Skip to main content

500-1000

 


500-1000 arası

 501. Bir şey farz mı, düşünme! Hemen yap. Bir şey haram mı, düşünme! Hemen terk et.  

 

502. Karınıza kaldıramayacağı şeyleri söylemeyin; alacağınızdan vereceğinizden, borcunuzdan veya işinizden, başınıza gelen hadiselerden bahsetmeyin. Onun fıtratı bunları kaldıramaz ve üzülür. Sonra da sizi üzer.  

  

503. Senin ne anlattığın değil benim ne anladığım önemlidir. Bunun için sen anlatırken karşındakinin ne anladığını, ne kadar anladığını ve nasıl anladığını hesap etmek zorundasın…  

  

504. Çevrenizde olan bütün olaylar, başınıza gelen her bir hadise -başkasının cüz-i iradesi ile bile olsa- senin için kaderdendir, külli iradenin tecellisidir, Allah’tandır. Öyleyse sen, her olay karşısında ona göre davran ve her durumda dinimiz ne diyorsa ona göre hareket et!  

  

505. Şeriatteki zevk ne tarikatta var ne de hakikatte. Şeriatteki zevk hayâl bile edilemez. Bu zevki ancak Ahsen-i takvim sırrına eren ve Halife-i arz olmayı başaran insanlar alabilir. (Burada bahsedilen şeriat manevi terakkideki son dairedir)  

  

506. Bu dünyada bir insanın varabileceği en yüksek makam ve alabileceği en büyük zevki açıklıyorum: Bu kâinatın sahibi ve mutasarrıfı olan Allah’a inanırsın, O emreder yaparsın, O yasak eder terk edersin, O verir yersin, O verir içersin, hastalık, belâ, musibet verir sabredersin, elini açar ancak derdini O’na söyler, ihtiyacını O’ndan istersin. O’nun mülkü ve idaresinde olan dünyada aziz bir misafiri olarak yaşar O’na kulluk edersin. Bunları yapabilirsen bu dünyada izzetle yaşar ve Allah’ın çok sevdiği bir kulu olarak ahirete gider ve ebedi saadete mazhar olursun.  

 

507. Ayrılık çok zordur... En zor olan ayrılık ise kulun Allah'tan ayrı kalmasıdır. Cehennem ehline bu ayrılık acısı cehennem ateşini unutturacaktır. İnsanların Allah'tan uzaklık ve yakınlıkları derece derecedir. Ve bu ebedi olarak bu şekilde devam edip gidecektir.  

  

508. İnsanlar boşuna dünyaya gönderilmedi. Tohum boşu boşuna tarlaya ekilmez! Büyüyüp gelişsin ve meyveli bir ağaç olsun diye ekilir. Ancak, büyüyüp kocaman meyveli ağaç olan tohumlar olduğu gibi çürüyüp giden tohumlar da vardır. İnsanlar da aynen öyledir. Çokları iman edip salih amel işleyerek yükselirken, pek çoğu da nefis ve şeytana uyarak çürüyüp gitmektedir.  

  

509. Hediye, o kişiye olan muhabbetinizin bir ifadesidir. Eğer muhabbetiniz olmadığı halde bir kişiye hediye verirseniz "Yalancısınız" demektir. Ancak muhabbet oluşsun diye hediye vermek caizdir.  

  

510. Bu dünyada yapılacak iş; elden geleni yapmak ve neticeyi kabullenmektir.  

  

511. Ey kadınlar! Kocanızın karşısında değil, yanında yer alınız.  

  

512. Söylenen söz iki yerden kuvvet alır. Birincisi: 

söyleyenden kuvvet alır. Mesela; bir sözü Başbakan söylese gazetelere manşet olurken aynı sözü sıradan birisi söylese kimse aldırış etmez. İkincisi: söylenen söz hakikatten kuvvet alır. Mesela; ‘Dünya 24 saatte bir kendi etrafında döner’ veya ‘ateş yakar’ dense kimse 'bunu kim söylemiş' demez. Çünkü bu cümle kuvvetini hakikatten almaktadır. Zaten 

öyledir. Dolayısıyla kimin söylediğine bakılmaz. Aynen öyle de; Ayetlerde konuşan Allah’tır, söylediği ise hakikat… 

Dolayısıyla, ayetlerin her iki yönden aldığı kuvvet tamdır. 

Bu yüzden onun üstüne söz veya onun gibi söz olamaz! Ve Allah Celle Celâluhu şöyle buyuruyor: “Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz habersiz oyalanmaktasınız” Necm 

Suresi 60  

  

513. Ya Rabbi! Sen yarattın bu kâinatı, bilirsin ne yapacağını.  

 

514. Âdem as gibi sen de bir nevi cennettesin. Genelde her şey helâl iken neden az olan ve ihtiyacın olmayan haramlara giriyorsun?  

  

515. Erkeklerin kadına bakmaktan aldıkları zevkte yaş sınırı yoktur. Güzel bir kadına bakmak, 20 yaşındaki bir delikanlı ile 70 yaşındaki bir ihtiyar arasında fark yoktur. Belki o ihtiyar daha fazla zevk alır.  

