfırdır. 

 

1159. Türk milleti kurtuluş savaşı ile düşmanı denize dökeyim derken küçük deccal'ın eline düştü, Dünya kominizm ile mücadele edeyim derken Büyük Deccal'ın eline düştü. 

 

1160. Günümüzde toplum ve aile hayatı o kadar deccal'ın kanunlarına göre tanzim ediliyor ki, adeta Allah'ın emir ve yasakları unutulmuş durumda! 

 

1161. Amerika, Rusya, İngiltere, İsrail'den daha büyük terörist mi var?Milyonlarca insanı öldürdüler, yıkmadıkları ülke kalmadı. Hangi terörist gurup bunları yaptı. 

 

1162. Deccallar bizim gibi insan olduklarından onların deccal olduklarını anlamak o kadar zor olacak ki ancak müminler iman nuru ile onların deccal olduklarını anlayacaklardır. Diğer insanlar ise onlara tabi olacaklar, peşinden gideceklerdir. Yani, onların dediği gibi bir hayat yaşayacaklardır. 

 

1163. Şehirde bir kuduz köpek dolaşsa yapılacak iş o köpeği öldürmektir, kapıları kilitlemek değildir. 

Teröristler kuduz köpek gibidirler. Onları öldürmeye karşı olanlar, bunun için kanun çıkaranlar, yuuuh olsun size. 

 

1164. Hayatı geçmişten geleceğe uzanan bir yol gibi düşün. Bu günü ise o hayatın bir kesiti gibi yaşa. Yani, hayata dikey olarak bak, bu günü yatay olarak yaşa. Yani, bu günü olabildiğince dolu yaşa. 

 

1165. Geçmişe bak ve dersler çıkar. Geleceğe bak, planlar yap ve tedbirler al. Bu günü ise mümkün olduğu kadar dolu dolu yaşa. 

 

1166. Koca koca hocalar deccal döneminde yaşayıp deccalları tanımadan yarın ahirete varırlarsa acaba utanmayacaklar mı? 

Üstelik millet te onlara bakıyor ki birşeyler söylesinler. Heyhat!... Bilmiyorlar ki söylesinler. Henüz deccal meccal yokmuş!!! 

ÖYLE DİYORLAR... Yazıklar olsun. Deccal döneminde yaşıyorlar haberleri yok. Peygamberimiz Aleyhissalatu 

Vesselam "70 bin taylesanlı deccala tabi olacak" buyurmuş. Bakın sarıklı iranlılar Rusya'ya tabi olarak bu hadiste haber verilen olayı gösterdiler. 

Amma sen Rusya'nın deccal olduğunu, başındakinin de deccal olduğunu bilmezsen bu hadisi nasıl anlayacaksın? Ve İran'ın Rusya'nın yanında yer almasını nasıl izah edeceksin? 

 

1167. Her gün deccalın yalancı cennetlerinde keyf edenler elbette Deccal'ı bilemezler, fitnesini göremezler. 

 

1168. Araba yol boyunca akıp gider amma yoldan çıkarsa bir çatırtı kopar. 

Aynen öyle de; manevi olarak kişi istikametli olursa rahat ve huzur içinde yaşar. Eğer manen yoldan çıkarsa manevi olarak sıkıntılar, problemler ve huzursuzluk başlar. Bu daha sonra maddi olarak ta problemlere sebep olur. 

 

1169. Eskiden bir kavme peygamber gelir, o kavim peygamberini dinlemez ve helak olurlardı. Daha sonra diğer kavme peygamber gelir, o kavim kendinden önce peygamberini dinlemediğinden dolayı helak olan kavmi bilir, buna rağmen bu kavim de peygamberini dinlemez ve neticede bunlar da helak olurlardı. 

Ben buna çok hayret ederdim; neden önceki kavmin başına gelenden ders almıyorlar diye... 

Meğer şimdi anlıyorum ki biz de bugün aynı durumdayız. Çevremizde nice ülkeler helak olup giderken bizler hayatımızda en küçük bir değişiklik yapmıyoruz. Peygamberimizi dinlemiyoruz, dinleyelim diyen de neredeyse yok. Tuttuğumuz yolda devam edip gidiyoruz. 

Doğrusu çok hayret! 

 

1170. Bir işi yaparken bağırıp çağırmak beceriksizlik alametidir.   

1171. Sevgili kardeşim! 

İstek, arzu ve zevklerine bir dur de. Zira nefis ve şeytan senin bu istek ve arzularından, zevk aldığın şeylerden istifade ederek seni yakalıyor. 

 

1172. Mehdi-i Azam bir mezhebe tabi olmayacaktır. Çünkü kendisi dört büyük mezhep imamından daha büyük bir makamda olacaktır. 

 

1173. Ey Kardeşim! Artık uyanma zamanı gelmiştir. 

Okullarda Allah'ın emrine göre eğitim yasak, 

Mahkemede Allah'ın emrine göre hükmetmek yasak,  

Basında Allah'ın emrine göre yayın yasak, 

Devlet idaresinde Allah'ın emrine göre idare etmek yasak,  

Allah'ın emrine göre evlenmek boşanmak yasak, Yasak, Yasak, Yasak... Kısaca Kuran'ın şahsi ibadetler bölümü hariç bütün hükümleri yasak. 

Eeee kardeşim, söyle bakalım şimdi: Allah'ın mülkü olan bu ülkede Allah'ın tatbik etmek için gönderdiği ve tatbik etmemizi emrettiği Kuran yasak olursa bu ülkede rahat ve huzur olur mu? 

Sizin ayetlerden haberiniz var mı? Kur'an'ın tatbik edilmesi için nasıl emirler olduğunu, bunlara karşı gelmenin nasıl bir cinayet olduğunu biliyor musun?  

1174. Kuran'ın inmeye başladığı geceyi Kadir Gecesi olarak kutluyoruz. Amma nedense Kur'an'ın büyük bir bölümünün tatbikatının yasak olduğunu düşünemiyoruz. 

Kuran'ın tatbikini yasaklamak! Bu nasıl bir cinayet! Ve bunu fark edememek...  Nasıl bir şaşkınlık bu böyle! 

 

1175. Var olan Allah'tır. O'ndan gayrı her şey O'nun var etmesi ile var olan şeylerdir. 

 

1176. Allah Celle Celaluhu  neye güzel demişse o güzeldir, neye de çirkin demişse o da çirkindir. Bana göre, sana göre güzel çirkin mi olurmuş! 

 

1177. Türkiye'de sistem Deccal veya Süfyan sistemidir. 

Dolayısıyla bu tağuti sistemi kabul edip benimseme!, 

"İyidir" deme!  Yoksa imanın gider de haberin de olmaz. "Lailaheillallah" ta ki "La" bu sistemleri red etmeyi şart koşar. Yoksa iman etmiş olmazsın.İman namazdan, umreden, hactan önce gelir. İman olmazsa bunlar kişiyi kurtaramaz. 

 

1178. Bazı dindar insanlar cehennemi ve cehennem azabını akıllarına ve şefkatlerine sığıştıramazlar. 

Halbuki eğer cehennem olmasaydı "bunca zalim neden ceza çekmiyecekler" diye ilk itiraz edenler gene bunlar olurdu. 

 

1179. Fenafillah, yani, Allah'ı ana ana kendini unutmak, Allah'ta yok olmak... 

 

1180. Kelime ve kavramlar ile beyin ve düşünüp anlama arasında kuvvetli bir bağ vardır. Zira akıl o kelime ve kavramlar ile kast edilen manaya varabilir. 

Eğer kelime ve kavramları bozar veya değiştirirsen aslında beyni ve anlama kabiliyetini bozmuş olursun. Bu durumda artık doğru düşünüp anlama mümkün olmaz. 

Dolayısıyla her kim ki görsen kelime ve kavramlar ile uğraşıyor, onları değiştiriyor, anla ki o bir haindir. Bu ülkede cevap kelimesini kaldırıp yerine yanıt getiren, orospu ve fahişe kelimelerini kaldırıp hayat kadını diyen, put kelimesini yasaklayıp anıt, büst diyen zalimler işte bu hainlerdir. Bu işe 1839 yılında birinci tanzimat ile başlanmış ve "Gavura gavur denmeyecek" diye fetva çıkarılmıştır. Gavura gavur denmeyince onlar elbette gavur olmaktan çıkmıyorlar. Amma o kelimeyi değiştirerek senin o olumsuz manaya çıkmanı önlüyorlar. Demek bu gavurlar bu meseleyi taa o zamandan beri çok iyi biliyorlarmış. 

O zamandan beri bozmadık kelime ve kavram 

bırakmadılar. Buna bilerek veya bilmeyerek en üst yetkililer de alet oldu. Neticede bugünlere geldik. Kelime ve kavramlar bozulunca kimin neyi kast ettiği anlaşılmaz oldu, beyinler bozuldu ve fikirler karıştı. 

GEÇMİŞ OLSUN! 

 

1181. Allah Celle Celaluhu verirse var, vermezse ne var? 

 

1182. Ben çalışmaya nasıl karşı olabilirim? Zira dünya hayatı hareket üzerine kurulmuştur. Üstelik kişi elinin emeğinden daha güzel bir şey yemez. Benim karşı olduğum; çalışacağım, dünyayı kazanacağım derken etrafını görmeden yaşamak ve nihayetinde ahirete bir hazırlık yapamadan eli boş bir şekilde varmaktır.  

İşte telafisi mümkün olmayan bu hataya düşmemek için kardeşlerimi ikaz ediyorum. 

 

1183. İnsan hayatı boyunca çalışır çabalar ve belki de çok başarılara imza atar. İşte bu durumda insanın yapacağı şey Hamd ile Rabbini tesbih etmek ve günah ve kusurları için tövbe etmektir. 

Zira Rabbimiz peygamberine 'Nasr' suresinde böyle emretmiştir. "Allah'ın yardımı ve zafer geldiğinde, insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, hamd ile Rabbini tesbih et, O'na tövbe et, şüphesiz O tövbeleri çokça kabul edendir" 

İslamın yayılması için çekilen onca çile, mal ve canların feda edilmesi, nice cihadlar ve neticede başarı... İnsanların fevc fevc islama girdiğini gördüğün zaman... Evet, o zaman Rabbini hamd ile tesbih et ve tövbe et. Çok garip. Zira başarı tamamen Allah'tandır. O muvafakkiyet vermese muvaffak olmak mümkün değildir. Öyleyse senin vasıtanla meydana gelen bir başarıdan dolayı sakın övünme, onu kendine mal etme. Seni başarılı kıldığı için veya sana muvaffakiyet nasip ettiği için Rabbine hamd et, şükret ve bu arada yapmış olduğun hata ve kusurların için tövbe et. 

Herkesin hayatında olabilen bu uzun süreli mücadelenin neticesinde meydana gelen başarıyı sakın sahiplenme. Onunla övünme! O başarıyı sana nasip ettiği için Rabbine şükret. Çünkü O seni muvaffak vermeseydi sen başarılı olamazdın. Öyleyse eksik olmayan hata ve kusurların için af dile. 

 

1184. Rabbini o kadar çok an ve o kadar O'nun rızasını kazandıracak hal ve hareketlere odaklan ki nihayetinde  kendini unut. Bu hal, tarikatta çok geçen fenafillah makamında olsa gerektir. 

 

1185. İnsan maddesi ile değer kazanmaz. 

Allah  Celle Celaluhu Adem Aleyhisselam 'ın cesedini yarattı ve o cesed bir müddet öylece kaldı.  

Enes İbni Malik'ten Resulullah'ın Aleyhissalatu Vesselam şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah Celle 

Celaluhu Hz.Adem'in cesedini yaratınca o halde dilediği süre bıraktı. Bu arada şeytan ona bakarak etrafında dönmeye başladı. Karın ve midesinin bulunduğunu görünce kendisine hakim olamayacak bir yaratık olduğunu anladı. Allah Celle Celaluhu meleklere kendisinden ruh üflediği zaman ona secde etmelerini emretti. Ve öyle de oldu. 

Demek kıymet cesedde değildi. 

Bu gün de durum aynıdır. İnsan vücuduyla, güzelliği ile, kuvveti ile, zenginliği ile, malı mülkü, makamı ile değer kazanmaz. Veya bunlardan dolayı insanlara değer vermek yanlıştır. Ne var ki ehl-i dünya insanlara bunlar var ise değer verir ve yanlış ederler. 

Aslında insanı kıymetlendirecek olan şey imanı, salih amelleri, takvası, fazileti, güzel söz ve davranışlarından dolayı olmalıdır. Eğer bunlar var ise üzerindeki elbise kırk yamalı da olsa onun değerini düşürmez. Yakışıklı veya güzel olmasa da değerinden bir şey kaybetmez. Veya eğer bu güzel hasletleri yok ise maddi şeyler onu kıymetlendiremez. 

 

1186. Allah Celle Celaluhu insanı ilk ve birinci olarak ve mutlaka kendisinden başka ilah olmadığını kabul etmeye davet eder. Eğer insan bunu yapmazsa başka ne yaparsa yapsın artık önemi yoktur ve ebedi olarak cehenneme gider. Halbuki zaten her şey Allah'ın yarattığıdır. Nasıl bu yaratılanlar ilahlık dava ederler ki Allah Celle Celaluhu ısrarla kendisinden başka ilah olmadığını kabul etmemizi istiyor? 

Elbette Allah'tan başka zaten ilah yoktur amma, son derece aciz, her gün yeyip içmeden duramayan, her gün tuvalete gitmek zorunda olan bu zavallı insanlardan ilahlık dava edenler olur. 

Daha da garibi bu zavallı insanları ilah kabul edip onlara kulluk eden milyarlarca insan çıkar. 

Garip... Çok garip. Hatta bu insanlar onların sahte ilah olduklarını ve kendilerinin de onlara kulluk ettiklerini de bilmezler. 

 

1187. Sahip olunan maddi şeyler ile üstünlük taslamak şeytani bir haslettir. Şeytan ateşten yaratıldığına bakarak topraktan yaratılan Adem Aleyhisselam'a üstünlük taslamış ve bu yüzden kovulmuştu. Halbuki Adem Aleyhisselam'ı üstün yapan maddesi değildi. 

Sen de sahip olduğun mal-mülk, makam, güzellik, akıl vs gibi şeylerine bakıp sakın kendini bunlara sahip olmayan insanlardan üstün görme! 

Kırk yamalı elbise giyen Hz.Ömer cennete gider, atlastan elbisesi olan bir zalim hükümdar cehenneme gidebilir. Eşşeğe binen bir  fakir cennete gidebilir, özel  uçağı olan bir zengin cehenneme gidebilir. 

Demek bizi üstün ve faziletli yapacak şeyler maddi şeylerimiz değildir. Sırf bu maddi şeyleri var diye bir adama değer vermek son derece yanlıştır. 

Ehl-i dünya'nın işleri çok yanlıştır. Ehl-i dünya insanların bu maddi şeylerine bakarak değer verir. Mesela fakirse, çirkinse ona değer vermez. Yani, şeytanın yaptığını yapar ve onun yolunda olduğunu gösterir.  

 

1188. İnsan kendisine göre düşünür ve bazı şeyler için "imkansız" der. 

Halbuki karınca için imkansız olan bir ağırlığı bir insan kolayca kaldırabilir. 

Aynen öyle de, İnsan için imkansız olan bir şeyi Allah Celle Celaluhu kolayca yapabilir. Baksana! Koca güneşi kim yakıyor, koca dünyayı kim döndürüyor, bunca insanı, hayvanı kim yaratıp yaşatıyor, bunca meyveyi kim yaratıp sana rızık olarak veriyor? Halbuki bu işleri yapmak insan için imkansızdır. Bir tek meyveyi dünya toplansa yapamaz. 

Bir tek tavuğu kimse yaratıp sana rızık olarak veremez.  Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi, insanlar için imkansız olan ölüleri diriltip hesaba çekmek te Cenab-ı hak için son derece kolaydır. Bu yüzden insan "çürümüş kemikleri kim diriltecek" dememelidir. 

 

1189. Acıkınca ister istemez insanın aklına  yiyecekler gelir; ne yiyeceksin, nerede yiyeceksin gibi.. İnsan bir şeyler yiyip karnını doyurunca bu düşünceler gider. 

Aynen bunun gibi, insanın ruhu da acıkınca ister istemez gıdasını arar. Ruhun gıdası ise iman, ibadet, zikir fikir gibi şeylerdir. 

Eğer insan ruhunun bu gıdasını vermezse, gıda diye müzik dinleyip dans ederse ruh sıkıntıdan çatlayacak hale gelir. 

 

1190. Allah Celle Celaluhu insanlara ve diğer mahluklara ikram etmek üzere ağaçların üzerinde meyveler yaratır. Bu meyveler ile aslında odun olan ağaç güzelleşir ve bir değer kazanır. Aynı zamanda o meyvelere ihtiyacı olan insanlar da o ağaca müracaat ederek onu şereflendirirler. 

Bu durumda Allah Celle Celaluhu o nimetleri yaratmış ve ikram etmiş, insanlar da bu nimetlerden istifade ederek mutlu olmuş olurlar.Ağaç ta buna vasıta olarak şeref kazanır ve güzelleşir.Doğru ve istikametli olan budur. Amma ağaç meyveler kendininmiş gibi sahiplense, verdiği insanlara kendi malını vermiş gibi minnet etse, o meyvelerden istifade edenler de meyveyi ağaçtan bilip ona hürmet edip teşekkür etse işte yanlış olan da budur. Aynen öyle de, biz insanlar Allah'ın bize verdiği nimetleri kendi yiğitliğimiz bilip sahiplensek ve ona ihtiyacı olanlara minnet ederek versek büyük hata ederiz. 

Ayrıca bizden istifade edenler de onu bizden bilip bize hürmet etse ve bize teşekkür etse büyük hata eder. Maddi ve manevi olarak kendisinden istifade ettiğin herkes buna dahildir. 