  

516. Bu dünyada hayır olsun şer olsun ancak Allah’ın dediği olur. O demeden bir zerre bile kımıldamaz  

  

517. Fikir deyip geçmeyin. Aslında her şey bir fikir ile başlar. Bu aslında o şeyin doğumudur. Sonra tatbikat sahasına gelir. Ancak pek çok fikir çeşitli sebeplerden dolayı daha tatbikat sahasına gelmeden ölür. Tatbikat sahasına gelen pek çok fikir de başarısızlığa uğrayarak biter. Başarıya ulaşan fikirler ise kullandığınız kalemden bindiğiniz arabaya, oturduğunuz evden yapılmış bir darbeye, işlenmiş bir cinayetten geçtiğiniz yollara, köprülere, tünellere kadar her şeydir. Bilgisayardan dev uçaklara, giydiğiniz ayakkabıdan kullandığınız telefona kadar her şeyin başında fikir vardır. Bu yüzden insanlığın ve ülkelerin iyiyi düşünen fikir adamlarına ihtiyaçları vardır. Çünkü, kötülükler de bir fikir ile başlamaktadır. 

  

518. Her ne yaparsan yap, ancak Allah Celle Celâluhu ondan razı olursa onun bir kıymeti olur. Yoksa, ne yaparsan yap kıymeti yoktur.  

  

519. Yapmak zordur. Bu yüzden yapanlara yardımcı olun. 

Yıkmak kolaydır. Bunun için yıkanları engellemeye çalışın.  

  

520. Kâinatın büyük bir patlama ile meydana geldiği doğrudur.(Big Bang Teorisi) Koca bir ağacın küçücük bir çekirdekten çıkması veya koca bir insanın küçücük bir hücreden meydana gelmesi gibi. Bu çevremizde devamlı gördüğümüz bir olaydır. Yanlış olan bu kâinatın gezegenleri ile beraber madde olarak o küçücük maddenin içinde olduğunun kabul edilmesidir. Onlara göre bu koca kâinat o küçücük maddenin içinden çıkmıştır. Hâlbuki koca bir ağaçta gözümüz önünde küçücük bir çekirdekten çıkıyor amma hepimiz biliyoruz ki o koca ağacın maddesi o çekirdeğin içinde yoktur. Çekirdekte olan o ağacın proğramıdır. Maddesi ise dışarıdan gelmektedir. Kâinatın dışında ise maddenin geleceği ikinci bir kâinat olmadığından kâinatın maddesi doğrudan doğruya Allah Celle Celâluhu tarafından yaratılmaktadır. Patlayan o maddenin içinde ise sadece kâinatının proğramı vardı. Biz de şu anda bu kâinatın bir parçası durumundayız. O zaman biz de o patlayan maddenin içinde mi idik? Elbette Hayır... 

Biz sonradan yaratıldık.  

 

521. Aynı fikirde olanlar ayrı bile olsalar beraberdirler, ayrı fikirde olanlar yan yana bile olsalar ayrıdırlar.  

  

522. Her olay çekirdek gibi veya küçük bir alev gibi büyüme eğilimine sahiptir. Dikkat etmek gerekir. (Yan baktın cinayetleri gibi)  

  

523. Vücudumuz bize emanet olduğu gibi dünya da insanoğluna emanettir. Vücudumuzda tasarruf eden Allah 

Celle Celâluhu olduğu gibi dünyada da tasarruf eden O'dur. İnsan bu iki emanete nasıl davranacağını veya nasıl davranması gerektiğini islamiyetten öğrenmek zorundadır. "Akan bir nehirden de abdest alsan suyu israf etme" hadisi bize bunu ders vermektedir. Dinimiz vücudumuzla ilgili olarak neleri yapmamız veya neleri yapmamamız gerektiğini ders verdiği gibi çevremizle ilgili olarak ta neleri yapmamız veya neleri yapmamamız gerektiğini ders vermektedir. Her iki emanete de dinimizin müsaade etmediği tarzda müdahale edilirse problem çıkar ve bunun cezası daha dünyada çekilmeye başlanır.  

  

524. Eğer kadın idaresini bilmiyorsanız öğrenmeden evlenmeyiniz veya eğer evlenmişseniz hiç durmadan hemen öğrenin. Keşke kadınlar da koca idaresi ve aile ile ilgili konularda eğitim alsalar!  

  

525. Eğer bir kimse müslümanım dediği halde iyilikleri önlemeye çalışıyorsa, kötülüklerin de yayılmasından memnun oluyor, hatta bunun için uğraşıyorsa halis münafıktır. Tevbe suresi 67: " Erkek ve kadın bütün münafıklar birdirler. Kötülüğü emrederler, iyiliği yasaklarlar, elleri de sıkıdır” 

İzah: İyi şeylerin başı Allah'ın emrettiği farzlar, kötü şeylerin başı da Allah'ın yasak ettiği haramlardır. Özellikle basında bunun çok örneklerini görebilirsiniz. Mesela; içki yasaklanacak diye yaygara koparanlar, kadınlar örtünecek diye yeri göğü inletenler hep bu gurubun adamlarıdır.  