 

1191. Ağacın üstündeki meyveler ağacın işi değildir ve aynı zamanda o meyveler o ağaç için de değildir. Faraza ağaç irade sahibi olsa ve o meyveleri kendileri için yaratılmış olan insanlara vermese, verdiği zaman da kendi malını vermiş gibi minnet etse büyük zulüm yapmış olur.  Aynen öyle de, alimlerin sahibi oldukları ilimler onların değildir, belki insanlar içindir. Eğer alimler o ilimleri insanlara vermeseler veya verdikleri zaman kendi mallarını veriyor gibi minnet etseler büyük zulüm yapmış olurlar. Demek ahirette bazı alimlerin ağzına ateşten gem vurulacak olması belki de bu sebeptendir.  

 

1192. Kul ile rabbi arasına hiç kimse giremez. Ancak kul Allah'a nasıl kulluk edeceğini, nasıl şükür edeceğini, O'nu nasıl zikredeceğini, O'nun rızasını nasıl kazanacağını, O'nun razı olduğu şeyleri ve hakeza bilemez. 

İşte insanlar bütün bunları Peygamberimizde Aleyhissalatu Vesselam öğrenir ve ona göre hareket ederler. Dolayısıyla bu durumda peygamber kul ile rabbi arasına girmiş olmaz. Kul nasıl kulluk yapacağını O'ndan öğrenir ve ona göre kulluk eder. 

Bütün alimlerin, mürşidlerin vazifesi de böyledir. İnsanlara nasıl kulluk yapmaları gerektiğini öğretirler veya insanlar onlara bunun için giderler. 

Eğer bir alim veya bir mürşid kul ile rabbi arasına girerse hem kendisi büyük suç işlemiş olur hem de onu rabbi ile arasına sokan kişi... o kadar... 

 

1193. Ceylanın işi kendisine musallat olan aslanlardan, kaplanlardan şikâyet etmek değildir. "Bu aslanlar, kaplanlar neden var, canımıza kast ediyorlar, rahat edemiyoruz" diyemezler ve demeye de hakları yoktur. 

Ceylanların işi tedbirli olmak ve onlara karşı uyanık olmaktır. 

Aynen öyle de, Sen bu hayatta neden hastalıklar var, neden sıkıntılar var, neden zalimler var, neden hırsızlar var, neden caniler var vs. diyemezsin. O senin vazifen değildir. Senin vazifen bütün bunlara karşı tedbirli olmak, uyanık olamk ve dikkatli olmaktır. 

Bunların olması  o kadar hikmetlidir ki akıl yetişmez. Şu kadarını bil ki her şey yerli yerince ve mükemmeldir. 

 

1194. Türkiye şu anda akıl ve beşeri kanunlar ile yönetilmektedir. Netice budur. Vahiy ile yönetilmeye başladığımız zaman eski şanlı günlerimize döneceğimizde şüphe yoktur. Ve o günler de çok yakındır. 

O zaman sağcı-solcu, laik-anti laik olmayacaktır. O zaman müslümanlar ve onların karşısında olan gavurlar olacaktır. 

O kadar... Yani dost belli, düşman belli... yakındır... (2016) 

 

1195. Şeytan insanlara Allah'ı inkâr ettirmek veya O'na isyan ettirmek için uğraşır. İnsanlardan da aynı şeyi yapanlar vardır. İşte onlar da insanlardan olan şeytanlardır.  

Bu ölçüyü elinize alıp baktığınız zaman görünen ve iki ayaklı olan şeytanları tanımanız hiç te zor olmayacaktır. 1196. Siz bir iyilik yaptığınız zaman karşınızdaki ne kadar memnun oluyor, bunu ancak size de birisi iyilik yaptığı zaman anlayabilir yada hissedebilirsiniz. 

 

1197. Eserin mükemmelliği çok açık olarak ustanın mükemmelliğini gösterir. 

Dünya ve içindekiler, bütün kâinat akıl almayacak kadar mükemmeldir. Bu ise açık olarak Rabbimizin mükemmelliğini gösterir. Bu ise SÜBHANALLAH diyerek ifade edilir.  

Sübhanallah zikrini çok çekelim. 

 

1198. Haramlar manevi cihazları bozar. Bundan sonra kişi doğruları eğri, eğrileri doğru görmeye başlar. 

 

1199. Bir insan helal olan şeylerden çok yeyince cihazları çalışmaz hale gelirse, acaba yediği içtiği haram olanın cihazları ne hale gelir? Eğer haram yeyip içmenin yanında bir de seyrettiği haram, konuştuğu haram, dinlediği haram, giydiği haram, gittiği yer haram olursa nasıl olur, bir düşün... 

Radar bin km uzaktaki bir uçağı görür ve haber verir. Ya radar bozuk olursa? 

İşte günümüzde insanların pek çoğu bu haramlara girdiklerinden cihazları bozulmakta ve işlemez hale gelmektedir. 

İşte günümüzde en açık hakikatleri anlattığın zaman kulaklardan girmemesinin bir sebebi de budur. 

 

1200. Aslında her şey apaçık göz önünde, amma görecek göz lazım.  

Her şey apaçık Kur'an'da yazılı amma anlayıp idrak edecek akıl, kalp lazım. 

(Bu gözlere, kalplere, akıllara ne olmuş dersen "Perdelenmiş yada imansızlık veya isyan yüzünden çalışmıyor" derim) 

1201. Günümüzde çok önem verilen maddi şeyler aslında insanı kıymetlendirmez. İnsan onlarla değer kazanamaz. Mal-mülk, güzellik, kaş-göz, elbise, ayakkabı vs insanı kıymetlendirmez. Atlastan elbise giyip her türlü imkana sahip olan zalim bir hükümdar değerli olmadığı gibi, kırk yamalı elbise giyen Hz. ömer'de elbisesi yamalı diye değerinden bir şey kaybetmez. 

"Allah Celle Celaluhu sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ancak amellerinize ve niyetlerinize bakar" hadis-i şerifi bize bu hakikati ders vermektedir. 

 

1202. Aslında herkes Allah'ı sever ve Allah'a aşık olur amma bunu bilmez. 

Zira sevmeye ve aşık olmaya sebep olan bütün güzellikler Cenab-ı hakk'ın eseri ve sanatıdır. Dolayısıyla insan o sanatı veya eseri sever veya ona aşık olur. Bu ise doğrudan doğruya o eser ve sanatın sahibine gider. 

O sanat veya güzelliğin üzerinde göründüğü kişi ise aslında bir model gibidir. Ve o sanat veya güzellik ile hiç alakası yoktur. sadece Allah Celle Celaluhu o güzelliğini ve sanatını onun üzerinde göstermiştir. O ise onunla güzelleşmiştir. Allah Celle Celaluhu da bizzat kendisi kendi güzelliğini ve sanatını sever. Dolayısıyla her kim O'nun sanatını, güzelliğini ve güzel olan isimlerinin tecellilerini ne kadar üzerinde gösterebilirse o kadar güzelleşir ve Allah Celle 

Celaluhu  tarafından o kadar sevilir. Her kim ne kadar 

Allah'ın isimlerine ayine olabilirse Allah Celle Celaluhu  tarafından o kadar sevilir. 

İşte Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam en mükemmel bir şeklide buna mazhar olmuş, Cenab-ı Hakk'ın bütün isimlerine en güzel bir şekilde ayine olmuş ve üzerinde göstermiştir. Bunun için Allah Celle Celaluhu tarafından en sevilen kul olmuş ve HABİBULLAH olmuştur. 

İşte her kim her ne kadar sünnete uyarsa, yani peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam'in yaptığı gibi yaparsa o kadar Allah'ın isimlerine ayine olmuş ve o güzellikleri üzerinde göstermiş olur ve gösterdiği kadar da Allah Celle Celaluhu tarafından sevilir. 

Bunun için Rabbimiz Al-i İmran Suresinde "De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah ta sizi sevsin" buyurmuştur. 

 

1203. Hiç bir kimse her ne kadar başarılı olursa olsun övünme hakkına sahip değildir. Buna peygamberler de dahildir. Zira Allah Celle Celaluhu muvaffak etmeden hiç bir kimse hiç bir şeyi başaramaz. Eğer sen herhangi bir işte başarılı oldunsa o başarıyı sana nasip ettiği için Rabbini hamd ile tesbih etmen ve hata ve kusurların için tövbe etmen gerekir. Rabbimiz Nasr suresinde bize bunu böyle öğretmiştir. 

 

1204. Ben yaşamak için yiyorum. Ahhh... bir de ölmeyecek kadar yemeyi başarabilseydim..  

 

1205. Tatlı yemeyi azaltın ki, yedikleriniz tatlı olsun. 

 

1206. Türkiye'de azınlıklar azınlık değildir. Gövdesi dışarıda olan bir ejderhadır. Türk milleti kendi ülkesinde azınlıklar kadar hak sahibi değildir. 

 

1207. İnsanlık tarihi oyunca iki cereyan var olmuştur. Bunlar iman ve küfür cereyanlarıdır. İman tarafının en önde olanları peygamberlerdir. Onlar kuldur. Allah Celle Celaluhu dilemedikçe gözlerini bile açıp kapayamayacaklarını bilirler. Bu yüzden son derece mütevazidirler ve alınlarını yere koyarak kul olduklarını gösterirler. 

Küfür tarafının önde gelenleri ise Firavun,Nemrud, Ebu Cehil gibi kâfirlerdir. Onlar kendilerini o kadar yüksek görürler ki adeta erişilmez kişi gibi olurlar. Diğer insanlar da onları öyle görürler. Onlar olağanüstü insanlar olarak lanse edilirler ve nihayetinde ilahlıklarını ilan ederler. Diğer insanlar da onlara ilah demeye başlarlar. Nihayet onların heykellerini dikerler ve onların önünde eğilmeye başlarlar. 

Tarihte ve günümüzde bunun pek çok örneklerini görebilirsiniz. 

 

1208. Benim ahireti düşünmeyenle ne alakam olabilir ki... 1209. Suya ihtiyacımız olunca musluğa gideriz, ihtiyacımız olan suyu alırız, amma biliriz ki bu su musluğun işi değildir. Aynen öyle de; Manevi feyizleri almak için kâmil bir mürşide gideriz ve istifade ederiz amma biliriz ki bu feyizler o mürşidin işi değildir. 

Gene biliriz ki, eğer su için musluğa gitmezsek su nimetinden mahrum kalırız. Manevi  nimetler için de bir kâmil mürşide gitmezsek manevi feyizlerden mahrum kalırız. Kanun böyle... 

Ancak nasıl musluk hiç minnet etmeden cömertçe suyu veriyorsa mürşid de öyle olmalı, marifeti kendinden bilmemeli, kendisine gelen feyizleri cömertçe kendisine müracaat edenlere vermeli ve onları minnet altına da almamalıdır. 

Mürid de mürşidi feyiz için vasıta bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Yoksa yanlış eder ve cezasını da çeker. 

Bu konu geniş bir konudur, üzerinde tefekkür edilmeli.. 

 

1210. Lehül mülkü, yani mülk Allah'ındır. Tabii, demesi kolay. 

İnsan ölünce bütün malını bırakır ve gider. Neden? Çünkü o mal zaten onun değildi. 

Öyleyse, daha yaşarken bu gerçeği bil ve ona göre davran. 1211. Bu kâinatın ve bu dünyanın meyvesi iman edip salih amel işleyen  müminlerdir. Hatta denilebilir ki bu güneş onlar için yanar, bu ay onlar için parlar, bu dünya onlar için döner, bu bitkiler ve ağaçlar onlar için meyve verir. 

Bu müminlerin içinde de çok büyük derece farkı vardır. 

 

1212. Sebeplere yapışacaksın fakat nimeti sebeplerden bilmeyeceksin. 

 

1213. Allah'a kulluk yapmak daha dünyada cenneti yaşamaktır. 

 

1214. "Koca cennette her şey helâl iken neden Adem babamız bir tek yasak olan ağaca yöneldi ve onun yasak olduğunu bildiği halde onun meyvesinden yedi" diyorsun değil mi? 

Madem öyle, sen de neden bu dünyada hemen her şey helâl iken, az olan ve haram olan şeylere yöneliyorsun? Aynı şey... Sen de bir ademsin ve Adem babamızın yaptığını yapıyorsun ve bir de ona hayret ediyorsun. 

 

1215. Dönüp dolaşıp az yemeğe geliyorum. Bu dünyada illa az yemek lazım. 

1216. Şeytan insanı istek, arzu ve zevk aldığı şeylerden yakalar ve ona yasak olan şeyleri yaptırır.  

Adem Aleyhisselam ve Havva validemiz cennette ebedi kalmak istiyorlardı. Şeytan onların bu istek ve arzularından yakaladı. "Bu yasak olan meyveden yerseniz cennette ebedi kalacaksınız. Bu meyve bunun için yasak oldu" dedi. Ve böylece yasak olan meyveden yedirtti. Amma tam tersi oldu,  cennetten çıkarıldılar. 

İşte insan da zevk almak için gayr-i meşru yollara giderse, değil zevk almak, olan zevkini de kaybeder. 

 

1217. Allah'ın emrini yerine getirmek için insanlardan izin istenmez. Onlar izin vermezse yapmayacaksan eğer, zaten onlar izin verince yapmanın bir kıymeti de olmaz. Firavun iman eden sihirbazlara ne dedi: "Ben izin vermeden mi iman ettiniz?"  

İman etmek için onlardan izin istenmez veya onlar izin verdiği zaman yapılan iman iman olmaz. 

işte sahte ilahlar burada devre dışı kalır. Onlardan izin istemek onların ilahlığını kabul etmek anlamına gelir. 

 

1218. Bir insan mümkün olsa da çalışsa ve nihayetinde dünyanın tamamının sahibi olsa gene de boştur. 

1219. Sen işini güzel yaptığın zaman Allah'ın kullarının işlerini güzel yapmış oluyorsun. Bu elbette o kulların sahibini memnun ediyor. Allah Celle Celaluhu işini güzel yapan kullarını sever. Bu durumda işini güzel yapanların işleri yolunda gider. 

Eğer Allah'ın kullarının işlerini iyi görmez ve onları kandırırsan elbette bu onların sahibinin hoşuna gitmez. Bu durumda zaten her şey Onun elinde olduğundan kullarının işini iyi görmeyen, onları aldatan kişinin de işleri yolunda  gitmez ve neticede bunlar cezalarını çekerler. 

 

1220. İnsanın ömür boyu yaptığı ibadet yediği bir tek lokmanın veya yediği bir tek elmanın hakkını ödemez. Bu yüzden insanlar cennete ibadetleri ile değil, Allah'ın lutfu ile girerler. Amma O'nun lutfuna mazhar olmak, rızasını elde etmek gene de ibadet ile olur. 

 

1221. Bilinmeyen şey yok hükmündedir.  

Cebinizde para olduğunu bilmeseniz ve aç gezseniz o paraya var denir mi? 

 

1222. Faizi esas tutan kapitalizm islam nazarında merduttur. 

1223. Kapitalizm ve kominizm kardeştir. Biri sağdan diğeri soldan gelir amma hedefleri aynıdır: İnsanları soymak. Zavallı insan Allah'a kulluk yapmaya yönelmedikçe bunlardan kurtulamaz. 

 

1224. Allah'ın kullarının işlerini güzel görün. Yoksa onların sahibi sizi cezalandırır. 

 

1225. Allah Celle Celaluhu insanı yaratmış ve hiç bir hakkı olmadığı halde ona sonsuz nimetler vermiştir. İnsan bu nimetlerin şükründen bile aciz iken nasıl oluyor da hakkı olmayan, belki de layık ta olmadığı veya pek çok hikmete binaen başkalara verilip buna verilmeyen nimetler için kızıyor, isyan ediyor? 

 

1226. Allah Celle Celaluhu hiç bir şeyi yapmaya mecbur değildir.  

O isteseydi bizi perişan eden nefsi içimize koymayabilirdi, O isteseydi şeytanları yaratmayabilir veya bize musallat etmeyebilirdi.  

O isteseydi bunca zalimler, kafirler, hırsızlar soysuzlar olmaz, insanlar da rahat edebilirdi. 

O bütün bunları bilerek ve hikmetle yaratmış ve onları hikmetle istihdam etmektedir. 

O kendine ulaşılacak yolda o kadar engeller, zorluklar, sebepler yaratmıştır ki bütün bunları aşacak geçecek babayiğitler belli olsun. Elbette engellerde, sebeplerde takılanlar başkaları veya sebepleri suçlamamalıdır. Çünkü suç kendilerindedir. 

 

1227. Bir insan ömür boyu ibadet etse yine de yediği bir tek lokma ekmeğin hakkını ödemiş olmaz. Bununla beraber bu insan bir lokma değil sonsuz nimetlere mazhar olduğundan bari teşekkür etmesi gerekirken bir de nankörlük etse, nimetleri inkâr etse, nimetleri vereni inkâr etse, ona isyan etse bu insana azap hak olmaz mı? 

Bunun için rabbimiz sükür etmeyenleri nankör ilan etmiş ve onlara azabının çok şiddetli olduğunu haber vermiştir. 

 

1228. Bu dünyada her şey o kadar yerli yerincedir ki; mesela, şeytanlar olmasaydı bu alem eksik olurdu; mesela, cehennem olmasaydı bu alem noksan olurdu. 

 

1229.Demek bu Avrupalılar medeni ha... 

Tuvaletinde su olmayan insanlar nasıl medeni olabilir... Kabirde yatan ölülerden kira parası isteyen, yakınları kira parası vermeyince kabirdeki ölüyü çıkarıp atan devlet nasıl medeni olabilir.... 

18 yaşına gelen kendi öz evladını sokağa atan veya kira parası verirse evinde barındıran insanlar nasıl medeni olabilir... 

Elinde bir köpek, köpek nereye giderse oraya giden moruklar nasıl medeni olabilir... 

Ölen adamın bıraktığı mirasın yüzde kırkını gasp eden bir devlet nasıl medeni olabilir... 

Kendi iş yerinde kazandığı paranın çeşitli yollarla yüzde seksenini elinden alan devlet nasıl medeni olabilir... Evlat yetiştirmekten kaçıp köpek besleyen insanlar nasıl medeni olabilir... 