  

526. İnsanlık tarihinin en büyük fitnesi DECCAL fitnesidir. 1924 yılında halifeliğin kaldırılması ile Âlem-i İslam parçalanmış ve dünya Deccaliyet dönemine girmiştir. Bu dönemin girmesi ile Kuran yasaklanmış ve insanlar ellerindeki Kuran'ları toprağa gömmek zorunda kalmışlardır. Kuran'daki Allah'ın emir ve yasakları tamamen tatbikattan kaldırılmış; Kuran okumak, öğrenmek öğretmek yasaklanmış, ezan Türkçeye çevrilmiş, zina, içki, kumar, açık saçıklık, faiz gibi dinimizin yasakladığı büyük günahlar serbest bırakılmış, hatta teşvik edilmişlerdir. 1991 yılında Rusya'nın çökmesi ile de dünya tek kutuplu hale gelmiş ve Büyük Deccal Dönemi başlamıştır. Şimdi(2013) ise Büyük deccal dönemi devam etmektedir.  

  

527. Dünya imtihan yeridir. İmtihan sorusuz olur mu? İşte bu dünyada başınıza gelen her bir hadise veya çevrenizde olan her bir olay bu imtihanın bir sorusudur. Bu olaylar karşısında senin yaptıkların da bu sorulara verdiğin cevaplardır. Cevapların doğru mu yanlış mı olduğunu şimdiden test edebilirsin. Eğer dinimizin dediği gibi davranıyorsan doğru, dinimize uygun davranmıyorsan yanlış yapıyorsun demektir.  

 

528. Allah Celle Celâluhu dünyayı insanın ayaklarının altında yaratmıştır. Üstünde gezsin, dolaşsın, keyf etsin ve elbette kulluk ve ibadet yapsın diye. Ancak pek çok insan dünyayı omuzlarına alır ve ağırlığı altında ezilir. Bu ağırlığı bırakamaz. Çünkü bıraktığı zaman dünyanın yıkılacağını, her şeyin alt üst olacağını sanır. Hâlbuki bu adam ölür ve dünyadan göçer gider de kimsenin haberi bile olmaz.  

  

529. Çok şükür, müthiş ve harika... Çünkü bu dünyadan yaşlanmadan göçüp gideceğiz. Bu gerçeği 55 yaşımda yeni anlıyorum. Vücudum yaşlanıyor amma ben hep aynı kalıyorum, hatta daha mükemmel oluyorum. Demek yıllar bu dünyada benim bineğim olan vücudumu yaşlandırırken beni olgunlaştırıp daha mükemmel olmamı sağlıyor. 

Vücutları ile değer kazanan insanlar ise yılların geçmesinden çok endişe ederler. Vücutlarındaki en küçük bir yaşlanma belirtisi onların dünyalarını yıkar. Ameliyat üstüne ameliyat olurlar. Çünkü her şeyleri vücutlarına bağlıdır. Vücutları ise yılların geçmesi ile yaşlanıp yok olmaya mahkûmdur. Bu yüzden yıllar onların her şeylerini alıp götürür. Onun için "Ahh.. gençlik" der dururlar. Zamanın geçmesi ile gittikçe olgunlaşan hakiki insanlar ise yılların geçmesinden korkmaz ve endişe etmezler. Hatta bir an önce yıpranmış olan bu vücutlarından kurtulup verilecek yeni vücutlarına kavuşmak ve ruhlarının serbest kalarak yüksek makamlarda uçmasını isterler. Bu insanlar hatalar ile dolu gençlik yıllarını ise asla istemez ve özlemezler.  

  

530. Kesin tespitimdir. Yaşlanmak diye bir şey yoktur. Yılların geçmesi ile sizde bir değişiklik olmadığını zaten fark ediyorsunuzdur. Yıllar geçtikçe vücudunuz yaşlanacak fakat siz hep aynı kalacaksınız. Bu yüzden "yaşlanınca yaparım " diye bekleyenler 

Azrail Aleyhisselam'ı karşılarında görünce şaşırıp kalmaktadırlar. Halbuki sen değişmeyeceksin, hatta öldükten sonra bile aynı olacaksın. Ahirette de aynı olacaksın. Bu yüzden kabirdeki adama selam verilir. Neden Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm "Beni vefatımdan sonra ziyaret eden kimse sanki beni hayatımda iken ziyaret etmiş gibidir" diyor. Çünkü aynı. Diğer kabirler de öyle. 

Sadece kabirdekiler sana cevap veremiyorlar, o kadar.  

  

531. Eğer sıhhatli olmak istiyorsanız canınızın arzu ettiği şeyden yiyin, amma az yiyin. Çünkü insana vücudunun ihtiyaç duyduğu şeye karşı istek ve iştah verilmiştir.  

  

532. Namaz ulvi bir buluşmadır; kulun Rabbi ile buluşması, mahlûkun Halıkı ile, masnuun Sanii ile, merzukun Rezzakı ile, memlükun Maliki ile... ve hakeza. 

  

533. Çocuklarınızı iyi yetiştirin ki ileride yüzünüzü ak etsinler. Bir ülkeyi ileride nasıl bir geleceğin beklediğini anlamak isterseniz çocuklarını nasıl yetiştirdiklerine bakınız.  

  

534. İnsanların dış görünüşlerine bakıyor, içinde kim var bakmıyoruz. Mesela; evleneceğin kızın dış görünüşüne bakıyor, içinde kim var bakmıyorsun. Ondan sonra da pek çok hayal kırıklığı yaşanıyor. İnsanlar hakkındaki şikâyetlerin neredeyse tamamı bundan kaynaklanıyor. 

 

535. İdareci çalışmaz, çalıştırır. Çalıştırdığı kişilerin 

başarısı onun başarısı, başarısızlıkları da onun başarısızlığıdır.  

 

536. İnsanlar genellikle menfaatleri çatıştığı için diğer insanları düşmanmış gibi görürler. Hâlbuki bizler ancak birbirimizin sayesinde hayatımızı sürdürebilmekteyiz. 

Toplu olarak, şehirler halinde yaşamamızın sebebi budur. Birbirimize bu gözle bakabilirsek hayatımızın da daha güzel olacağı açıktır.  

  

537. Kadına şiddet varmış. Olacak tabii. Sen kadınların fıtratını en iyi bilen ve onları bu şekilde yaratan Allah’ın açtığı birden fazla evlenme kapısını kaparsan daha çoook şiddet görürsün. Bu kapıyı açmadan şiddet bitecek diye bekleme.  

  

538. Birden fazla evlilik kapısını kapamakla güya kadınlara iyilik edildi. Hâlbuki kabak kadınların başına patladı. Her erkek bir kadınla evlenebiliyor amma her kadın bir koca bulamıyor. Ayrıca bugünkü aile içi şiddetin de önemli bir sebebi birden fazla evlenme kapısının kapatılmış olmasıdır. Bu kapı açılmadan aile içinde şiddet ve huzursuzluk bitmez.  

  

539. Bilinmeyen şey yok hükmündedir. Adam ömür boyu hazinenin üstünde oturup ve yokluk içinde bir hayat sürebilir. Çünkü altında hazine olduğunu bilmiyordur. 

Demek her şey ilme bağlıdır.  

  

540. Ağaçta budanacak dallar olur. Bu dalları kesip atmak ağaca kötülük değildir. Toplumda da kesilip atılacak insanlar vardır. Onları kesip atmazsan, bugün olduğu gibi, toplum bozulur ve içinde yaşanmaz bir hale gelir.  

  

541. Sevap işleyip böbürlenen veya kendini beğenenin halinden, günahlarını düşünüp boynunu bükenin hali daha güzeldir. Unutma! Kibir, ucub gibi şeylerin dinimizde yeri yoktur.  

  

542. İnsanda nebati ve hayvani duygular da vardır. İnsan nebati duyguların etkisi altına girerse kıpırdamak bile istemez. Hareket isteyen işleri yapmak ona ölüm gibi zor gelir. Hayvani duyguların etkisi altında olursa istek ve arzuları peşinde koşar, menfaatinden başka bir şey düşünmez. Bu istek ve arzuları terk etmek ona ölüm gibi zor gelir. İnsani duyguları harekete geçerse gerçek bir insan olur, kendisinden çok başka insanları düşünür, şefkatli, merhametli, cömert ve yardım sever bir insan olur; kulluk vazifelerini de yapmak ona zor gelmez.  

  

543. Sen yaratandan daha mı şefkatlisin? Hırsızın elini kes diyorsa "kes!". "Olmaz" demek ne demek?  

  

544. İnsan düşebilir. Sakın ümidini kesme! Allah Celle Celâluhu kimseyi kapısından boş çevirmez. Ümidini kesmek işlediğin günahtan daha büyük bir günahtır. "Günahına tövbe eden günah işlememiş gibidir" hadis-i şerifini de unutma.  

  

545. İlay-ı kelimetullah en yüksek davadır. Bir şahıs için de bir devlet için de.. Şimdi ise bu dava unutulmuş, geçim derdi ve daha rahat yaşamak isteği gaye olmuştur. İnsanlar da gayeleri nispetinde küçülmüşlerdir. Bugün değerli insan kıtlığının bir sebebi de budur.  

  

546. "Dünya bir leştir, taliplisi köpeklerdir" hadis-i şerifi gereği dünyanın peşinde koşan, onu elde etmek için boğuşan iki kişi de olsa, yüz binlerce, hatta milyonlarca insanı katleden devletler de olsa 'köpek' hükmündedirler. 

  

547. Sağlam olan hasta olmam sanır, hasta olan da iyileşmem sanır.  

  

548. Allah'ın emrettiklerini yapmazsan, yasak ettiklerini terk etmezsen daha senin kul olduğun nereden belli olacak?  

  

549. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm ile bir mecliste olsanız ve O sizden bir bardak su istese derhal koşarsınız ve ömrünüz boyunca da bununla iftihar edersiniz. Çünkü o size bir şey emretmekle çok büyük bir iltifatta bulunmuş oluyor. Ya..Allah'ın bize emretmesi... Evet, Allah'ın bize emir etmesi hayâl bile edilemeyecek kadar büyük bir iltifattır. Neden Allah'ın emirlerini yapmak için koşmuyoruz?  

  

550. İbadet edenler için ucub (kendini beğenme), günaha dalanlar için ise ye's (ümitsizlik) tehlikesi vardır.  

  

551. Günah işleyen biliyor ki yanlış ediyor, dönüp tövbe edebilir. Ya ucbe (kendini beğenmek) düşen ne yapsın? 

Ucbe düşenin hali günaha düşenin halinden daha kötüdür.  

  

552. İnsanın hayatında bazı süreçleri yaşaması gerekir. Aksi takdirde ömür boyu onun eksikliğini hisseder. İnsanın çocuk olup dedesinin elinden yapışıp gezmeye ihtiyacı olduğu gibi, dede olup torununu gezdirmeye de ihtiyacı vardır. Aslında hayat bu süreçlerden oluşmaktadır.  