Yılda bir defa anne babasını ziyaret etmeyen insanlar nasıl medeni olabilir 

Arkadaşına bir bardak çay ısmarlamayan insanlar nasıl medeni olabilir.. 

Efendim kırmızı ışıkta duruyorlar, yayalara durup yol veriyorlar? Öyle mi.... 

Oradaki cezalar burada da olsa sen de durur ve yol verirsin.. Sen onları medeni olduklarından mı trafik kurallarına uyuyorlar sanıyorsun? 

Karısını kızını çırıl çıplak erkeklerin önünde gezdiren insanlar medeni olabilir mi? 

Daha bunlar gibi pek çok özellik sayılabilir. 

Şimdi ey bize medeni diye bu insanları gösteren şerefsizler! Dünyaya medeniyeti öğreten, islam'ı ve atalarımızı kötüleyip bu sefilleri bize medeni diye gösteren hainler! Ve hâlâ bunu savunan alçaklar! 

Artık maskeniz düştü. Zira gidip bu gavurları yerlerinde görüp geliyoruz..Artık bizi kandıramayacaksınız ve artık sizin de ne olduğunuz ortaya çıktı.. 

 

1230. Pek çok sahabe var ki belki de ömürleri boyunca bir tek keramet görmemiştir. 

Buna rağmen hayatları keramet görmekle geçen evliyalar bu sahabelere yetişemiyorlar. 

Ey manevi alemlerde terakki etmeyi, keşf ve keramet görmek sanan kardeşim!... Daha sen manevi terakkinin ne olduğunu bilmiyorsun... 

 

1231. Nefsani hayat yaşamayanlar için sıcak-soğuk, yaz gelmiş kış gelmiş veya diğer maddi şeyler önemli olmaz. Çünkü bu kişilerin yapacakları bellidir. Bu gibi şeyler nefsani hayat yaşayanlar için önemlidir ve bu gibi şeyler onları etkiler. 

 

1232. Nefsin istek ve arzularından kurtul da bak, o zaman gör, gerçek hürriyet ne imiş.. 

 

1233. Problemler ile sebepler dairesinde uğraş amma o problemlerin asıl kaynağını, yani onları sana göndereni unutma. O isterse hiç bir sebebe ihtiyacı olmadan, ne kadar büyük olursa olsun, o problemi giderebilir. Çünkü O sebepleri de yaratandır. 

 

1234. Arıya dilerse bal yaptırır dilerse zehir. Yani balı yerken balı arıdan bilme! Bal yapmak arının işi değildir. 

 

1235. Malını ve canını ortaya koyamayan dava adamı olamaz. 

 

1236. Demek ile insan olunamayacağı gibi doğuştan da olunmaz. Doğuştan insan olmaya aday olunur. 

 

1237. Kadınlar Lâtif ismine mazhardırlar. Mutlu olabilmeleri için bu ismin iktiza ettiği kabiliyetlerini kullanarak kemâllerini bulmaları gerekir. Eğer o ismin iktiza ettiği şeyleri yapmalarına bırakılmazlarsa kemâllerini bulamazlar ve mutsuz olurlar. Neticede erkeği de mutsuz ederler. Onlar mutlu olacaklar ki erkeklerini de mutlu etsinler. 

Hanımı ile mutlu olan erkekler ekseri bunu başaran erkeklerdir. 

 

1238. Sebepler gaye olmuş! Gayeler ise unutulmuş. Araba bir yere gitmek için vasıta iken araba almak gaye olmuş. Yaşamak için yemek yemek gerekirken güzel şeyleri yemek gaye olmuş. Ev yaşamamız için gerekli iken ev almak gaye olmuş. Ev eşyası rahat etmek için vasıta iken evi güzel bir şekilde döşemek gaye olmuş. Cami sebep, uçak sebep, bilgisayar, telefon sebeptir. En iyi telefonu alsan da konuşacak dostun veya işin olmazsa bu telefonun ne önemi olabilir. Cemaat olmazsa caminin ne önemi kalır! 

 

1239. Cezalar yapılan hareketin küçüklüğüne göre değil, bu hareketin neticesine göre olur. 

Bir parmak hareketi ile tetiği çeken adama adam öldürme cezası verilir. Küçük bir kibriti yakıp evi veya ormanı yakan adama kibrit yakma cezası değil evi veya ormanı yakma cezası verilir. 

Yarın ahirette de aynı şey olur. Lailaheillallah 

Muhammedünrasulüllah diyen bir adam ebedi cennete giderken kabul edip söylemeyen kişi ebedi yanmak için cehenneme gider. Çünkü bu sözün neticesi azimdir. 1240. Çare yok, Ya Allah'a halis kul olacaksın ve salih ameller işleyeceksin. O zaman dünya senin ayakların altında olacak ve sen onun üstünde keyf edeceksin, izzetle dünyanın üstünde gezeceksin, dünya senin peşinden koşacak ve dünya sana hizmet edecek; ya da iman edip salih ameller işlemeyeceksin ve haram olan şeyleri yaparak isyan edeceksin; o zaman dünya senin omuzuna yüklenecek ve sen o yükün altında ezileceksin. Bu durumda çok acınacak durumda olduğun halde sana acınmayacak. Çünkü sen buna müstehak olacaksın. 

 

1241. Allah Celle Celaluhu insanı yarattı, ta ki O'nun güzelliğini görsün, takdir etsin ve O'na aşık olsun. Amma insan "Ben güzelim" dedi çıktı! Başkalarda görünen güzellikleri de onlara verdi ve onlara aşık oldu, onları takdir etti ve neticede hain olup çıktı.  

Allah'a ait olan güzelliği, kudreti, ilmi, zenginliği, mülkü ve hakeza kendisi sahiplendiği gibi başkalara da dağıttı. 

Böylece hain oldu. 

 

1242. Ne yapmanız gerektiği konusunda tereddüt ederseniz vicdanınızı dinleyiniz. O sizi yanıltmaz. 

 

1243. Allah'ın nimetleri ile ve üzerinde gösterdiği kemalat ve san'at ile güzelleş ve şeref kazan amma asla onlara sahip çıkma! Onları Allah'tan ve O'nun olarak bil. Bu durumda onlarla güzelleşmen ve şereflenmen zararlı ve yanlış olmaz. 

 

1244. Ey insan! Ne yaparsan yap, fayda yok. Gökte uçsan, denizin derinliklerine insen fayda yok. Ve hiç birisi senin aradığın değil. Bunların hiç birisi seni tatmin etmez.  Seni ancak bu kâinatın sahibine inanmak ve O'na kulluk etmek tatmin eder. Senin aradığın da budur. 

"Kalpler ancak Allah'ı anmak ile tatmin olur" Ayet. 

 

1245. Elbette uçak senin istediğin rotada gitmez, amma sen de uçağın senin iraden dışında giden rotasında keyf edebilir, o rotanın da tadını çıkarabilir ve istifade edebilirsin. 

Aynen bunun gibi; hayat elbette senin istediğin gibi devam etmez. Onun kendine mahsus bir rotası vardır. Yani kader hakimdir ve Allah'ın dediği olur. Amma sen de kadere göre cereyan eden olaylar içinde istifade edebilir, hayatının tadını çıkarabilirsin. Yani neden arabam yok deyip hayatın tadını kaçırmak yerine sahip olduğun bisikletin tadını çıkarabilirsin.  

 

1246. İnsan neden köpek beslemek zorunda kalır? Çünkü insan sevgiye, ilgiye muhtaçtır. Bunu ise meşru dairede iman ve islamiyetten uzak olan insanlar bulamazlar. Bu ihtiyaçlarını en kolay karşılamanın yolu köpek beslemektir.  

İşte insan islamiyetten uzaklaşırsa öyle bir düşer ki en nihayet köpeğin sevgi ve ilgisine muhtaç hale gelir. İşte bu duruma düşen insanlar esfel-i safiline düşmüş olan insanlardır. Hatta bunlar insan ismine bile layık değildirler. 

 

1247. İbadetin, zikrin, fikrin, şükrün bizzat kendisi ücret, mükâfat ve iltifattır. Bunları yapanların bir de ayrıca ücret istemeleri ne demek oluyor? Bunlar istek oldukça yapılmalı. 

 

1248. İnsan ibadet için yaratıldığından ona ibadet yapmak yakışır. 

 

1249. Dünyayı karış karış gezsen fayda yok! 

Dünyanın hepsi senin olsa fayda yok! 

Eğer bu kâinatın sahibi ve mutasarrıfına iman edip, emir ve yasaklarına uyarak yaşıyorsan, sen zaten bir nevi cennettesin. 

Yok eğer iman etmedin, yada emir ve yasak dinlemeden yaşıyorsan sen zaten bir nevi cehennemdesin... Daha şimdiden.   

Bu hal aynı zamanda senin gittiğin yolun nereye varacağının da habercisidir. 

 

1250. Genelde insanlar mutluluğu uzaklarda ararlar. 

Halbuki mutluluk onların çok yakınlarındadır. 

 

1251. Tesettür Allah'ın emridir, açık saçıklık ta şeytanın. Kim tesettüre uyarsa Allah'a itaat etmiştir. Kim de açık saçık ise o da şeytana itaat etmiştir. Bu kadar basit. 

 

1252. Birisi bana dese ki "Çok çalıştım, ve neticede bütün dünyayı kazandım, bütün dünya benim oldu" Ben de ona derim ki "Sen ömrünü boşa harcamışsın, sen ömrünü boşa geçirmişsin" 

 

1253. İnsanlar biraz daha rahat edebilmek için öyle şeyler yaparlar ki değil rahat etmek, olan rahatlarını da kaybederler. 

Ehl-i Dünya'nın hemen tamamı böyledir. 

1254. En büyük terörist Amerika'dır. İki defa sivil halkın üzerine atom bombası atmış ve yüz binlerce masum insanı öldürmüştür. 

 

1255. Burası dünya... Bu alemde böyle başka bir yer yok. Burada insana fırsat verilmiş.: iman da edebilir küfür de, ibadet te edebilir isyan da, doğru da söyleyebilir yalan da, dürüst te olabilir sahtekar da, iyilik te yapabilir kötülük te, namuslu da olabilir namussuz da, cinayet te işleyebilir, hırsızlıkta yapabilir ve hakeza... Yani dünyada öyle bir ortam oluşturulmuştur ki insanlar her türlü iyiliği yapabildikleri gibi her türlü kötülüğü de yapabilirler. Yani buna fırsat verilmiştir. 

Artık herkes ne yaptı ise, işte buna amel denir. İnsanların ahirete, ebedi hayata götürecekleri de budur. Burada amel işlenir, hesap sorulmaz. Ahirette ise hesap sorulur amel yapılmaz. 

 

1256. BU AYETTEN NE ANLAMALIYIZ VEYA BU AYETİ NASIL ANLAMALIYIZ? 

Mâlesef günümüzde "Kuran bize yeter" diyen sapık bir taife türemiştir. İşte onlar bu cümleyi çok kullanırlar. Ayeti okurlar, kendi kafalarına göre mana verip yorum yaparlar ve "Bu ayeti böyle anlamalıyız" derler. 

O zaman ben Kur'an'ı mı dinlemiş oluyorum, yoksa seni mi, be ahmak! 

Eğer o ayetin ne dediği hakkında açıklama yapılacaksa, bu durumda sana konuşma sırası gelmez. 

 

1257. Bir  kişi eğer işinde başarılı ise o adamın genel olarak bütün yaptığı hareketler güzel görünür. 

Eğer bir kişi işinde başarılı değilse o zaman da bu adamın güzel hareketleri bile çirkin görünür. 

 

1258. İnsanın aklının, kalbinin,ruhunun, vicdanının rahat olması vücudunun rahat olmasından çok daha fazla önemlidir. 

Buna rağmen pek çok insan biraz daha rahat edeceğim diye öyle şeyler yapar ki akıl, kalp ve ruhunun rahatını kaybeder. Yani mesela, "daha konforlu bir arabam olsun, daha iyi bir evim olsun" diye borçlara girer ve bütün rahatını kaybeder. 

 

1259. İnsan bir cihetle kâinatın sonudur. Allah'tan gelen her şey nihayetinde gelir ve insanda son bulur.   

 

1260. Dünya yalan değil, neticesi azim bir imtihandır. 

1261. Şeytan Adem Aleyhisselam'ın maddesine bakarak hükmetti, hata etti. 

Melekler onun yapacağı yanlış işlere bakarak hükmettiler ve yanıldılar. 

"Şu mukavele ve mükâlemeden anlaşılıyor ki iblisin enaniyeti, kibri, melaikeye sirayet etmiştir ve yaptıkları istifsara, bir taifenin itirazı da karışmıştır." 

İşarat-ül İ'caz[Y] - 285 

Amma Rabbimiz "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi. 

Ve Adem Aleyhisselam'a bütün isimleri öğretti. İşte adem Aleyhisselam'ı ve insanoğlunu üstün yapan bu yönüdür. 

Demek bugün sen de eğer insanların maddesine bakarak onlara değer verirsen veya onları değersiz addedersen şeytan gibi hata edersin. Çünkü insanı değerli kılan veya değersiz yapan maddesi değildir. 

Eğer sen, bugün insanın yaptığı yanlış işlerine bakarak onun hakkında hükmedersen bu defa da meleklerin düştüğü hataya düşersin. Demek insana maddesi veya yaptığı yanlış işler noktasından bakıp hükmetmemek icap eder. Onun iman etmesi, salih ameller işlemesi, insanlığı, fedakârlığı, takvası, güzel ahlakı ve faziletleri noktasından bakıp hükmetmek gerekir.  

 

1262. Maddi olarak birbirine yakın olanlar manen birbirlerinden çok uzak olabilirler, ya da birbirlerinden çok uzak olanlar manen çok yakın olabilirler. 

 

1263. Ehl-i dünya dünyayı imar etme peşinde, Ehl-i ahiret ahireti imar etme peşinde, ya Ehlullah? 

Ehlullah ise rıza-i ilahiyi kazanıp imanla kabre girme derdinde... 

 

1264. Bir kişi şefkat ve merhamet duygularının etkisi ile ceza veremezse o kişiden idareci olamaz. 

 

1265. Onun bunun ne dediğiyle ve ne diyeceği ile meşgul olma! O zaman bir yere varamazsın. 

Doğru bildiğin yolda, yani dinimize uygun olan yolda ilerle, belki o zaman bir yere varırsın.  

1266. Olabildiğince sık olarak bu dünyanın geçici olduğunu, yani ölümü düşün.  

Bu sana maddi olarak ta, manevi olarak ta çok şey kazandırır.  

Aksi takdirde dünyanın sıkıntılarına dayanacak gücü kendinde bulamazsın. 

1267. Allah Celle Celaluhu sabreder, mühlet verir, amma bir yere kadar. 

 

1268. İnsan bazen der ki " Ah, bugünkü aklım o zaman olacaktı..." 

Kardeşim! O günün imtihanı o günkü aklına göre idi. Bu günde imtihanın bu günkü aklına göre. 

Merak etme, imtihan her zaman mükemmel. 

 

1269. Evliyalar keramet gösterirler. Bu onların evliya olduğunu gösterir ancak onların işi keramet göstermek değildir. Evliyaların özelliği her daim rableri ile hemhal olmaktır. 

 

1270. CAMİ VE CEMAAT... 

Kendimi camide, cemaatle beraber, aynı safların içinde görünce rahatlıyorum ve seviniyorum. 

Dinimizde cami ve cemaat esastır. Mazereti olmadan bu cami ve cemaati terk eden yanlış yoldadır. 

İslamiyet camisiz ve cemaatsiz olmaz! Madem öyledir, sen de o cami ve cemaatin içinde ol. 

 

1271. ŞİMDİ ANLIYORUM Kİ DECCALLARI DECCAL OLARAK TANIMAK ÇOK ZOR. 

O zaman yapılacak şey en azından şu olmalıdır: deccalların yaptıkları islama zıt işleri fark etmek ve onlara karşı durmaktır. 

Onları deccal olarak bilmesen de yapılan islam dışı yanlış işlerini görebilirsin.  

Mesela, adam şu müslümanların başındaki takkeyi, sarığı zorla çıkarttırıp, zorla yahudilerin şapkasını giydiriyor. Bunu yapan adamın deccal olduğunu bilemesen de en azından bu yapılan hareketin yanlış olduğunu görebilir ve bunu yapanın karşısında yer alabilirsin. Onun islam dışı yaptığı diğer islam dışı işleri de buna kıyas et. Eğer bir de onun yaptığı bu yanlış işleri iyi görürsen o zaman sende ne makbul bir iman kalır, ne de yaptığın amellerin yani ne kıldığın namazın nede diğer ibadetlerin bir faydasını görürsün. Bununla ilgili hadis vardır. 

 

1272.HERKESİN HATASI, KUSURU, GÜNAHI KENDİNE GÖREDİR VE ONA GÖRE O BÜYÜKTÜR. 

Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam kendisine sorulan bir soruya 'yarın gelin, cevap vereyim' dedi amma 'inşallah' (yani Allah izin verirse) demeyi unuttu. Bunun üzerine altı ay vahiy kesildi. 

Bir zat bir olay üzerine müslümanların zarar görmesinden dolayı üzülmesi gerekirken kendi zarar görmediği için 'elhamdülillah' dedi. Sonra aklı başına geldi ve "otuz yıldır bu elhamdülillahım için tövbe ediyorum" dedi.  

Bunun örnekleri pek çoktur. Bize göre çok küçük olan böyle hatalar o şahıslar için çok büyüktür. Bu yüzden Rabbimiz Kuran'da 

peygamberimizi  Aleyhissalatu Vesselam tövbe etmeye davet etmiş ve "Rabbini hamd ile tesbih et ve Ona tövbe et. 

Şüphesiz O tövbeleri çok kabul edendir" buyurmuştur. 

DEMEK YARIN AHİRETTE ALLAH'IN HUZURUNDA BOYNUNU BÜKMEYECEK KİMSE YOKTUR. 

BUNUNDA HİKMETİ ALLAH'U ALEM ALLAH 

KARŞISINDA BAŞI DİK KİMSE GÖRMEK 

İSTEMEMESİNDEN YADA BAŞKA BİR DEYİŞLE KARŞISINDA HERKESİN BOYNUNU BÜKMESİNİ ISTEMESİNDENDİR.  