  

553. Hayattaki zevkleri yeme-içme ve şehvetten ibaret mi sanırsın. Hâlbuki kalp ve ruha ait öyle zevkler vardır ki, onları hayâl bile edemezsin. Bu yüzden bu dünyada kimin keyf ettiğini ve ne kadar keyf ettiğini ancak Allah Celle Celâluhu bilir.  

  

554. İstikametli âlim veya evliya olmak kolay değildir. 

Bunun için onların kıymetini bilmek gerekir.  

  

555. Dünyan ve ahiretin için faydalı şeyler yapmıyorsan eğer, uzun yaşamanın ne anlamı olabilir ki...  

  

556. Tekrar tekrar yapılan ikazlar o işin ciddiyetini, şakası olmadığını, çok önemli olduğunu gösterir.  

  

557. Başarmak insan için ne kadar önemlidir. İnsanlar sırf bunun için nice zahmetlere katlanırlar, nice sıkıntılar çekerler. Günümüzde buna 'kendini ispatlamak' denir. 

  

558. İnsan bu âlemi duyguları ile rasat eder. Duyguları en çok uyandıran iki şey ise açlık ve korkudur. Çok yemek, çok uyumak, nefsin heva ve hevesi peşinde koşmak ve uzun emel duyguları işlemez hale getirir.  

  

559. Para kazanmak zordur amma onu elde tutup istifade edebilmek daha da zordur. Zira onu senin elinden kapmak için niceleri hazır beklemektedir. Parayı senden kapabilmek için senin hoşuna gidecek bir şeyi yem olarak önüne koyarlar. Çeşitli duygusal sözlerle senin düşünmeni engelleyip, elindeki parayı alırlar. "Bugün al sonra öde, şu kadar taksitle, bir alana biri bedava, harcadıkça kazan, dört ay sonra ödemeye başla, yılda on gün tatil yapmak senin de hakkın" gibi sözler de en çok kullandıkları sözlerdendir.  

  

560. Sırr-ı Kayyumiyet çekilse bu dünya ve bu kâinat birden yok olur ve ortada hiç bir şey kalmaz. Bütün âlemler sırr-ı kayyumiyet ile varlık âleminde durmaktadırlar.  

  

561. Müslümanlık sadece ibadetle, namazla, oruçla, hac ve umre ile bitmez! Senin ülkene ait vazifelerin var, komşuna karşı vazifelerin var, eşine karşı, çocuklarına karşı, arkadaşlarına, akrabalarına karşı pek çok vazifelerin var. "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" hadis-i şerifi neyi ifade ediyor?  

  

562. Canlarının istediği gibi yaşayıp ta kendilerini hür sananlar tam esir olanlardır. Asıl hür olanlar kendilerini nefsin esaretinden kurtarabilenlerdir.  

  

563. İnsan nefsine ‘dur’ diyebildiği kadar hürdür. Nefsine tam hâkim olanlar ise tam hür olanlardır.  

  

564. Nefsim bana hiç bir şeyi zorla yaptıramamalı. Bir şeyi ben istersem yapmalıyım.  

  

565. İşte sana Avrupa medeniyeti: Dede-Nene huzur evine, torunlar kreşe. Hem dede-nene hem de torunlar bunun eksikliğini ve sıkıntısını ömürleri boyunca hissederler.  

  

566. Allah'ın sistemi şeriat, Deccalin sistemi Demokrasidir. 

(Bu gerçeği anlayamayanlar suçu kendilerinde arasınlar)  

  

567. Ehl-i dünya serap peşinde koşmaktadır. Rahat etmek için koşar, hâlbuki orada rahatlık yoktur; zevk almak için koşar, hâlbuki orada zevk yoktur; sanat peşinde koşar, hâlbuki onlara sanat denmez; mal peşinde ömür tüketir, sonunda hepsini bırakır gider.  

  

568. Ehl-i dünyanın önem verdikleri önemsiz, önem vermedikleri önemlidir. Mesela; maça önem verir, filmin nasıl sonuçlanacağı merak eder, yüzyıllar önce dedelerinin yaptığı yıkıntıları tarihi eser diye muhafazaya çalışır, bir insanın boyadığı resme milyonlar verir; amma, gözü ile gördüğü insanın ve kendisinin toprağa gireceği gerçeği onun ilgisini çekmez, sadece sabah namazının sünnetinin dünya ve içindekilerden daha hayırlı olduğunu bilip gereken önemi vermez, bir odun olan ağacın çiçekler açması, tatlı meyveler vermesi onu ilgilendirmez. Ve hakeza..  

  

569. Ey Rabbim! Ben senden razıyım, nefsimden razı değilim. Bu hata, kusur ve günahlarımla huzuruna nasıl geleceğimi bilemiyorum.  

  

570. Adam dünyayı kazanmak için ömür boyu koşar ve hatta çok servet te kazanır. Sonunda gideceği zaman "Hepsi boşmuş" der ve gider. Bu manayı ifade için Yunus Emre Hz.leri şöyle demiştir: Mal da yalan mülk te yalan, Var git biraz da sen oyalan.  

  

571. İnsan ömür boyu aynada yüzüne BAKAR da nasıl bir sanat eseri olduğunu GÖRMEZ.  