 

1273. İNSAN MÜTHİŞ VARLIK! 

Bazen kainatı önüne alır ve : 

Ya Rabbi! Bu kainatı yaratan sensin, idare eden sensin" der. Ve devam eder. Bütün nimetler senin, bütün güzellikler senin, bütün havl ve kuvvet sana ait, öldüren sensin, yaşatan sensin" der, der ha der. 

Bazen de kainatı arkasına alır. Rabbi ile arasında kimse olmaz ve Rabbine şöyle hitap eder: 

Ya Rabbi! Bütün arkasındaki kainatı kast ederek "Biz ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım isteriz" İNSAN MÜTHİŞ VARLIK. 

Bir cihetten bakılsa insan kainatın başıdır, bir cihetten bakılsa sonudur. 

 

1274. Başarısızlık mazeretlerle örtülemez, kapatılamaz. 

 

1275. Hangi cemaate giderseniz gidin, eğer o gittiğiniz cemaat sizi daha çok cami ve cemaate sevk ediyorsa, o cemaate devam etmekle, namaza karşı, cami ve cemaate karşı şevkiniz artıyorsa o cemaat doğru bir cemaattir, devam edin. Yok eğer o cemaate gitmekle cami ve cemaatten uzaklaşıyorsanız, yanlış yoldasınız demektir, o cemaati derhal terk edin. 

 

1276. Şahs-ı Manevi maddi olmadığı için bu göz ile görünmez, ancak akıl gözü ile görünür, bilinir ve hissedilir. Gene de şahs-ı manevinin yaptığı icraatlar günlük hayatta göz önündedir. Ancak bu icraatlar o şahs-ı maneviyi temsil eden kişiler tarafından yapılır. 

 

1277. CEMAATLE NAMAZIN ÖNEMİ.. 

İnsan tek başına da külli ubudiyetlere muvaffak olabilir, ancak Cenab-ı Hakk'ın külli rububiyyetine karşı insanların toplu olarak ubuduyette bulunmaları cemaatle mümkündür. 

Bu yüzden dinimizde cemaat şiddetle tavsiye edilmiştir. Bununla birlikte günümüzde güya dini hassasiyetleri yüksek olan bazı müslümanların ve cemaatlerin cami ve cemaati terk etmeleri tamamen yanlış olan ve dinimize uymayan bir harekettir. 

 

1278.Hangi cemaat mensubu olursa olsun, maksadı ahiret ve nazarı da ahirette olmalıdır. Nazarı ve gayesi ahiret olan müminler halis olurlar ve birbirlerini rakip ve düşman değil kardeş olarak görürler. 

Nazar ve gaye eğer dünya olursa o zaman bu cemaat mensupları birbirlerine düşman ve rakip olurlar. 

Cemaatler arasındaki bütün ihtilaf buradan çıkmaktadır. 

 

1279. Kâinat insanın yaratılması ile tamam oldu ve kemâlini buldu. 

İnsan da namaz ile tamam oldu ve kemâlini buldu. 

Namaz da cemaat ile tamam oldu ve kemâlini buldu. 1280.Deccal zamanında hırsıza Allah'ın emrettiği ceza verilmez, bunun yerine kapılarınızı iyi kapatın denir. Çocukları kaçıranlara, tecavüz edenlere gerekli cezalar verilmez, bunun yerine "çocuklarınıza sahip çıkın, okula kendiniz getirin götürün" denir. 

Evinizin içine bile birisi kötü maksatla girse "dokunma" der, onu haklı olarak öldürürsen senin yakana iyi yapışır. 

Haksız adam öldürene kısas yapmaz, hapishanede besler. On askeri şehit eden terörist hapishanede beslenir, amma normal vatandaş kendisini dolandıran bir dolandırıcıdan hakkını alamaz. 

Resmen haberlerde görüldüğü gibi dolandırıcılar yakalanır, mahkemede serbest bırakılır, vatandaşa da "dikkatli olsaydın" denir. Daha neler neler... 

BU DECCAL SİSTEMİNDE ŞER OLANLAR KORUNUR, MASUMLARIN İSE HAKLARINI SAVUNAN OLMAZ.. 

 

1281. Şeytana uyanlarda, şeytan yolunda gidenlerde ilk gözle görülen özellik açılıp saçılmalarıdır.. Adem atamız ve Havva validemiz şeytana uyup yasak meyveden yer yemez ilk başlarına gelen şey avret yerlerinin görünmesi olmuştur. Çıplaklık bir toplumda ne kadar çok ise o toplum o kadar şeytana uyuyor demektir. 

Şeytana uyanların bir özelliği de kendilerini doğru yolda sanmalarıdır. Hatta en doğru yolda olanlar onlardır. Bu yazdıklarımıza ilk itiraz edecek olanlar da yine onlardır.. çünkü anlayamazlar.. 

 

1282. Bu dünyada maddi olarak ta manevi olarak ta rahat etmek istiyorsan yiyebildiğin kadar az ye... 

 

1283. İnsan bu dünyaya manevi olarak bir çekirdek gibi gelir. Öyle bir tohum ki eğer uygun ortamı bulur ve gelişirse manen bu kainattan daha büyük olur. 

İste bu tohumdaki ağaç olma kabiliyetinin harekete geçmesi için uygun ortam gerekir. O da dünya hayatı ve yaşadığımız olaylardır. 

Bu tohumdaki manevi cihazları en çok harekete geçiren sebep ise korku ve açlıktır. 

İste korku ve açlığın peygamberlerde zirve yapması bundandır. 

İşte peygamberimizin Aleyhissalatu Vesselam "Ben sizin Allah'tan en çok korkanınızım" demesi ve açlıktan karnına iki taş bağlaması bundandır. 

Adem Aleyhisselam'ın yasak meyveyi yedikten sonra bir rivayete göre 300 sene ağlaması bundandır. 

İbrahim Aleyhisselam Allah'ın dostu olduğu halde "Azabı düşündükçe dostluğu unutuyorum" demesi bundandır. İnsanlardan da terakki edenlerin terakki ettikçe korkularının artması bundandır.. En büyük evliyalar olarak tanıdığımız zatların en çok Allah'tan korkmaları bundandır. Bediüzzaman Hz.lerinin talebelerinin "Biz de Allah'tan korkuyoruz amma O'nun ödü patlıyor" demeleri bundandır. O zaman şimdi sen de kendine bak bakalım! Açlık ve korku.... sen de ne kadar var? 

 

1284. SİZDEN BİR ÜCRET İSTEMEYENLERE UYUN. 

Yasin suresi.... 

Ey müslümanlar, sadece bu ayeti hayatınızda tatbik etseniz, bu din tacirleri at oynatamazlar. 

Adam dine hizmet ediyormuş, insanların yakasına yapışıyor: para ver.... 

Bir de manevi baskı yapıyor ki vermezsen başına belâ gelir. Kardeşim , peygamberlerin hiç biri insanlardan bir şey istememişler. Bunlara ne oluyor, ver ha ver...VERME KARDEŞİM.. Dine hizmet Allah için olur ve insanlardan bir şey beklenmez.  

 

1285. ÇOK İLGİNÇ BİR MESELEDİR. 

Gardiyanlar ve hapishane meselesi ilginç bir meseledir. 

Hapishane ceza yeridir. Oraya giren ceza çeker, amma orada çalışan gardiyan ve diğer görevliler hiç azap çekmezler, hatta zevkle işlerini yaparlar.. Aynı ortamda, aynı yerde hatta aynı şartlarda oldukları halde mahkumlar ceza çekerken, görevliler zevk alırlar, ücret alırlar, hatta pek çok insan da orada çalışıp para kazanmak ister, Hatta talebin çok olmasından dolayı burada görev yapmak isteyenler sınava tabi tutulur. 

Aynen öyle de, cehennemde de oraya girenler şiddetli ceza görürlerken, orada bulunan görevli melekler hiç te o ateşten etkilenmezler. 

 

1286.Bir insan kendini öldürmekten veya karşısındakini öldürmekten bahsetmeye başlamışsa artık sabrının sonuna gelmiş demektir. Eğer imanı bunları engelleyecek kadar kuvvetli ise yapmaz, amma böyle bir imanı yok ise intihar da edebilir, karşısındakini de öldürebilir.  

İnsan bunu neden yapar? 

Çünkü o anda bu işleri yapmakla çekmekte olduğu sıkıntılardan kurtulacağını bilir amma intihar etmek veya kaşısındakini öldürmek ile uğrayacağı yeni sıkıntıları düşünemez. Halbuki yeni uğrayacağı sıkıntılar öyle çoktur ki, şimdikiler onun yanında sinek ısırması kadar kalır. 

Bu yüzden dinimiz intihar etmeyi de, karşındakini öldürmeyi de yasaklamıştır. 

Yapılacak şey, Allah senin hakkında da, karşındaki hakkında da hükmünü verene kadar sabretmektir. Her insan için illa onun hayatının tadını kaçıracak, ona rahat huzur vermeyecek, hatta ona eziyet edecek birisi bulunur. 

Hatta bu kanun hayvanlar aleminde de caridir, yani geçerlidir. 

Elbet bu hayatta böyle olmasının pek çok hikmetleri vardır. Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam bu konuda şöyle buyurmuş: "bir adam tek başına bir dağda yaşasa Allah ona eziyet edecek bir adam yaratır". 

Bu, bu dünyanın bir kanunudur ki kimse bu dünyada rahat etmeyecek. 

Bu konuda peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam şöyle buyurmuş: "la rahate fiddünya". Allah Celle Celaluhu bir kudsi hadiste şöyle buyurmuş: " Ben rahatı cennete koydum, insanlar dünyada arıyorlar, hiç bulabilirler mi?" 

 

1287. Mâlesef genel olarak manevi terakkinin ne olduğu bilinmiyor. 

Adam mesela valiye bakıyor, makam arabası, korumalar, saltanat vs.. zannediyor ki valilik budur. Diyor ki ben de vali olacağım.  

Halbuki vali olmak için o şahsın ne kadar çalışıp imtihanlara tabii tutulduğunu ve başardığını, vali olduktan sonra da gecesi gündüzü olmadan nasıl çalıştığını bilmiyor. 

Valiliği arabaya binmek ve saltanat sürmek sanıyor. 

Halbuki vali eşşeğe de binse validir. 

Evliyalık ta böyledir. Manevi makamlarda terakki etmeyi keşf ve keramet sananlar yanılıyorlar. Adam hiç keşf ve keramet görmese gene evliya olabilir. 

Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam  Hz. Ebu Bekir ile hicret ettiler. Ne zahmetler çektiler. Neden tayyi mekan yapmadılar? Tayyi mekan yapmayınca değerleri mi düştü? Demek iş tayyi mekanda değilmiş. Peki nerede? Bunu anlamak ve anlatmak burada zor.. 

Şu kadar diyebiliriz ki , kişi farzları yapıyor, haramlardan kaçıyor, elinden geldiği kadar ibadetle, zikirle, fikirle vaktini geçiriyor. Bu kişi yavaş yavaş terakki etmeye başlıyor. Hatta bazı makamlara da geliyor. Amma bilmiyor ki terakki etmiş ve ediyor. O da terakkiyi keşf ve keramet sanıyor. 

Böylece yanılıyor. Belki de öyle olması gerekiyordur. Zira Bediüzzaman Hz.leri " En büyük ihsanı ilahi ihsanını ona ihsas etmemektir" buyurmuştur. 

 

1288. Bir köpek havlar. Bu çok normaldir. Amma sen onu aslan sanarsan elbette o havlayınca şaşırırsın. Burada suç köpeğin midir, yoksa senin mi? 

Aynen bunun gibi, adam kendine yakışan bir hareket yapıyor. Vay efendim, ondan bunu beklemezdim, hayal kırıklığına uğradım, vs. Eğer sen adamı doğru tanımış olsaydın şaşırmazdın. Amma sen adamı tanıyamamışsın veya yanlış tanımışsın. Bu yüzden hayal kırıklığı yaşıyorsun. Bu durumda senin hiç suçun yok mudur? Veya sen gavurlara dostum diye yanaşıyorsun. Onlar da gavurluğun gereğini yapınca basıyorsun yaygarayı. Şimdi burada suç gavurların mıdır, yoksa Allah'ın Celle 

Celaluhu "Gavurları dost edinmeyin" ikazına rağmen onları dost edinen senin midir? 

Amma eğer adam kendini olduğundan farklı tanıtmışsa o başkadır. 

 

1289. İnsan bir cihetten bakılsa kâinatın merkezi, bir cihetten bakılsa kâinatın sonudur. Bir cihetten bakılsa kâinatın çekirdeği, bir cihetten bakılsa kâinatın meyvesidir. 

İnsan bir cihetten bakılsa alemde en mesud ve bahtiyar, bir cihetten bakılsa en perişan olandır. İnsandan aciz ve muhtaç başka mahluk yoktur amma bir cihetten bakılsa ondan zengin, mutlu ve keyf eden kimse de yoktur. 

 

1290. Bu alemde en büyük israf zaman israfıdır. Zamanın ne kadar kıymetli olduğu anlaşılamadığından zaman israfının da ne denli önemli olduğu anlaşılamamaktadır. 

 

1291. İnsan yaptığı ibadetlerle daha dünyada kendisine verilen nimetlerin bile karşılığını vermesi mümkün değilken nerede kaldı ki ahirette onlar için karşılık beklesin. 

Bu yüzden cennete ibadetleri ile girecek kimse yoktur. Cennete Allah'ın lûtfu ile girilecektir. Amma elbette yapılan ibadetler boşa gitmeyecek ve cennette ona göre nimetlere kavuşacaktır. Amma lûtuf olarak, hak etmiş olarak değil. 

 

1292. Eğer bir adam davası uğruna malını ve canını feda edemiyorsa, o adam, daha kendisi davasına inanmamış demektir. 

 

1293. Hadislere dil uzatan onları bize ulaştıran sahabelere dil uzatmıştır. Sahabelere dil uzatan ise iflah olmaz. Çünkü bunu yapanın maksadı dini ortadan kaldırmaktır. Zira hadisler ve sünnet olmadan din olmaz. 

Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam ashabı için şöyle buyuyurmuştur: "Ashabıma sebbetmeyiniz (hakaret etmeyiniz veya sövmeyiniz). Sizden birisi uhud dağı kadar sadaka vermiş olsa onlardan birinin bir müd, yarım müd sadakasına ulaşamaz.” (Sahîhul-Buharî (Fezail-i Ashabı Nebi) IV, 195; (Abdurrahman b. Avfla ilgili olarak).)  Rasulüllah Aleyhissalatu Vesselam burada daha sonra müslüman olan sahabelerine, ilk müslüman olan sahabelerine yetişemeyeceklerini ihtar etmektedir.  

 

1294. FİKİR ÜRETMEK.  

Belki de üretilenlerin en zoru ve en kıymetlisi.. Buna rağmen günümüzde kıymeti bilinmiyor. Amma büyük deccal Amerika biliyor. Onların dünyanın dört bir yanındaki ülkeler ve olaylar için özel fikir üreten kuruluşları var. 

Bizde ise değil fikir üreten kuruluş, ücretsiz fikir üreten fikir adamlarının bile kıymeti yok. 

Bu durumda sıkıntıların devam etmesi normal. 

 

1295. Sen Allah'tan kork! 

Şeytan'dan korkma! Allah'tan kork! 

Nefisten korkma! Allah'tan kork! 

Kâfirlerden korkma! Allah'tan kork! 

ÇÜNKÜ ONLARIN DİZGİNİ ALLAH'IN ELİNDEDİR. ALLAH MÜSAADE ETMEDEN ONLAR BİR ADIM BİLE ATAMAZLAR. 

 

1296. Mevlid kandili manen karanlığa bürünmüş insanların üzerine manevi güneşin doğduğu gece demektir. 

 

1297. Dünya o kadar harika bir yer, olaylar o kadar mükemmel, Allah'ın eserleri öyle hayret verici, işler o kadar hikmetli ki bütün her şey an be an kayd altına alınmaktadır. Yarın cennette dünyadaki bu vaziyetler ebedi olarak seyredilecektir. 

 

1298. İnsan, ne kadar doğru olursa olsun, ona bakan göz de doğru olmalı. Yoksa dosdoğru adamı eğri görür. Bir de kendini haklı sanır. 

 

1299. Şeytan Adem Aleyhisselam'ın maddesine baktı ve bir üstünlük görmedi. Halbuki, Adem Aleyhisselam'ı üstün yapan maddesi yani vücudu değildi. Dolayısıyla bu gün dahi insanın maddesine bakarak hükmedenler şeytan gibi yanlış yapmaya devam ediyor. 

Melekler Adem Aleyhisselam'ın yapacağı yanlış işlere baktılar, cinayet işlemesine, kan dökmesine, bozgunculuk yapmasına baktılar ve itiraz ettiler. İnsanın sadece yaptığı yanlış işlere bakarak hükmedenler bu gün de yanlış hükmetmeye devam ediyorlar. 

Allah Celle Celaluhu ise, "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi. Ve Adem Aleyhisselam'a isimleri öğretti. İşte insanı bütün mahlukattan üstün yapan bu yönüdür. Zira insan alemde tecelli eden Cenab-ı Hakk'ın bütün isimlerini anlayabilen, Cenab-ı Hakk'ı o bütün güzel isimleri ile tanıyabilen ve kendisi de bu bütün güzel isimlere birden ayine olabilen alemdeki tek varlıktır. 

İŞTE İNSANI DİĞER HER ŞEYDEN ÜSTÜN YAPAN BU YÖNÜDÜR.  

 

1300. Allah Adem'e bütün isimleri öğretti. Bakara 31. 

BUNDAN KASIT NEDİR. 

Bu konuda adeta herkes bir şey söylemiş. Her müfessir farklı bir mana çıkarmıştır. 

Şimdi bu sabah fark ettiğim bir manâyı yazacağım. Burada öğretilen isimler; kıyamete kadar yapılacak uçak, telefon, halı kilim isimleri olmasa gerek. 

O zaman ne olabilir? 

EN GÜZEL İSİMLER ALLAH'INDIR. A'raf 180. 

Bu durumda öğretilen Allah'ın alemde tecelli eden isimleridir. Bütün isimleri birden bilmek sadece insana mahsustur.  

Mesela: Adem Aleyhisselam ve Havva validemiz yasak meyveden yedikten sonra tövbe ettiler ve Allah Celle Celaluhu onları affetti. 

Melekler o zamana kadar Allah'ın affedici olduğunu bilmiyorlardı. Yani Ğaffar ismi ile Allah'ı tanımıyorlardı. Demek Adem Aleyhisselam ve sonra da biz insanlar yaratılmasa idik Allah'ın Ğaffar ismi hiçbir zaman bilinmeyecekti. Melekler hiç bir zaman Cenab-ı Hakk'ın Ğaffar olarak bilemiyeceklerdi. Adem  Aleyhisselam ile bunu öğrendiler. 

 

1301. İnsanın karnında bulunan maddi pislik onun değerini düşürmez. 

Aynen öyle de, manevi olarak manevi karnında bulunan manevi pislikler de onun değerini düşürmez. (Şahsi hata ve kusur ve günahları gibi) Çünkü bu, insan olmanın normal bir halidir. 

Ancak onun maddi olarak ta manevi olarak ta pisliklerini ortaya çıkarıp koymak yasaktır ve yanlıştır. 

   

1302. Kâfir açık düşmandır, önden vurur. 

Münafık gizli düşmandır, arkadan vurur. 

 

1303. Dinimizde kan parası yoktur. Diyet parası vardır. Bu kötü isim yüzünden nice müslüman hakkı olan parayı almaktan kaçınmaktadır. 

 

1304. Ne kadar çok yersen o kadar hayvanlaşırsın. Ne kadar az yersen o kadar melekleşirsin. 

 

1305. Bir kadının en çok hürmet edip saygı göstereceği kişi kocasıdır. 

 

1306. Hakiki nur talebeleri Üstad Hz.lerini dinlemeli ve siyasetten uzak durmalıdırlar. 

Siyasette uzman olan çok insan var ve o sahada size ihtiyaç yok. 

Amma iman ve Kuran hizmetinde size ihtiyaç çok. 

Üstelik bu hizmete kanaat etme mecburiyetiniz de vardır. 

 

1307. Evliyalar her zaman bulunur. 

Onları canı nasıl isterse öyle yaşayanların arasında değil, nefsinin meşru isteklerine bile "dur" diyebilenlerin arasında ara.  

 

1308. Her şey maddi değil ki maddi gözümüz ile görülsün... 

Bazı şeyler var ki akıl gözü ile görülür. 

Bazı şeyler var ki kalp gözü ile görülür. 

 

1309. Her insan bu dünyada ancak Allah'ın takdir ettiği kadar yaşar. 

 

1310.İnsanı yaratan Allah Celle Celaluhu onun maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamıştır. 

Havadan suya, güneşten gıdalara aklına maddi olarak ne gelirse hazırladığı gibi manevi ihtiyaçlarını da hazırlamıştır. İnsanın fıtratına uygun olan yaşama şekli islami bir hayattır. 

İslamiyette bazı özel günler, geceler vardır: Cuma günü ve gecesi, kadir gecesi, mevlid kandili gibi.. 

Ayrıca bayramlar vardır; Kurban ve Ramazan bayramları gibi... 

Ayrıca aylar vardır: üç aylar, ramazan ayı, hac ayları gibi... Hatta devirler vardır; 4 halife dönemi, deccal dönemi, mehdi dönemi gibi... 

BUNLAR İNSAN FITRATINA UYGUN VE LAZIM ŞEYLERDİR. 

Ancak insanlık fitri olan islami hayattan uzaklaşınca bu ihtiyacını sun'i, yani yapmacık gün ve geceler icad ederek karşılamaya çalışmaktadır. Yılbaşı gecesi, kadınlar günü, sevgililer günü, babalar günü, anneler günü, öğretmenler günü, yaşlılar günü, şehitler haftası, tıp bayramı, işçi bayramı, camiler haftası, mevlana haftası,dünya çocuk hakları günü, vs 

Ayrıca bazı yıllar icad etmiş: fizik yılı, astronomi yılı, ışık yılı, su yılı vs. 

Ülkemizde de islami hayattan uzaklaşıldığı için bu yapmacık gün ve geceler devlet eli ile topluma 

yerleştirilmeye çalışılmıştır. Ne yazık ki müslümanım diyen insanlarımız bir kısmı dahi bu yapmacık gün ve geceleri kutlamaya çalışmaktadır. Böyle gün ve gecelerde birbirlerine tebrik mesajı atmaktadırlar. 

Ben şahsım olarak, emekli bir öğretmen olarak bu tarz yapmacık günleri ve geceleri kutlamaya zorlanmaktan şiddetle rahatsız olmuşumdur. 

Bizim toplum islamdan uzaklaştırıldı. Ancak bu yapmacık gün ve geceler ile de bir türlü kaynaşamadı, çünkü fitri değil. Adetlerimiz, geleneklerimiz, hatta düğün ve cenazelerimiz değişti. Amma hâlâ kim nasıl yapacağını bir türlü bulamadı. Düğünlere, cenazelere bakın dediğimi anlarsınız. 

HULASA BİZİ BİZ OLMAKTAN ÇIKARDILAR. BİR TÜRLÜ YOLUMUZU BULAMIYORUZ. 

BİZE YOLUMUZU ŞAŞIRTTIRANLAR, SİZE YAZIKLAR OLSUN. TOPLUMU NE HALE GETİRDİNİZ.  

 

1311. Bir kişinin Allah'tan korkup korkmadığı Allah'ın emir ve yasaklarını titizlikle yerine getirmesinden anlaşılır. 

 

1312. Kendinizi kabrinizde hayal edin. Ve, oradan dünyaya ve olaylara, hatta kendinize, kendi yaptıklarınıza bakın, seyredin. 

Kesinlikle çok farklı bir manzara göreceksiniz. 

 

1313. Az yemenin zararı bir, menfaati binlerdir. 

Çok yemenin menfaati bir, zararı binlerdir. 

 

1314. Açlığın az bir zahmetine katlan, tokluğun binler zahmetinden kurtul. 

 

1315. Kayın valideler! 

Eğer gelininizi bir şekilde kazanırsanız bir kızınız daha olmuş olur. 

Yok, eğer gelininizi rakip görür ve onu kazanamazsanız, o zaman da bir düşmanınız olur ve büyük ihtimal oğlunuzu da kaybedersiniz.(İSTİSNALAR HARİÇ) 

 

1315. İnsanları ağlatırsan, sen gülemezsin. 

 

1316. Ehl-i dünya ne kadar zengin olursa olsun Ehl-i Hakikat ile kıyaslandığında son derece fakirdir. 

 

1317. Ey İnsan! Bir düşün. Senin Allah'ın emir ve yasaklarına göre yaşamana mani nedir? 

 

1318. Ey İnsan! Allah'ın emirlerini toplumda tatbik etmene mani nedir? 

 

1319. Ey İnsan! Senin Allah'ın emirlerini yapmana mani nedir? 

 

1320. Bütün mesele rabbimizin razı olduğu bir kul olabilmektir. 

 

1321. Her şey maddi değil ki maddi göz ile görünsün. Akıl gözü ile görünenler var, kalb gözü ile görünenler var, kulak ile anlaşılanlar var. Günümüzde aletler ile fark edilip anlaşılanlar var... Var ha..var. 

 

1322. Allah için kızdığın kimseler varsa doğru yoldasın demektir. 

 

1323. Sevdiğiniz şeylere dikkat edin. Neredeyse bütün ağlamalar bundan oluyor. Sıkıntı o sevdiğiniz şey ile oluyor. Öyleyse sen önce neyi, nasıl sevmen gerektiğini, istikametli sevmenin nasıl olduğunu öğrenmelisin. 

 

1324. İtme ile giden bir araba ile bir yere gidemezsin. Zorlamayla ders çalışan bir öğrenci, zorlamayla evi toplayan bir karı, zorla işe giden bir erkek gibi... 

 

1325. Ey insan! 

Kimin mülkünde yaşıyorsun, kimin verdiği rızkı yiyorsun da kime kafa tutuyorsun? 

Sen kime isyan ettiğinin farkında mısın? 

 

1326. En büyük, en önemli ve en birinci imtihan kişinin nefis dairesinde olur. 

Ne yeyip içtiğinden ne konuştuğuna, nereye gittiğinden nereye baktığına kadar, hatta neyi hangi niyetle yaptığına kadar her şeyi kaydedilir ve hesap için muhafaza edilir. İkinci derecedeki imtihan ikinci derece yakın olan hanımı ile olur. 

Üçüncü derece imtihan anne baba ve çocuklarla olur. 

Daha sonra sırası ile ikinci derece akraba ve komşular ile, 3.derece akraba ve komşular ile, iş güç, alışveriş vs, daha sonra şehir çapında, daha sonra ülke ve dünya çapındaki dairede imtihanlar olur. 

En önemsiz ve belki de ömürde bir iki defa vazife olan daire ülke dairesidir. 

 

1327. Nefsin ne kadar hoşuna giden, zevk aldığı veya istediği arzuları varsa hepsinin kendine göre bir bedeli vardır. Elbette her bedeli herkes ödeyemediğinden kişi pek çok arzusunu yerine getiremez. Ev, araba, her çeşit eşya gibi. 

Bu yüzden ve bu faturaları ödemek kolay olmadığından bu dünyada rahat etmek isteyen kişi mümkün olduğu kadar bu istekleri en aza indirmesi gerekir. Bunu peygamberimizin Aleyhissalatu Vesselam hayatında görebilirsiniz. 

Ruha ait zevkler ise genel olarak ücretsizdir ve genel olarak bu, nefsin isteklerine "dur" dedikten sonra başlar. Namaz kılmak, oruç tutmak, bir hastayı ziyaret etmek veya bir yemeği bir fakir ile paylaşmak gibi... 

Bunları da ne kadar çoğaltırsan ruhun zevkini o kadar artırmış olursun. 

Ekmeğini paylaşırsan onu yemekten daha fazla mutlu olursun ve bunun gibi şeyler yaparsan mutlu olursun.  

Mutluluk arayanlara duyurulur.  

 

1328. İnsan bir haram şeyi yapmak isterse önce bir tereddüt yaşar. 

Bu durumda, şeytan hemen devreye girer ve "Allah affeder, affedicidir, bir defadan birşey olmaz veya yap sonra tövbe edersin' der. 

Allah Celle Celaluhu  ise "Şeytan sizi Allah'ın affı ile kandırmasın"buyurur. 

 

1329.İmparatorluğu yönetecek bir padişah olma adayı bir şehzadeyi düşünün. Boş ve basit şeylerle meşgul olsa ve sonunda da padişah olma özelliğini kaybetse ve sonra da perişan olsa ne kadar yazıktır. 

Aynen öyle de, halifeyi arz olup bütün kâinatın kendisine hizmet ettiği ve bütün kâinatın sahibine dost ve muhatap olma adayı olan insan, elbise ile, ayakkabı ile, ev ile araba ile, eşya ile ve boş şeylerle meşgul olsa ve o yüksek makamlara bu yüzden çıkmaktan mahrum kalsa ne kadar yazıktır. 

Nitekim o yüksek makamlara çıkanlar 40 yamalı elbise ile gezmişler, eşek ile seyahat etmişler amma, değerlerinden hiç bir şey kaybetmemişler. 

Amma sen elbiseydi, ayakkabı idi, evdi, eşya idi derken manen tepetaklak olmuşsun. 

Haberin var mı? 

 

1330. Kâinatın mayası aşk ile yoğrulduğundan ve yaratılmasının bir sebebi de muhabbet olduğundan bu varlık alemine çıkan her şey sevilmek ister, canlı olsun cansız olsun istediği az bir sevgi ve az bir muhabbettir. Bu yüzden herkes ve her şey sevilmek ister. Hatta denilebilir ki sevilmeyen mutlu olamaz. Bu Vedud isminin muktezasıdır. 

 

1331.İnsanın bu dünyada gördüğü nimetler ve yaşadığı sıkıntılar ahiretteki nimetlere ve azaplara göre sadece küçük birer numunedir ahiretteki nimetler ve azaplar aklın hayal dahi edemeyeceği şekildedir. İnsanı işte bu akıl almaz nimetler ve bu akıl almaz azaplar beklemektedir. 1332. Tafikte haklı olmak önemli değil, kaza yapmamak önemlidir. 

 

1333. İnsanın Allah'ın kulu olduğu O'nun emir ve yasaklarına uyması ile anlaşılır. 

 

1334. İnsanlar kendilerine batan bir iğneyi başakalara batan bir çuvaldızdan daha çok hissederler. 

 

1335. İnsanlar bu dünyayı idare eden yok sanıyorlar ve ona göre davranıyorlar. 

Evet, onlara bir serbestlik veriliyor amma bir yere kadar. 

 

1336. Deccal kadınları yuvalarından çıkardı, Mehdi de yuvalarına sokacaktır. 

 

1337. Eşşeğe ne kadar kitap yüklerseniz o kadar yükü artar fakat eşşek olarak davranışlarında bir değişiklik olmaz. Aynen öyle de; nice insan bilgi sahibi olmak veya dünyevi pekçok maksatlar için kitap okur ve okudukça bilgisi de artar. Buna dini kitaplar da dahildir. Ancak bu insanın bilgisi arttıkça insan olarak davranışlarında bir değişiklik olmaz. Bunlar Kur'an'da kitap yüklü merkeplere benzetilmişlerdir. Cuma Suresi. 

İşte günümüzde çevrenizde gördüğünüz nice okumuş, ünvan sahibi veya yığınla kitaplar devirmiş fakat davranışları canavarca olan insanlar bu şekilde olan insanlardır. Bunlar Kuran'ın tabiri ile kitap yüklü merkepler gibidirler. 

Eskiden insanlar bu gerçeği ifade için "okumak cahilliği giderse de eşşeklik baki kalır" demişler. İşte onlar bu şekilde olan kişileri kasdetmişlerdir. Bütün kitap okuyanları değil. 

DEMEK SADECE KİTAP OKUMAK YETMİYOR. KİTABI NE İÇİN OKUDUĞUN DA ÇOK ÖNEMLİDİR. 

 

1338. Ramazan ayı manevi olarak diğer bütün ayların toplamından daha uzundur. Zira diğer bütün ayları ibadetle geçiren bir kişi ramazan ayında kazandığı sevaba erişemez. Ramazan ayı maddi olarak ta diğer aylardan uzundur. Zira diğer ayların nasıl gelip geçtiği anlaşılmazken ramazan ayı nerede ise onların toplamı kadar sürüyor gibi hissedilmektedir. 

Bu yüzden ramazan ayı dönüp dönüp geliyormuş gibi olur. 

 

1339. Kesbi olan vehbi olan gibi olmaz. 

 

1340. Herkes aynı hayatı yaşar fakat hayatın hızı farklıdır. Bir gün birisi için bir yıl gibi uzun olurken bazıları için bir gün bir saat kadar kısadır. 

 

1341. Ulaşıma, yolculuğa, ne ile yolculuk yapacağımıza, yolculuğun konforuna önem veriyoruz, amma o kadar olsun varacağımız yer ile ilgilenmiyor, ona önem vermiyoruz. Eğer insan vardığı yerde azap görecekse o yolculuğun ne kadar konforlu olduğunun ne önemi kalır ki? 

 

1342. İşlediğin haramın zevki gider, elemi kalır. 

İşlediğin farzın sıkıntısı gider zevki ve ücreti kalır. 

 

1343. Eğer deccal kadınları yuvalarından çıkaramasaydı başarılı olamazdı. 

 

1344.Bir adamı gerçekten görmek istiyorsanız gözlerine bakın. 

 

1345. Ruh çekirdek gibi. Çekirdeğin meyveli ağaç haline gelmesine kadar pek çok gelişme evreleri olduğu gibi ruhun da mahiyeti aynı kalmakla beraber meyveli ağaç haline gelmek gibi pek farklı gelişip olgunlaşma mertebeleri vardır. 

 

1346. Ey insan. İhtiyacın için çalmadık kapı bırakmıyorsun. 

Ha bir de Rabbinin kapısını çalsan. 

 

1347. Yolculuğu önemli kılan hedeftir. Hedefi unutursanız veya önem vermezseniz, yolculuğa önem verip onun mükemmel olmasına odaklanırsanız yanlış edersiniz. Bu hayat yolculuğunda da hedefini iyi anla ve ona göre hareket et. Yoksa hedefi boş verirsen hayat yolculuğunu nasıl yaptığının bir önemi kalmaz. Yani eşşeğe mi bindin, uçağa mı bindin, fark etmez. 

 

1348. İnsan vücuduyla değil, ruhu ile mutlu olur. Bu yüzden ruhunu ihmal edersen mutlu olamazsın. 

 

1349. Rabbim kimi, nerede çalıştıracağını çok iyi bilir. 

Sen, herkesi rasgele bir yerde mi çalışıyor sanıyorsun. 

 

1350. Araba ile giden için 50 km yakın, yaya giden için 10 km uzaktır. Dolayısıyla adam 10 km için uzak derse doğru demiştir. Öyleyse sen birisi bir şeyi söylediği zaman kendine göre anlama! O sözü söyleyenin neyi kasd ettiğine bak. 

Neredeyse bütün yanlış anlamalar bundan oluyor. Adamın neyi kasd ettiğine bakmıyor, sözlerini kendimize göre anlıyoruz ve dolayısıyla yanlış anlıyoruz. 

 

1351. Zor ve elbette istenmez amma kul da biraz sıkışmalı canım. Yoksa Hızır Aleyhisselam gelmiyor. 

 

1352. Yeyip içmek hayvanlar için bir iş ve meşgaledir. Senin hayvandan farkın olmalı. 

 

1353. Bu dünyada insana en yaramayan şey rahatlıktır. 

 

1354. Söz senden çıkana kadar, yiyecekler de senin içine girene kadar senin esirindir. Daha sonra sen onların esiri olursun. 