  

572. Ne yapacağını mı şaşırdın? Gayet normal. Çünkü ahir zamanda en halim olanların bile şaşıracağı hadiste vardır. Yapacağın şey gayet basit: Peygamberi Aleyhissalâtu Vesselâm dinle ve kurtul. Onun dediklerinden yapabildiğini yap, yapamadığın veya yanlış yaptıkların için tövbe et. 

  

573. Takdir edilmeyi istemek ve beklemek fıtridir. Dolayısıyla güzel bir şey gördüğünüz zaman onu takdir ediniz ve o güzel şeyi ortaya koyana da bu takdirinizi iletiniz. Yanlış veya çirkin bir şey gördüğünüzde ise onu düzeltmek maksadı ile, uygun bir dil ile, uygun bir şekilde onu dile getirebilirsiniz.  

  

574. Nasıl olsa öleceksin. Mühim olan hayatın hakkını vermek ve adam gibi yaşayabilmektir. Eğer bu hayatın hakkını verebilirsen senin için ölüm Şeb-i Arus olur.  

  

575. İnsan değil başkasına, kendine bile hakaret etmeye hakkı yoktur. Zira Allah Celle Celâluhu insanı Eşref-i Mahlûkat ve Halife-i Arz olarak yaratmıştır. Bütün mahlûkat ve mevcudatı ona hizmet ettirdiği gibi onu ebedi saadetlere de namzet etmiştir. Bu yüzden Cenab-ı Hak Kur'an'ı Kerim'de şöyle buyuruyor " Kendi kendinizi ayıplamayın" Hucurat suresi 11 İşte böyle bir insana hakaret edilemez, hor hakir görülemez, alaya alınamaz. 

Amma insan kendisini günahkâr, kusurlu bilip nefsini Allah'a şikâyet edebilir.  

  

576. Allah Celle Celâluhu günde beş defa devamlı olarak "Kurtuluşa gelin" diyerek insanları camiye, namaza davet etmektedir. İnsanların bir kısmı yaz-kış, sıcak soğuk demeden bu davete icabet etmekte, büyük çoğunluğu da bu davete icabet etmemektedir. Elbette bu iki guruba yarın ahirette aynı muamele yapılmayacaktır.  

  

577. Bu dünyadaki en büyük zevk ve sürur Allah'ın insana emretmesi ve insanın da bu emri yerine getirmesidir.  

 

578. İnsanların eleştiriden çok takdir edilmeye ihtiyaçları vardır. Küçük-büyük herkes buna dâhildir. Eleştiri ise yapıcı olmak şartı ile uygun bir şekilde yapılırsa güzel olur.  

  

579. İnsan utanılacak bir şeyi yaparsa üç gün utanır sonra ise " Bunda utanacak ne var?" demeye başlar. Fıtrat böyle. 

Etrafınıza bakıp pek çok örnek görebilirsiniz.  

  

580. Bana bir şey olursa veya vücuduma bir şey olursa diye titreyip durma! Allah Celle Celâluhu demeden hiç bir şey olmaz. O dedikten sonra da mutlaka ne olacaksa olur. Sen bunu önleyemezsin. Şimdi kimden titremen gerektiğini anladın mı? Allah Celle Celâluhu " Ey kullarım! Benden korkun" buyuruyor. Zümer suresi 16 

  

581. Ey Nefsim ve Ey Şeytan! Ben kâfirlerin avukatı değilim. Cehennem azabına nasıl dayanacaklarmış? Cehenneme girmeseler olmaz mıymış? Sana ne? Onları tutan mı var? İman etsinler, salih amel işlesinler. Madem kâfirler için ebedi cehennem kaçınılmaz sondur. Gitmesinler cehenneme! Cehennemde ebedi yanmaktan daha mı zor iman edip salih amel işlemek? Bu gerçeği bile bile küfürde devam ederlerse başlarına gelene de katlanacaklar elbette. Eğer Allah Celle Celâluhu zalimlere ve mücrimlere ceza vermeyecek veya veremeyecek olsaydı zaten ilah olamazdı. Onlara hak ettikleri cezayı vermek ilah olmanın bir gereği ve lazımıdır. Hatta onsuz olmaz!  

  

582. Tıka basa yerseniz, canınızın çektiği kadar uyursanız hayatınızın anlamsızlaştığını görürsünüz. 

  

583. Kur'an'ın tatbik edilmediği yerde adaletten söz edilemez! İnsan haklarından, kadın haklarından bahsedilemez. Zira mesela; Allah'ın kadınlara vermediği hakları onlara vermek büyük bir zulüm olur. Neticede toplumun çekirdeği ve temeli olan aile bozulmaya başlar. Kısas yapmazsanız, hırsızın elini kesmezseniz toplum bozulur ve içinde yaşanmaz bir hale gelir. Kur'an'ın tatbik edilmeyen diğer hükümlerini bunlara kıyas ediniz ve Kur'an'ın tatbik edilmediği bir ülkede veya dünyada nasıl bir zulmün meydana geldiğini anlayınız. Kur'an'dan uzaklaştıkça medenileştiklerini sananlar, medenileşmek değil denileşmektedirler.  

  

584. Büyüklere hürmet etmek, büyük diye hürmet edilmek ne kadar güzel; küçüklere şefkat etmek, küçük diye şefkat edilmek ne kadar hoştur.  