 

1355. ZİRVE.. 

Her alanda zirveye çıkmak zordur, zirvede rüzgarlar çok eser, zirveye çıktıktan sonra zirvede durmak ta oldukça zordur, fakat zirve bir o kadar da zevklidir. 

 

1356. Bu dünyada ne kadar fazla nimete talip olursan o kadar çok fatura ödemeye hazır ol. 

 

1357. İnsanların ihtiyaçları en zaruri olandan başlamak üzere derece derecedir. 

Sen paranı en zaruri olandan başlamak üzere sırasına göre harcamalısın. 

 

1358. Bazıları övünüyorlar veya başkaları küçük ve değersiz görüyorlar.  

Halbuki kendileri övündükleri şeylerine baksınlar; çalışıp mı kazanmışlar, sipariş mi vermişler, nereden bulmuşlar? 

Allah vermiş ve Allah Celle Celaluhu övünenleri sevmez. Öyleyse övünmeyi bıraksınlar da o nimetler için onu veren Allah'a şükür etsinler. 

VE UNUTMASINLAR Kİ ALLAH Celle Celaluhu  DİLERSE O NİMETLERİN HEPSİNİ BİR ANDA GERİ ALABİLİR. 

 

1359. Bir müslüman farzları terk edip haramları işlemeye başlarsa hayatında olmadık problemler çıkmaya başlar. Bu da o problemleri halledeceğim diye uğraşır durur. Halbuki anlamaz ki Rabbi ile arası bozulduğundan problemleri O göndermektedir. Arayı düzeltmediği sürece problemlerin biri biter diğeri başlar. 

Islamiyetten uzak olanlarda ise genel olarak isyan ettikce nimet artar. Bu ise aslında onların hayrına değildir. 

 

1360. Şeytan insana yanlış bir işi yapmasını söyler. Kişi yapmaya çekinirse " bir defadan bir sey olmaz veya Allah affder" der. Bu durumda genel olarak insanlar yenilir ve o yanlışı yapar. Eğer yapmazsa nefsi devreye girer. Bu zevki almak ister. Eğer kişi buna da aldırmaz ve o yanlış işi yapmazsa bu defa kadın devreye girer. Kadın da devreye girince artık o yanlışı yapmayan erkek zor çıkar. Cennette seytan Adem atamızı kandırmak için "bu yasak ağaçtan yersen ebedi cennette kalacaksın" dedi. Amma Adem  Aleyhisselam yemedi. Bunun üzerine nefsi devreye girdi. Nefis ebedi cennette kalıp zevk etmek istiyordu. 

Adem Aleyhisselam gene yemedi. 

Bu defa Havva validemiz devreye girdi. Ve yasak meyveyi yediler. 

Bu yol böyledir. Cennette ebedi kalmak için yasak olan seyi yaptılar. Tam tersi cennetten çıkarıldılar. 

İşte sen de şeytana uyarsan olan keyfini de kaybedersin. 

 

1361. Hangi araba şarampole yuvarlanmak ister ki!  İşte kardeşim! Hayat yolundaki o araba sensin. Eğer iman edip farzları yapmazsan, bir de haramları işlersen şarampole yuvarlanan araba gibi olursun. Ve sen o arabanın içinden de çıkamazsın. 

Eğer iman edip farzları yaparsan, haramlardan da uzak durursan yolda akıp giden araba gibi olursun, ve sen o arabanın içinde keyf edersin. 

Artık sen bilirsin. 

 

1362. Doğru söyleyeni yalan söyleyenlerin çokluğu korkutmaz. Zira onlar bir de olsalar bin de olsalar onun nazarında bir hükmündedirler 

 

1363. Bu eğitim sistemi alemde meydana gelen şeyleri anlatırken devamlı olarak onları meydana getiren sebepleri nazara veriyor. 

Böylece insanları hakikatten uzaklaştırıp manen boğuyor. Kişi bu ilimlerde ilerlediği kadar hakikatlerden ve maneviyattan uzaklaşıyor. 

 

1364. Nice ağır hasta hayata tutunabilmek için çırpınırken, nice sapasağlam delikanlı, genç insanlar intihar ediyor. garip.. 

 

1365. Kişi sevgilisinden bir mektup alsa tekrar tekrar okur. Sevgilisinin ne yazdığını adeta ezberler. En ince detayları bile anlar. 

İşte sahabeler Kuran'ı öyle okumuş, anlamış ve ona göre amel etmişlerdir. 

Hz. Ömer'in bir ayeti duyunca devesinden düşmesi, bir sahabenin gunlerce evinden çıkamaması bundandır. 1366. Firavun onların erkek çocuklarını öldürüyor ve kız çocuklarını hayatta bırakıyordu. Bakara Suresi 49 Evet firavun geldi geçti amma firavun sistemleri devam ediyor. Demek firavun sistemlerinin özelliği kızları hayatta bırakmak, erkekleri öldürmektir. Dünyada pek çok ülkede bu gerçekleşti. 

Kadın hakları diye diye Allah'ın kadına vermediği hakları veren günümüz firavunları, pozitif ayrımcılık adı altında kadınları öne çıkarmakta, erkek cinayetleri, erkeklerin zulümleri adı altında erkekleri mahvetmektedir. 

Artık günümüzde erkek teröründen değil kadın teröründen bahsetmek gerekir. 

Zavallı erkekler gururlarına yedirip çektikleri sıkıntıları da dile bile getirememektedirler. 

 

1367. Bir çocuk bulûğ çağına geldi mi, çocukluğu da yetimliği de biter. 

Bu ölçüyü bilmeyen devletimiz 17 yaşında cinayet işleyen bir delikanlıya, 17 yaşında cocuk doğuran bir genç kıza çocuk muamelesi yapar. 17 yaşında zıpkın gibi bir delikanlıyı hastanede bebeklerle aynı yerde yatırır. Evet, garip amma 2017 yılını yaşadığımız günümüzde hâlâ böyledir. 

 

1368. İnsanların ne diyeceğine aldırma. Zira onlar bugün deli der, yarın veli... 

 

1369. İnsan için maddi mesafeler, uzaklık ve yakınlıklar olduğu gibi manevi uzaklık ve yakınlıklar da vardır. Mesela, istanbul'da yaşayan bir kişi izmirde yaşayan bir kardeşinden uzaktır amma Amerika'da yaşayan kardeşinden daha fazla uzaktadır. Bu uzaklıkları aşıp onlara yetişmek öyle kolay değildir. 

Aynen bunun gibi maddi olarak yakın bile olsa bir peygamber ile bir kâfir manen ne kadar bir birlerinden uzaktırlar. Bir alim ile bir cahilin arası ne kadsr uzaktır. Aynı evde yaşayan iki kişiden biri alayı illiyyinde, digeri esfeli safilinde olabilir. 

Bunun gibi, yan yana bile olsalar müttaki bir mümin nere, isyan eden bir fasık nere, kâfir nere, mümin nere, melek nere, şeytan nere... araları cennet ve cehennem kadar uzaktır. 

Dolayısıyla bir cahil kolay kolay alim olamaz, bir fasık gunahları öyle kolay birakıp ibadete yönelemez, bir kâfir oyle kolay imana gelemez. 

Demek aynı ortamda, aynı yerlerde hatta aynı ailenin içinde bile yaşasak birbirimizden manen çok uzak olabilir, çok uzak mesafelerde yaşayanlar ile manen çok yakın olabiliriz. 

Demek beraber yasadığımız insanların herbiri ile farklı farklı uzaklığımız veya farklı farklı yakınlığımız vardır. 

Zaten ilişkiler de buna gore olmaktadır. 

Yarın ahirette bu uzaklık veya yakınlık fiili hale gelir. 

Burada yakınınızda amma manen uzağınızda olan bir kişi artık ahirette fiilen uzağınızda olur. 

 

1370. Bir filme gidiyorsunuz. Film başlıyor, her şey normal. Herkes işinde gücünde. Ve öylece devam edip gidiyor. Hiç bir olay da olmuyor. 

Böyle bir filmi seyreder misiniz? Elbette hayır. Çünkü insan olay olmasını, değişik durumlar, farklı vaziyetler görmek ister. Hatta filmde olaylar ne kadar heyecan verici olursa o kadar iyi olur. 

İşte hayatta öyledir. Ne kadar olay olursa, ne kadar hareket, adrenalin olursa o kadar güzel olur. İşte bu dünyada bu kadar olaylar, savaşlar, sıkıntılar,,kötülükler, iyilikler, hareket bundan dolayı vardır. Yoksa monoton, hiç bir olayın olmadığı bir hayat, hayat olmaz. 

 

1371. Bir kişi Kur'an'ın tatbikine yani, Allah'ın emir ve yasaklarının toplumda tatbikine karşı ise, bu kişi müslümanım demiyorsa zaten kâfirdir, müslümanım diyorsa halis münafıktır. 

 

1372. Teravih namazı Ramazan ayı'nın süsüdür. 

 

1373. Kadın ile iki türlü güzel geçinilir: 

1. Onun her istediğini yaparak. 

Bu tarz iyi geçinmek yasaktır. 

Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam şöyle buyurmuştur 

"karı kulu yüz üstü sürünsün" 

2. Onu çocuk idare eder gibi idare ederek geçinmek. Yani onun isteklerinden meşru ve uygun olanları yapmak, diğerlerini güzellikle, idare ederek yapmamak. 

Bu tarz iyi geçinmek övülmüştür. Bunu yapabilen erkekler de övülmüştür. 

Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam şöyle buyurmuştur 

"sizin en hayırlınız hanımına en iyi davranandır" 

 

1374. Yıkılmaz bir tek saltanat vardır o da Allah'ın saltanatıdır. 

 

1375. Yıkılmaz sanma saltanatın,  Bir an bile dayanmaz. 

(Küçük büyük bütün saltanatlar buna dahildir) 

 

1376. Ahiret ceza ve mükâfat yeri. Asıl iş burada. İnsanlık ta burada, ibadet te burada, vazife de burada, halife-i arz olmak ta burada, imtihanda burada, iyilik yapma fırsatı da burada. 

Bütün iş burada. Öyleyse, ne varsa bu dünya hayatında var. 

Her saniyesinin kıymetini bilmek lazım. 

 

1377. Bize Kuran yeter diyenler neden peygamberimize saldırıyor? 

El cevap: bunlar kendilerine göre bir din uydurup, ayetleri de kendi fikirlerine göre yorumlayarak asıl ve mevcut dini bozmak istiyorlar. İstiyorlar amma karşılarına peygamberimiz yani hadisler ve sünnetler çıkıyor. Onu bir türlü aşamıyorlar ve hedeflerine ulaşamıyorlar. Bu yüzden peygamberimize düşman olmuşlar ve dikkat ederseniz devamlı hadislere ve sünnetlere çatıyorlar. Yani peygamberimize çatıyorlar hatta saldırıyorlar. 

Bunlar Kuran'dan başka mucizeleri de inķâr ederler.  

 

1378. Akıllı insan başkaların başına gelenden ibret alır. 

Akılsız insan da başkalara ibret olur. 

 

1379. Hiç lamı cimi yok: Allah Celle Celaluhu  insanı çok seviyor. 

 

1380. Cenab-ı Hakk'ı bütün isimleri, bütün sıfatları ve bütün şuunatı ile tanıyıp O'na muhatap ve dost olabilen alemde yegane varlık insandır. 

Bunun için " Ben yeryüzünde halife yaratacağım" dediği zaman itiraz edenlere " Ben sizin bilmediğinizi bilirim" demişti. 

Bu yönü ile insana yetişecek başka bir varlık yoktur. 

İnsanı insan yapan ve üstün eden bu yönüdür.. 

 

1381. İbrahim Aleyhisselam gibi en sıkıntılı anında 'Rabbim benim halimi biliyor' deyip kemali teslimiyet içinde olabilmek.  

Kolay değil... 

 

1382. Ben Rabbimden nasıl korkmam. Zira sahibi olduğum bütün nimetleri bir anda elimden alabilir ve akıl almaz azaplara beni sokabilir. 

 

1383. Müthiş bir sır.... 

Karanlık ışığın görünmesini sağlar. Karanlık ne kadar kuvvetli ise ışık o derece daha iyi görünür. Şiddetli bir karanlıkta bir sigara ışığı 8 km'den görülebilir. Karanlık olmazsa ışık görünmez. 

Aynen öyle de, Cenab-ı Hakk bilinmek, tanınmak için bu alemi ve insanı yarattı. İnsan ışık için karanlığın yaptığı vazifeyi yapar. 

Mesela, Adem Aleyhisselam yasak meyveyi yedikten sonra tövbe etti. Cenab-ı Hakk Onun tövbesini kabul etti ve Onu affetti. Böylece Adem Aleyhisselam bu hali ile Cenab-ı 

Hakk'ın affedici olduğunun ortaya çıkmasına vasıta oldu. Melekler o güne kadar Cenab-ı Hakk'ın affedici olduğunu bilmiyorlardı. 

İşte insan ışığın görünmesine ve ortaya çıkmasına vasıta olan karanlık gibi, Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin, sıfatlarının ve suunatının bilinmesine, ortaya çıkmasına vasıta olur. İşte insanın yaratılmasının en büyük hikmetlerinden birisi budur. 

Bunun gibi insan acizliği ile Cenab-ı Hakk'ın kudretinin, fakir ve muhtaçlığı ile O'nun zenginliğinin, cömertliğinin, rahmetinin ortaya çıkmasına ve görünüp bilinmesine vasıta olur. İnsan kusurları ile O'nun settar isminin bilinmesine ve kusursuzluğunun bilinip görülmesine vasıta olur. Rızka muhtaçlığı ile rezzak isminin, hastalanması ile Onun şafii isminin ortaya çıkmasına ve bilinmesine vasıta olur. 

İşte insanın vazifesi bunun gibi halleri ile Cenab-ı Hakk'ın isimleri ile sıfatları ile bilinmesine vasıta olmaktır. 

Eğer mesela insan günah işlemeseydi Cenab-ı Hakk'ın ğaffar ismi bilinmeyecekti. Bu yüzden " eğer siz günah işlemeyecek olsaydınız Allah Celle Celaluhu  sizi giderir ve günah isleyecek bir topluluk yaratırdı" hadisinin sırrı anlaşılmış oluyor. 

Bu hali ile bu alemde insan gibi bir başka mahluk yoktur. Cenab-ı Hakk'ı bütün isimleri ile sıfatları ile tanıyıp onu tanıtabilen ve bilinmesine vasıta olan başka bir varlık yoktur. Bu yüzden rabbimiz " kâinata sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım" manasındaki kudsi hadisin de sırrı anlaşılmış oluyor.. 

Bu hakikati bu kadar ifade edebildim. 

 

1384. Bu alemde ve bu dünyada müthiş bir mücadele kanunu var. 

Bu mücadele kanunu ile her şey ve herkes terakki edip kemâlini bulmaktadır. 

Herkesin karşısına tam ona göre, ona uygun bir düşman çıkarılmaktadır. Bu öyle hassas bir şekilde ayarlanmaktadır ki akıl hayrette kalır. 

Rabbimiz şöyle buyurdu: 

Enam 112.Ayet: Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. 

Şimdi sen de rakiplerine, düşmanlarına bak ve onlarla mücadele et ve kemâlini bulmaya çalış. 

 

1385. Allah celle celaluhu fail, Ondan gayri her sey mef'uldür. 

 

1386. 

 

1387. Allah Celle Celaluhu ilk önce 50 vakit namaz farz kıldı. Bundan öyle anlaşılıyor ki Cenab-ı Hakk insanı öyle seviyor ki sanki devamlı huzurunda olsun istiyor. 

 

1388. Peygamberimiz'e Aleyhissalatu Vesselam hiç bir sahabe "Senin bu dediğin Kur'an'da var mı? diye sorma edepsizliğini göstermedi. 

 

1389. Sabah namazına kalkmayan bir müslüman gündüzleyin başına gelenlerden şikâyet etmeyecek! 

 

1390. Nefsinin eline düşen yanmıştır, Kadının eline düşen yanmıştır. 

Bu ikisi fıtratlarının gereği olarak devamlı erkeğe hükmedebilmek için yorulmadan hayatları boyunca uğraşırlar. Aslında bu, imtihanın bir gereğidir. Kişi idaresini bu ikisine kaptırmamak ve onlara hükmetmekle mükelleftir. Eğer idareyi onlara kaptırır ve onların emrine girerse yanmıştır. 

 

1391. BAZI İNSANLAR NEDEN İLAHLAŞTIRILIR VE NEDEN PUTLARI DİKİLİP ÖNÜNDE EĞİLİNİR? 

Bir insan elektriği, telefonu, uçağı, bilgisayarı, treni, motoru ve her türlü teknoloji harikalarını bulmak gibi bir başarıya imza atmış olabilir, veya 150 katlı bir bina veya kıtaları birleştiren köprüler yapmış olabilir. Ayrıca müthiş hastalıklara ilaç bulmuş, harika ameliyatlar yapan bir cerrah veya ülkenin kurtulmasını sağlayan zaferler kazanmış ve daha aklınıza ne gelirse büyük başarılara imza atmış bir kişi olabilir. 

Bu durumda buna benzer önemli bir başarıya imza atan kişi demesi gerekir ki" ben aciz bir insanım ve bu gösterdiğim başarı Allah'ın yardımı ile ve bana bu başarıyı nasip etmesi ile olmuştur. Bu başarıyı bana nasip ettiği için Allah'a hamd olsun" 

Aynı tip başarılardan birisine imza atan başka birisi de, başarıyı tamamen kendi yiğitliğine verip Karun gibi " ben yaptım, ben başardım" der. 

İnsanlar da böyle durumlarda aynı şekilde ikiye ayrılır. Birinci gurup der ki" evet, bu büyük bir başarıdır, normalde bir insan bunu başaramaz. Bu başarı ancak Allah'ın yardımı ile olmuştur ve Allah Celle Celaluhu bu başarıyı ona nasip etmiştir. O çalışmış ve istemiş, Allah ta ona nasip etmiştir." İkinci gurup ise adeta insan takatinin üstünde olan o başarıyı o sahsa verir ve o kişinin adeta insan üstü bir varlık olduğunu düşünmeye başlar. Bu durumda o kişiyi o kadar yüceltir ki nihayetinde heykellerini dikip önünde saygı ile eğilir. 

Bu gün hep bu tarz iki şahsiyeti ve iki gurup insanı görebilirsiniz. Birinci gurup istikametli, ikinci gurup sapık olanlardır. 

 

1392. Allah'ın kesin emrettiği bir şeyi yapsam mı, yapmasam mı? diye düşünmek abestir. 

 

1393. Dikkat ettiniz mi? Hiç bir peygamber veya hakiki islam alimleri veya evliyalarının isimlerinin önünde dünyevi bir ünvan yoktur. Günümüz alimlerinin neredeyse hemen hepsinin isimlerinin başında dünyevi bir ünvan vardır.  

 

1394. Kim derdi ki gün gelecek üstelik alim ünvanı taşıyan kişiler tarafından bütün mu'cizeler inkâr edilecek! 

 

1395. Karnınız tok ve evinizde ihtiyaçtan fazla pek çok ekmek var. Komşunuz da aç. Şimdi sen eğer hiç ihtiyacın olmayan o fazla ekmekten aç olan komşuna vermezsen sana insan denir mi? 

İşte zekat aynen böyledir. Bütün ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra ihtiyacın üstünde olan mal, üstünden de bir sene geçtikten sonra onun da sadece 40 ta birini son derece ihtiyacı olan fakirlere vermezsen sana insan, sana müslüman denir mi? Üstelik vermeni Allah emrediyor. Senin için ihtiyaç olmayan, fazladan bekleyen o mal fakir için ne kadar kıymetli ve lazımdır. İşte onu fakire vermekle kıymeti olmayan mal bir anda çok kıymetlenmiş oluyor ve sen de ona göre sevap kazanıyorsun. 

O zaman bu zekat senin için de, fakirler için de, toplum için de ne kadar güzel, lazım ve rahmettir. Vermemek ne büyük bir zulüm ve insanlık dışı bir harekettir. 

 

1396. Zekat verilmezse o toplumda anarşi olur. 

1397. Kendisinden istifade edilmeyen para sadece kâğıttan ibarettir. 

 

1398. Sonsuz azamet ve kibriya sahibi olan Allah'tır.  Bu yüzden karşısında"ben de varım" diyen hiç kimseyi kabul etmez ve bu şekilde başını kaldıran kim olursa olsun onun başını kırar ve onu bertaraf eder. İlk defa büyüklük taslayan şeytan olmuştur ve derhal kovulmuştur. 

İnsanlardan da büyüklük taslayanların sonu hep aynıdır. 

Allah'ın karşısında herşey nihayet derecede tezelzüldedir. Bu yüzden "ben de varım" diyen hiç kimse, yani kalbinde zerre kadar kibir bulunan hiç bir kimse cennete giremeyecektir. Onun yeri ebedi olarak cehennem olacaktır. 

 

1399. İslamiyette öyle bir özellik var ki illa dünya çapında tatbik edilecektir. Süreç Başlamıştır. (2017) 

 

1400. İslamiyet öyle sağlam bina edilmiştir ki hiç kimse onu bozamıyacak ve güneş batıdan doğup kıyamet kopana kadar sağlam kalacaktır. Kâfirler boşuna umudlanmasınlar. 

1401. Hiç düşündünüz mü? Üstünlük neden çok ibadet yapmaya göre değil de neden haramlardan kaçınmaya göre? 

 

1402. Nazarı dünyada olan bir cemaat siyasetten ve siyasilerden uzak kalamaz. Zira dünya onların elindedir. 

1403. Dünya rûkû eder vaziyette kendi etrafında ve güneşin etrafında döner. Bundan mevsimler meydana gelir ve yer yüzü bütün canlilar bitkiler ile şenlenir. 
Eğer rûkû şeklinde olmasaydı mevsimler meydana gelmez ve üstünde hayat olmazdı. 
Madem öyledir ey insan, sen de namaz ile başını eğ ki güzel meyveler veresin. Yoksa, başını rúkû ve secde ile eğmezsen meyve vermeden göçüp gidersin. 
 
1404. Bir insanın önce fikri, itikadı, inancı düzgün olacak, sonrada ameli, yani her türlü yaptığı ibadetler ve işleri... 
Günümüzde ise uzun zamandır uğraşarak amelleri bozdular Şimdi ise fikirleri, inançları bozmak ile meşguller. Bu onların vazifesi.. 
Sana düşen ise amelin ile de itikadın ile de istikametli olmak... 
Bu bir imtihan... başarmaya bak. 
1405. İslami bir hayat yaşayalım, Toplumda devletin idaresinde Allah'in emir ve yasakları tatbik edilsin diyoruz, olmuyor, engel oluyorlar. 
- kim bu engel olanlar? 
Bu engel olanlar müslüman olamaz. 
- müslüman olduklarını söylüyorlar. 
O zaman kesin münafıktırlar. 
 
1406. Eğer bu ülkenin düzelmesini istiyorsak ilk yapılacak iş şudur. 
Türkiyede yaşayan herkesin özellikle önde olan tanınmış kişilerin ne oldukları tespit edilip kimliklerine yazılmalı ve ilan edilmelidir. 
Herkes kim ermeni, kim rum, kim yahudi, kim türk, kim kürt hatta kim alevi, kim çingene ve hakeza bilmelidir. Bu yapılmadan yani sünnetli olanlarla sünnetsiz olanlar belli edilmeden bu ülke düzelmez! 
Zira kimse başında ermeni bir vali istemez, kimse çocugunu bir çingene öğretmene vermek istemez, kimse oğlunu bir ermeni komutana teslim etmek istemez... amma bilmiyor....zaten bunun için gizliyorlar.. adam ölünce cenazesi kiliseden kalkınca anlıyoruz adamın neci olduğunu.. 
1407. Senin mutluluğuna ortak olmayan, sıkıntıya uğradığında yanında olmayan kişi senin dostun değildir. 
 
1408. İnsan uçağa binmekle değeri yükselmeyeceği gibi, eşşeğe binmekle de değeri düşmez. 
 
1409. Adalet ancak Allah'ın emir ve yasaklarının tatbiki ile mümkündür. 
 
1410. "Her gördüğünü Hızır bil" diye meşhur bir söz vardır. Bu güzel bir sözdür ama hepimiz biliriz ki her gördüğümüz hızır değildir.  
Bundan daha önemli ve hem de kesin olan birşey var o da her gördüğünü Allah'ın kulu bilmektir. 
Eğer siz her gördüğünüzü Allah'ın kulu diye görür, bilir ve ona göre muamele ederseniz harika bir hâl kazanırsınız, onların sahibini razı edersiniz, ona göre sizin de değeriniz artar, siz Allahın kullarını memnun edince onların sahibi de sizi memnun eder. 
Bu yaptığınız hayali biŕşey de olmaz. Çünkü onlar zaten ve gercekten Allah'ın kullarıdır. 
Eğer bir kişi sadece şu dediğimi yapsa ve bunu hayatında tatbik etse dünyasına da yeter, ahiretine de.. 
1411. Keyfiniz yerindeyken, durumuz iyiyken yaptığınız hareketlere dikkat edin. Ekser imtihan o zamanlarda kaybediliyor.  
 
1412. Bu toplum sefahette tiryaki olmuştur. terk etmesi de mümkün görünmemektedir. ta ki...eli kılıçlı Mehdi gelene kadar. 
 
1413. Günümüz evliyaları yüksek makamlarda oldukları halde keşf ve keramet göstermiyorlar. 
 
1414. Âma olan bir erkeğe karşı bile tesettürü emreden bir peygamberin ümmetiyiz. Çıplak gezenler şeytanın ümmetidir. 
 
1415. Ekmek güzeldir, yemesi de. 
Hiç güzel olur muydu, ateşi görmese. 
Kebap güzeldir, yemesi de. 
Hiç güzel olur muydu, ateşte pişmese. 
İnsan da öyledir. Hiç insan güzel olur mu, belâ, musibet, hastalık, sıkıntı görüp onlarla pişip olgunlaşmasa. Olgunlaşan insan da o kadar güzel olur ki, artık tadından yenmez. 
1416. Gün uzun olsun, iş bitsin gün bitmesin istiyorsanız sabah namazından sonra yatmayınız. 
 
1417. Cemaatler eğer rıza-i ilahiyi gaye edinmişlerse diğer cemaatteki müslümanları kardeş bilirler. 
 
1418. Hayatın üzerine gitmek güzel, kaçmak değil. Eğer kaçarsan yenilirsin. Pes etmek yoktur. 
 
1419. Her iş Allah'ın yardımı ile yürür. İnsan BEN yaptım sanır. 
 
1420. Ne işi yaparsan yap, müşteriyi dağıtmanın en kolay yolu fiyatları yükseltmektir. 
 
1421. Dükkanların vitrinleri olur, bir de içerisi. 
Aynen öyle de, bu hayatta gördükleriniz vitrinde olanlardır. Herkes evden çıkarken en güzel elbiselerini giyer. En güzel davranışları sergiler. Baktığın zaman imrenirsin. Halbuki gerçek öyle değildir. 
Bir de bu hayatın iç tarafı vardır. Orada herşey başkadır ve onlar vitrin değil gerçektir. 
Onun için hayatın sadece vitrin bölumüne bakıp aldanma! 
Bir de iç tarafina bak ki hayal kırıklığı yaşamayasın. 
 
1422. Bazı şeyler yaşanmadan anlaşılmıyor. İşte insan onları yaşamak için dünyaya geldi. Anlatmakla anlaşılsaydı dünyaya gelmeye gerek olmazdı. 
İşte şimdi senin yaşadıkların onlardır. Yaşayacaksın ve anlayacaksın. 
 
1423. Senin tembelliğin yüzünden terk ettiğin küçük bir hareket başkasının hayatına mâl olabilir. 
 
1424. Adalet ağaçları sulamaktır, zulüm dikenleri sulamaktır. Mevlana Hz. 
 
1425. Müslümanlar başları olmadan yapamazlar. Bunun için peygamberimiz  vefat ettiğinde O nu toprağa koymadan baş seçtiler. Bugün eğer başımızda habeşli bir köle bile olsaydı böyle perişan olmazdık. 
 
1426. kadınlara hak veriyoruz diye erkekleri öldürmek firavun sisteminde vardı. Şimi de deccal sistemi olan Demokraside var. 
 
1427. El ile yemekten daha zevkli bir yeme şekli yoktur. 
Üstelik sünnet diye böyle yersen sevap ta kazanmış olursun. 
 
1428. Saatlerce yemek ile ilgili konuşsanız elbette karnınız doymaz.  
Aynen öyle de, sabahlara kadar dini meseleleri konuşsanız, yaşamadıkça olmaz. 
 
1429. Maddi suç işlerseniz maddi polisler yakanıza yapışır. 
Manevi suç işlerseniz manevi polisler yakanıza yapışır. 
 
1430. Öyle insanlar var ki, bilmediği bir şeyi anlatacağım diye uğraşıyor. 
 
1431. Stress ve endişeleri yok eden yeni bir tespit! Araba cansız ve şuursuzdur. Bununla beraber araba şuurlu gibi, biliyor, düşünüyor gibi hareket eder. Yani, kırmızı ışıkta durur, yeşilde geçer, yolun sağından gider, döneceği zaman sinyal verir, bir tehlike anında fren yapar vs. 
Bunların hepsi bilerek ve şuurlu olarak yapılan işlerdir. Araba ise cansız, akılsız ve şuursuz olduğundan anlaşılır ki bu işler arabanın işi degildir. Demek bundan anlıyoruz ki araba akıllı, şuurlu birisinin tadarrufunda ve idaresindedir. Onu kullanan söför şuurlu olduğundan cansız ve şuursuz olan arabanın yaptığı bütün hareketler şuurlu gibi oluyor. Arabanın rasgele hiçbir hareketi olmuyor. Çünkü şuurlu olan söför arabaya hakimdir. Araba onun dediği sekilde hareket ediyor. Eğer şöför arabayı kendi haline bıraksa derhal yoldan çıkar ve tepetaklak olur. 
Demek anlıyoruz ki akılsız, şuursuz, cansız bir varlık biliyor, görüyor, hesap ederek hareket ediyor gibi davranıyorsa bu iş o cansız, akılsız ve şuursuz varlığın işi olamaz. O cansız ve şuursuz varlık bilen, gören, şuurlu bir varlığın tasarrufundadır. 
Aynen öyle de, bu kâinatta cansız, akılsız ve şuursuz varlıklar şuurlu gibi hareket etmektedirler. Mesela, güneş bizi aydınlatmakta ve ısıtmakta, bulutlar yagmur vermekte, ay takvimlik ve gece lambalığı yapmakta, ağaçlar bize meyve vermekte ve hayati ihtiyacımız olan oksijeni üretmekte ve hakeza. Yani bütün bu varlıklar akılsız, şuursuz oldukları halde sanki herşeyi biliyor ve görüyor gibi hareket etmektedirler. O zaman anlıyoruz ki bu işler bu cansız, akılsız, şuursuz varlıkların işi değildir. Belki sonsuz ilmi, iradesi, kudreti rahmeti olan bir zatın idaresindedirler. Akılsız, şuursuz ve cansız varlıklarda görünen bu şuurlu işler bu varlıkların şuurlu bir zatın tasarrufunda olduklarını göstermektedir. Eğer O Zat bir an bu ķâinatı kendi haline bıraksa bir anda hersey hercü merc olur. 
Demek cansız, akılsız, şuursuz bir varlık, görüyoruz ki şuurlu gibi davranıyor, anlıyoruz ki o şuursuz varlık şuurlu birisinin tasarrufundadır. 
Kâinatta ise bütün bu cansız ve şuursuz varlıklar adeta herşeyi biliyor gibi hareket ettiklerinden anlaşılır ki bu kâinat bilen, gören, gücü yeten, merhametli bir Zat'ın tasarrufundadır. Dolayısıyla bu alemde rasgele hiç bir hareket olmamaktadır. 
Demek bu alemde canlı cansız hiç bir varlık rasgele hareket etmiyor ve kontrol dışı değildir. Herşey kontrol altındadır. Bunun faydası ise, insan rasgele hiçbir şeyin olmadığını, herşeyin Allah'ın kontrolünde olduğunu bilerek yaşadığından son derece rahat olur. Herşeyin tesadüfen, rasgele olduğunu düşünen sapıklar ise korku ve endişe içinde yaşarlar. 
 
1432. Etrafinızdakileri dost olarak görürseniz, dostların içinde yaşar ve rahat edersiniz.  
Yok çevrenizdekileri düşman görürseniz bu defada düşmanların içinde yaşar ve bütün rahatınızı kaybedersiniz. 1433. Cansızların şuuru yoktur, ancak şuurlu gibi hareket ederler. Demek şuurlu olan bir el onları kullandığından onlar da şuurluymuş gibi olur. 
Arabaya karşıdan baksan, kırmızıda duruyor, yeşilde geçiyor, yolcu varsa duruyor, sinyal veriyor, sağdan gidiyor ve hakeza, anlarsın ki bu işleri suursuz araba değil, içerdeki şuurlu şöför yapıyor.Aynen bunun gibi kâinata baksan bütün cansız varlıklar şuurlu gibi hareket ediyorlar. 
Anlarsın ki onlar şuurlu olan bir zatın tasarrufundadırlar. 
 
1434. Nikâhı sadece bir ilandan ibaret sananlar yanıldılar. Nikâh ile otomatik devreye giren haklar ve kanunlar dinimizde ayrı, deccalın sisteminde ve demokraside ayrıdır. 
 
1435. Olan olaylarda sadece sebepleri görmek, mektubu yazan kalemi görüp, yazan eli ve kişiyi inkâr etmek gibidir. 
 
1436.FABRİKALAR... 
Araba fabrikası, uçak fabrikası, ilaç fabrikası vs. Fabrika önemli. En önemli fabrika insan fabrikası olsa gerek. 
Kadınlar; insan fabrikasıdır ve çok önemlidirler. 
Bu dünya fabrikasına ve ürettiklerine, yetiştirdiklerine bir bakın. Maddi ve manevi o kadar ürün yetiştiriyor ki akıl ermez.Asıl fabrika kâinat fabrikası. Bu kâinat fabrikası insan, yani hakiki insan, yani halife-i arz yetiştiriyor. Tohum gibi olan insanı öyle bir geliştirip olgunlaştırıyor ki, o insan öyle büyük meyveli bir ağaç haline geliyor ki kâinat onun yanında küçük kalıyor. 
 
1437. En kolay evliya olma yolu sanırım Allah'ın kullarına 
Allah'ın kulları diye karşılık beklemeksizin iyilik yapmaktır. 
 
1438. Malı feda etmek canı feda etmekten daha zordur. Bu dünyada ekser imtihanın mal ile olması bundandır. 
 
1439. Meşru dairede yaşayana hemen bütün kapılar açık olur, Gayr-ı meşru dairede yaşayana ise hemen bütün kapılar kapalı olur. 
 
1440. Güneşin aleme umumi doğması, herkesin ondan hususi istifade etmesine mani değildir. 
 
1441. İnsanın bu dünyada geçirdiği en kıymetli zaman, Rabbinin huzurunda geçirdiği zamandır. 
 
1442. Fetva illete göredir, Hikmete gire değil. Yani yolculukta namaz kısaltılır; meşakkat olsa da olmasa da. 
Amma yolculuk olmasa meşakkat ne kadar çok olursa olsun namaz kısaltılmaz. 
Aynen öyle de;  içki haramdır, çünkü zararlıdır. Sigara da zararlıdır, öyleyse haramdır denmez.  Zira hormonlu gıdalara da zararlıdır, gdo'su oynanmış gıdalar da zararlıdır, hatta en zararlı olanı çok yemektir. Eğer her zararlıya haram dersen bunun sonu gelmez, üstelik bu kafadan bir fetva olur.  
 