  

585. Haram olan zevklerin içinde manevi zehir vardır. Eğer bilerek haramlara girer ve tövbe etmezseniz manen zehirlenirsiniz.  

  

586. İnsanın maddi vücudu olduğu gibi manevi vücudu da vardır. Maddi kalbi olduğu gibi manevi kalbi, manevi gözü, manevi kulağı da vardır. ( Seni bütün kalbimle seviyorum diyen o manevi kalbi kast eder) Haramlar manevi zehirlerdir ve insanın manevi âlemini zehirlerler, hatta öldürürler. Ayette geçen "Gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler" bu gibi manâlara bakmaktadır. Bunun için hadiste "Harama bakmak şeytanın zehirli oklarından bir oktur" buyurulmuştur. Bediüzzaman Hz.leri " O bıçaklı bacaklar ehl-i imanın kalbini ya yaralar ya da öldürür" buyurmuştur. 

Bu durumda günümüzde caddelerden, sokaklardan, televizyonlardan insanların manevi âlemlerine zehir akmaktadır. Neticede insanların büyük bölümü manen ölmektedir. Manen ölü olan insanlar ise manevi âlemleri göremezler, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayıramazlar. Hakikati görenler ise onların bu hallerine hayret ederler. Hâlbuki hakikati gören ve göstermek için uğraşanlar bilmezler ki bunlar manen ölüdürler. Bunun için Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Ey Muhammed! O halde sağırlara sen mi duyuracaksın? Yahut körlere ve apaçık bir sapıklık içinde bulunanlara sen mi doğru yolu göstereceksin?" Zuhruf suresi 40  

  

587. Genelde her insanın başına gelen olaylar ile sabrı ölçülür. Bazen intihar edecek, bazen de karşısındakini öldürecek hale gelir. Bu haller o kişi için sabrının son mertebeleridir. Bu şekilde ne kadar sabırlı olduğu tespit edilir ve kaydedilir. Aslında kişinin başına gelen bu tip olaylarla sadece ne kadar sabırlı olduğu değil, ne kadar cömert, ikram edici, doğru, temiz, adil olduğu, hakkı savunduğu ve hakeza tespit edilir ve ahirette ebedi olarak buna göre muamele görür.  

  

588. İnsan manevi olarak iki şekilde derece alır ve ebedi olarak aldığı bu dereceye göre muamele görür. Birincisi: Mevcudatın Cenab-ı Hakk'ın varlığına ve birliğine olan delaletlerini ve Allah'ın isimlerinin tecellilerini ne kadar anlayabilirse; Cenab-ı Hakk'ı hangi isimleri ile ve ne kadar tanıyabilirse, ona göre derece alır. Kişinin tevhid ve marifetullahtaki derecesi bu tanımasına göre olur. Allah Celle Celâluhu bir kudsi hadiste şöyle 

buyurmuştur: "Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim" İkincisi: Allah'ın isimlerine ayine olabildiği kadar derecesi olur. Ne kadar çok sabrederse, ikram ederse, âlim olursa, cömert olursa, adil olursa, temiz olursa, hakkı yerine getirirse ve hakeza o kadar derecesi olur.  

  

589. Haramları terk edebilirsen nefsinle mücadelen bitmiş olmaz. Helâl dairesinde de nefsinle mücadelen devam edecektir. Zira sen helâl bile olsa istediğin kadar yiyemezsin, istediğin kadar uyuyamazsın.  

  

590. Her gün pek çok kimsenin yaşadığı ve senin de gözünle gördüğün bir gerçek var. Kişi sabahleyin kalkıyor, her zamanki gibi işine gücüne gidiyor. Yıllar sonrası için planları var. Hâlbuki aklına ve hayalîne bile gelmiyor ki bu geceyi kabirde geçirecek. Böyle olanları her gün haberlerde görüyor ve yakınlarımızda seyrediyoruz. Bunu yaşayan bir kişinin yaşadığı şoku tahmin edebilir misiniz? Bu gerçeği bir gün sen de yaşayacaksın. Ummadığın bir günün gecesinde bakmışsın kabirdesin. Buna sen bile inanamayacaksın. O anda gerçekten gafletten tam uyanacaksın amma ne fayda, geçmiş olsun. Kesin olarak bil ki sen bunu yaşayacaksın. Hz. Ali bu konuda şöyle buyurmuştur: "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar" Madem öyledir; sen o günü bugün bil, (sanki ölmüş ve kabre girmişsin de geri dönmene izin vermişler gibi düşün) ve tam uyan ve bundan sonraki günlerini uyanık olarak geçir ve değerlendir. Ebedi hayatına hazırlan. Böyle yaparsan eğer, kabre girdiğin gün, önceki kadar büyük bir şok ta yaşamazsın...  

 

591. Gaflet ehl-i hakikatin yorganıdır. İzah: Ehl-i hakikat makam itibari ile devamlı olarak kendisini Allah'ın huzurunda hisseder. Gitmekte olduğu kabir ve ahiret yolculuğunu unutmaz ve kendisini ve diğer insanları bekleyen tehlikeleri bilir. Bu yüzden keyf edip rahat da edemez. İşte böyle insanlara bazen az bir gaflet verilir ki rahat etsinler. Nasıl insan yorganın altına girince rahat ederse bunlar da kendilerine gaflet verildiği zaman ancak rahat edebilirler.  