1443. Bir tek tohumdan vazgeçmezsen, kocaman meyveli bir ağaçtan mahrum kalırsın. 
Akıllı bir insan böyle hata yapmaz. Tohumu toprağa atan neticede kocaman meyve veren bir ağaca sahip olur. 
 
1444. Dünyada Cennete götüren yollar da vardır, Cehenneme götüren yollar da. Sen bu hayatta tamamen serbest bırakılırsın ve imtihan gereği bütün yollar önüne açılır. Sen hiç bir baskı görmeden tercihini yaparsın. Hiç bir zorlama olmadan tercih ettiğin yolda gider ve neticede o yol  nereye varırsa sen de oraya varırsın. 
Vardığın yerden dolayı kimseyi suçlamaya hakkın olmaz. 
Çünkü o yolu kendin seçmişsindir. 
 
1445. Olumlu şeylerden bahsederseniz olumlu bir hava eser. Olumsuz şeylerden bahsederseniz olumsuz bir hava eser.  
Dene ve gör! 
 
1446. Bir cemaatin en başındaki kişi,kendisini herkesten günahkâr, hatalı, kusurlu bilmelidir. Dolayısıyla en mütevazi olan o olmalıdır. 
 
1447. Gün geçtikçe hata, kusur ve günahlarınızı daha fazla farkediyor ve "adam olamadım" diyorsanız doğru yoldasınız demektir. 
 
1448. Alem senin kalp ve ruhuna göre şekil alır. Mesela sen, yaratıldığını anlarsan, herşeyin de yaratıldığını anlarsın. Sen, rızkını vereni tanırsan, herkesin de rızkını O nun verdiğini anlarsın.  
Sen acizliğini anlarsan herşeyin de herkesin de aciz olduğunu anlarsın. 
Sen rızkımı ben kazaniyorum dersen herkesin de rızkinı kendisi kazanır sanarsın. 
Olünce yok olacağını düşünürsen herşeyin de yok olacağını düşünürsün. Amma öldukten sonra dirilip hesap veteceğini bilirsen herşeyin de öldukten sonra tekrar dirileceklerini bilirsin. 
Yani hersey  sana, inancına bağlıdır. 
 
1449. Sıkıntısız, mücadelesiz bir hayat bana yavan geliyor. 
Tarih mücadele etmiş kişileri yazıyor, yatanları değil. 
 
1450. Hangi alanda olursa olsun bir şey kemâle erdiyse değişimi bekleyiniz. 
 
1451. Dünya... ömür boyu çalışıp kazandıklarını bir dakikada kaybedebildiğin bir yerdir! 
Neyine güveneceksin ki... 
 
1452.Siz, eğer bir adama, bindiği arabaya, oturduğu eve, cebindeki parasına veya makamına göre değer veriyorsanız; siz, kötü insansınız. 
 
1453. İyi bir doktor hastası ile hasta olan, onunla beraber acı duyan, şifa bulunca da onunla beraber sevinendir. 
 
1454. Sabah namazına kalktım, ortalık karanlık idi. 
Namazımı kıldım ve bekledim. Güneş doğdu ve dünyayı ve bizi aydınlattı. 
Şimdi ben bu nimet için güneşe mi teşekkür edeceğim yoksa onun sahibi olan Allah'a mı? Elbette Allah'a.. Peki bu güneşten Allah'a inanmayanlar da istifade ediyorlar. Peki.... onlar kime teşekkür ediyorlar acaba? ( evet, onlar öyle şaşkınlar ki, istifade ettikleri nimetler için kime teşekkür edeceklerini dahi bilemeden yaşıyorlar, elbet ona hayat denirse) 
 
1455.Karşımızdakini idare edebilmek için önce onu idare etmeye niyetli ve istekli  olmamız gerekir. Kavga varsa bu niyet  yoktur. 
 
1456.Bir adam küçük bir hareketle bir tetik çeker, adam ölür ve bu adam belki de ömür boyu hapis yatar. Aynen bunun gibi, sanki yaşadığimız bu hayatın çoğu dakikalarının her biri o tetik çekmedeki dakikalar gibi önemlidir ki neticesi ebedi cehennem veya ebedi cennet olabiliyor. 
 
1457.Şems gibi bir arife Mevlâna gibi bir talebe lazımdır. 
 
1458.İnsan umud ile yaşar. Umudunu kaybeden biter. 
 
1459. Takdir etmek ilim ile mümkündür. 
1460. Az yemek bu kadar mı güzel olur? 
Elimden gelse hiç yemeyeceğim. 
 
1461. Devamlı müslümanların yaptıklarını eleştirenler neden kendileri şöyle bir dört dörtlük müslüman olup ta bizlere örnek olmuyorlar! 
 
1462. "Herkese kendimi sevdireceğim" diye uğraşma! Sen kendini Allah'a sevdir. O zaman O seni herkese sevdirir. 
 
1463.Kanalizasyon ile uğraşan pis kokular içinde yaşar. İnsanların hatalarıyla uğraşan da manen pislikler içinde yaşar. 
 
1464. Doğru bile olsa her gerçeği ortaya koymak doğru degildir. 
Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam sahabe içindeki münafıkları biliyordu amma ortaya koymadı. 
 
1465. Ehl-i sünnet itikadı ve ameli olmak şartı ile her meslek, meşrep ve farklı hizmet şekillerine ihtiyaç vardır ve hepsi güzeldir. 
1466. Kızma..... Elinden gelmiyorsa, elinden geldiği kadar kızmamaya çalış! 
 
1467.Her yeni gün yeni bir fırsat, yeni bir imkân, yeni bir başlangıçtır. 
Dün yaptığın yanlış hareketleri bugün yapmayarak kurtulabilirsin. Veya dün yapmadığın güzel hareketleri bugün yaparak telafi edebilirsin.  
Bugün yeni bir başlangıç yapabilirsin hayatina... Hatta sıfırdan bile başlayabilirsin. Bugün yeni biir firsat daha verilmiş oluyor sana... 
 
1468. Sen güzel davranıp güzel hareket ettiğin halde karşındaki sana kötü davranırsa bu sana zarar vermez Onun değerini düşürür. 
 
1469. Bir cemaat veya toplumda kavga, gürültü, sinirlilik, tartışma gibi şeyler oluyorsa o Cemaat veya toplumda işler karışmış demektir. 
 
1470. Deccal Mekke ve Medine'ye giremeyecek demek, kapılarına kadar gelecek demektir. Bu günlerde kapıya dayandı. 2017 
1471.İnsan yüzünü dünyaya dönerse maddeyi görür ve madde onu boğar. Yüzünü ahirete dönerse mânâyı görür, madde o zaman onu boğamaz. 
Bu yüzden dünyanın peşinden koşanların arasında mânâ ehli aramamak gerekir. 
 
1472. Birisinden gördüğün iyiliği yeri geldiğinde bahsetmiyorsan sen nankörsün demektir. 
 
1473. Bizim ve herşeyin Rabbimize muhtaç olmadığımız bir an bile yoktur! 
 
1474. Davası için malını ve canını ortaya koymayan yalancıdır. 
 
1475. Karşılaştığın olaylar karşısında biraz sabretsen, nice büyük yanlışları yapmaktan kurtulacaksın. 
 
1476. Eğer bir insan, kaşını gözünü, elini ayağını beğenmemeye başladıysa; daha sonra elbisesini ayakkabısını, daha sonra evini eşyasını, daha sonra ailesini, köyünü kasabasını, artık bu işin sonu gelmez. Bu adam manen büyük bir tehlikede ve gidiyor demektir.  
Allah bu duruma kimseyi düşürmesin. 
Amin. 
 
1477. Ben, kendi yaptığım harekete, söylediğim söze bakarım; karşımdakininkine değil. 
O kendi seviyesine göre davranır. O, onun meselesi. 
 
1478. Kendini rabbine sevdirmeye çalış. 
İnsanların da haklarını ver, onlarla iyi geçin. 
 
1479. Temizlik el ile yapılır amma temizlik yapabilmek için önce o ellerin temiz olması gerekir. 
 
1480. Bu sabah çok mutluyum. Zira rabbimin vahidiyyetinin yanında ehadiyyeti de var. 
Bunu anlamak ne güzel, yaşamak ise harika. 
 
1481. İnsanda çevresinde karşılaştığı kişi ve olaylara göre farklı duygular uyanır.  
Mesela, bir dostunu gördüğü zaman başka, bir düşmanını gördüğü zaman başka duyguları uyanır. Babasını gördüğü zaman başka, oğlunu gördüğü zaman başka duyguları uyanır.  
Yılanı gördüğü zaman başka tavşanı gördüğü zaman farklı duyguları uyanır. Hatta bunları düşündüğü zaman bile bu duygular harekete geçer. 
İşte bir insan hep dostlarınin ve sevdiği insanların içinde yaşarsa güzel duyguları harekette ve uyanık olur. Bu kişi rahat, huzurlu ve mutlu olur ve iyilik yapan, yapmayı seven biri haline gelir. Eğer kişi sevmediği kişilerin ve düşmanlarının arasında yaşarsa devamlı kızgınlık, endişe, korku gibi duyguları hakim olur ve bu kişi bu olumsuz halden olumsuz olarak etkilenir. 
Bu yüzden kişi eğer cevresi hep böyle düşman, olumsuz kişilerden ve sevmediği, düşman bildiği kişilerden oluşuyorsa, ve mümkünse, o yeri ve çevreyi terk etmelidir. 
 
1482. Âlây-ı illiyini de gördüm, Esfel-i safilini de gördüm. 
Hatta hakkal yakin yaşadım. 
 
1483. Hareketli hayat Allah'ın nimetlerini fiilen görmene sebep oluyor.  
Hareketsiz hayatta ise nimetler gizleniyor, fark edilemiyor. 
 
1484. Dünyayı elde edeceğim diye koşuyorsan yandın. 
Ahireti elde edeceğim diye koşuyorsan ne mutlu sana. 
Korkma! Dünya zaten sana gelir. 
 
1485. Beraber de olsak, beraber de yaşasak, çok yakın da olsak bazı insanlarla aramızda çok büyük engeller, çok kalın perdeler var. Onlar seni görüyor, duyuyor fakat ne dediğini anlamıyorlar. 
 
1486. Gayrimeşru yol tuzlu su içmek gibidir, her geçen gün biraz daha fazla istersin. Böylece batar gidersin. 
 
1487. Sen kaz olursan, seni bir yolan bulunur. 
Sen eşşek olursan, illa sana bir binen olur! O zaman suçu sadece onlarda arama! 
 
1488. Allah'ın kapısına gidip el açmazsan, kullarının kapısına gider el açarsın. Birincisi izzet, ikincisi zillettir. 
 
1489. Risale-i nur dersi yapan bir profesör risalelerde eksik olan bazı bölümleri " ileride şahs-ı manevi yazacak" demiş.  Bir tek kişi de kalkıp demiyor ki" şahs-ı manevi nasıl kitap yazar?" Bunun bir tek örneği var mı? 
Şahs-ı manevinin ne olduğu bilinmiyor malesef.. 
 
1490. Samimi müslümanlar evliya, alim, büyük zat bildikleri kişilerin yanlarına ebedi hayatlarını kurtarmak istediklerinden giderler. Ebedi hayat yolunda onların rehberliğinde giderek cennete ulaşmayı, cehennemden kurtulmayı isterler. 
Bu durumda bu büyük zatlar hakikaten istikametli ise, dendiği gibi ise inşallah bu samimi müslümanlara doğru yolu göstermek sureti ile rehberlik ederler ve bu samimi müslümanlar da ebedi hayat yolunda onlardan çok istifade ederler. 
Amma eğer o hoca, o şeyh, o alim, o büyük zat denen sahtekâr ise, aklı dünyayı elde etmekte ise o zaman bu samimi müslümanları soymaya başlar. Ver ha ver..doymak ta bilmezler. Bu zavallılar da ahiretimiz tehlikeye girmesin diye ellerinde avuçlarında ne varsa vermeye kendilerini mecbur hissederler. 
Halbuki para istemeye başlayınca onların sahtekâr oldugunu hemen anlamak gerekir. Zira rabbimiz yasin suresi 21.ayetinde " sizden bir ücret istemeyenlere tabi olun, onlar doğru yoldadır" buyurmuş. Demek para isteyenler sahtekâr ve yanlış yolda. 
Bu arada sen yolunacak kaz olursan elbet seni bir yolan da olacaktır. Baksana, adam ne kadar sahtekâr olursa peşinden giden de o kadar çok oluyor. 
 
1491. Bu dünya imtihan yeridir. İmtihan olan da sensin. İmtihanın neticesine göre ya cennete yada cehenneme gideceksin.  
İmtihanın özelliği ise ister doğru yap, ister yanlış, sana karışan olmaz. Yani burada iyi yapanlara mükâfat, kötü yapanlara ceza verilmez. Dolayisıyla sana karışılmayışı seni aldatmasın. Yarın en küçük hareketin, en küçük sözün bile hesabinı sorarlar. 
Şimdi sen bak bakalım, cennete götürecek hareketler mi yapıyorsun, yoksa cehennme götürecek hareketler mi?  
 
1492. Büyük rahmet ve nimet olan su musluktan gelir, ihtiyacı olan da gider suyu musluktan alır. 
Eğer adam, musluk ne ki, demirden birşey. Ben ona su için gitmem derse aptallık etmiş olur ve su gibi büyük bir nimetten mahrum kalır. 
Eğer adam, musluğa gider suyu alır ve suyu musluktan bilir ve musluğa teşekkür ederse gene aptallık etmiş olur. Eğer adam su için musluğa gider ve suyun musluktan geldiğini bilir fakat suyun musluğun işi olmadığını da bilirse ve su nimeti için suyun sahibine teşekkür ederse doğru yapmış olur. 
Aynen bunun gibi: 
 Bir zat feyze mazhar oluyor ve ihtiyacı olanlara da bu feyizden istifade ettiriyor. 
Şimdi birisi o da,kim oluyor, ben feyiz için ona gitmem derse aptallık etmiş olur ve feyizden mahrum kalır. Eğer o adama gidip feyizden istifade edip o feyizleri o adamın işi bilir ve ona,teşekkür ederse gene aptallık etmiş olur. 
Eğer adam feyiz için o adama gider, aldığı feyizlerin o adamın işi olmadığını bilir ve feyzin sahibine teşekkür ederse dogru ve istikametli hareket etmiş olur. Feyze mazhar olan zat ta feyzi Allah'tan bilip ihtiyacı olanlara minnetsiz vermelidir. Eğer o da feyzi kendinden bilip insanlara minnet ederek verirse o da büyük  hata etmiş olur. 
 
1493. İnsan her türlü maddi ve manevi zevki alabildiği gibi her türlü maddi ve manevi elemleri de alabilmektedir. Demek insan her türlü maddi ve manevi zevkin içinde bulunduğu cennete gitmeye namzet olduğu gibi, her türlü maddi ve manevi elemin içinde bulunduğu cehenneme gitmeye de namzettir.  
Buradaki her türlü zevk ve elem sadece oradakilerin numunesi durumundadır. 
 
1494. Dünyada bulunan her türlü elem, acı ve sıkıntılar birer numunedir. Bunların da asılları ahirettedir. 
 
1495.Efendisi zengin olan fakir bir köleye fakir denemez. 
Evet, ben fakirim amma sahibim zengin. 
Ben acizim amma sahibim kâdir. 
Ben zayıfım amma sahibim kavi. 
Ben rızka muhtacım amma sahibim rezzak. 
Ben hasta oluyorum amma, sahibim şifa veriyor. 
Düşmanım çok amma sahibim beni koruyor. 
İstek ve arzularım çok amma sahibim hepsini verebilir. 
Ben öleceğim amma sahibim beni yeniden diriltecek. 
Ben ebedi yaşamak istiyorum, sahibim beni yaşatacak. 
Ben cennetteki hayatı istiyorum, sahibim bana verecek. 
Ve hakeza.... 
Bütün bunları Ondan başka benim için yapacak kimse de yoktur. 
Bu durumda ben Ona kulluk ederim,Ondan isterim, Ondan korkarım. 
Başkasına el açıp, başkasından da korkmam. 
Ne güzel değil mi? 
 
1496. Dünyadaki zevkler sadece nûmune ve sadece tatmak ve öyle zevklerin olduğunu anlamak için. Asıllar ve onlara doymak ahirette... 
 
1497. İşini severek yapanlar, onlar çalışmıyorlar, onlar keyf ediyorlar. İşlerinde başarılı olanlar da onlar. 
 
1498. Başarısız insanlar genelde hırçın, kavgacı ve olumsuz tavırlar sergilerler. 
Başarılı insanlar da genelde olumlu, huzurlu ve mutlu olurlar. Her iki gurub ta bu olumlu ve olumsuz hallerini çevrelerine yansıtırlar ve çevrelerindeki insanları birisi olumlu olarak diğeri olumsuz olarak etkilerler. 
 
1499. İnsanlar genelde diğer insanların kötülüklerini görürler, hep onların olumsuz taraflarından bahsederler, neticede o kişilerin kıymeti de bilinmez. Böylece çok kıymetli bir zat bile hayatta iken kıymeti bilinmeden yaşar gider. 
Daha sonra bu kıymetli zat vefat eder. O zaman onun iyiliklerinden bahsetmeye başlarlar. Adamın iyilikleri o kadar çoktur ki saymakla bitiremezler. Meğer o zat ne buyük ve kıymetli bir zatmış, anlarlar. 
Daha sonra artık belki de mezarının başına türbe dikerler, amma ne fayda.. 
Gönül ister ki insanlar bundan ders alsalar da daha sonra böyle zatların hayattayken kıymetini bilseler... mâlesef bu gene de olmaz! 
BUNUN ÖRNEĞİ PEKÇOKTUR. 
Buna en büyük zatlar dahil olduğu gibi ana babamız, akraba eş dost, komşular da dahildir. 
 
1500. Hayır veya şer her alanda en önde olanlara dikkat edin.Onlar kendi adamlarını topluyorlar. Yarın ebedi beraber olacağı adamlarını. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2000+

1501+2000

Comments

Popular posts from this blog

500-1000

Hayatin gerçekleri 1-500