  

592. Neyi seversen sev, Allah için ve istikametli olmazsa neticesi hüsran ve elem olur. Öyleyse, Allah için ve istikametli sevmek nasıl olur öğrenmelisin. Bunu Risale-i Nur'da, 32. sözde bulabilirsin. Bak şair ne demiş: Sevmemiştim kimseyi seni sevdiğim kadar, çekmemiştim kimseden senden çektiğim kadar.  

  

593. Ahiretin peşinde koşan halis, dünyanın peşinde koşan riyakâr olur. Şeytan şöyle dedi:" Senin halis kulların bir tarafa, onların hepsini saptıracağım" Hicr suresi 40 Bu yüzden dua et " Ya Rabbi! Benim yüzümü dünyadan ahirete, halktan Hakk'a çevir"  

  

594. Mehdi-i Azam'ın en büyük özelliği Âlem-i İslam'ı bir bayrak altında toplaması ve Kur'an'ı hayata tatbik etmesidir. Deccallerin ve özellikle büyük Deccal'ın en büyük özelliği ise Mekke ve Medine hariç dünyanın hiç bir yerinde Kur'an'ı tatbik ettirmemesidir. Uzun zamandır ve özellikle günümüzde (2013) olduğu gibi.  

  

595. Allah'ın mülkü ve idaresi... 

Herkes Allah'ın mülkünde ve idaresinde yaşamaz. Hatta oraya varmak çok zordur. Herkes imanının derecesine göre bunu hissedebilir. Herkes inancına göre bir mülkte ve idarede yaşar. Mesela; hiç bir ilaha inanmayan bir ateist başıboş ve sahipsiz, her şeyin rast gele olduğu bir mülkte yaşar. Bu ise onun için tam bir vahşettir. Küçücük bir mikrop gelir onu hasta eder, bir serseri gelir öldürür, yer sallanır malını mülkünü elinden alır ve hakeza.. Kendisinin başına gelmese bile, başkaların başına veya sevdiklerinin başına gelen hadiseler de onun dünyasını karartmaya yeter. Her an her şeyin kendi başına da gelebilir olma ihtimali onun dünyasını cehenneme çevirir. Hayat onun için elem içinde elem olur. Allah’a inanan ve her şeyi onun tasarrufunda bilen kişi için ise korkacak hiçbir şey yoktur. 

Rahat ve huzur içinde bir hayat sürer.  

  

596. Her türlü bilgi insanın elindeki silah gibidir. Onunla insanlara çok faydalı olabildiği gibi, çok ta zulüm yapabilir. Bunun için, insanları yetiştirip bilgi ile donatırken, o bilgiyi nasıl kullanacaklarının eğitimi de verilmelidir. Aksi takdirde bu kişiler toplumun başına belâ olurlar. Günümüzde ülkeyi soyanların, her türlü fitneyi çıkaranalrın, insanları inletenlerin hemen tamamının üniversite mezunu olması buna delildir. Demek hayatta en hakiki mürşid ilim değilmiş. İlim verdiğin kişiye Allah korkusu vermezsen canavar olurmuş!  

  

597. Haramlar manevi zehirlerdir. Bu haramları daha henüz işlerken bile alınan zevkin içinde zehrin acılığı hissedilir. Daha sonra ise sadece zehrin acılığı kalır. Farzlarda ise az bir zahmet vardır. Fakat içinde öyle bir zevk vardır ki o zahmeti unutturur. Daha sonra ise sadece zevki kalır. Haramlar için ahirette verilecek cezalar ve yapılan farzlar için verilecek mükâfatlar bundan hariçtir.  

  

598. İnsanlar yaşarken iki ana grup oldukları gibi ölürken de iki grupturlar: Ehl-i iman ebedi olarak mükâfat almak üzere ahirete giderken, Ehl-i küfür de sonsuz azap çekmek üzere gitmektedir.  

  

599. Ölüm herkes için aynı şey değildir. Kimisi mükâfat almak için giderken, kimisi de ceza çekmek için gider. Ceza çekmek için giden ile mükâfat almak için giden bir olur mu?  

  

600. Kendine bak! Bugüne kadar haram helâl pek çok zevki aldın. Şimdi senin elinde o zevklerden ne var? Hiç bir şey... Bir de namaz, oruç gibi emirleri yaparken az bir zahmet çektin. Şimdi o zahmetlerden elinde ne var? Elbette hiç bir şey. Madem öyle, bundan sonra zevklerine bakarak haramlara girme, zahmetlerine bakıp ta farzları terk etme! Yoksa büyük mükâfatlardan mahrum kalmakla beraber büyük azaplara da müstehak olursun. 

  

601. Haramları işleyip, farzları terk edip te sonra da "Bir şey olmaz" deme! Hatta her şey buna göre olmaktadır. Senin ve toplumun başına ne geliyorsa bundan geliyor ve ebedi olarak ne gelecekse bundan gelecek.  

  

602. Farzlardaki zahmet te, haramlardaki zevk te imtihanın gereğidir. Hâlbuki aslında haramların içi elem, farzların içi zevk ve sürur doludur. Farzlardaki zahmet te, haramlardaki zevkler de geçici olduğundan geriye kişinin Allah'a itaat edip etmediği kalır. Neticede insanın ebedi olarak göreceği muamele buna göre olur. Şimdi sen kendine bak bakalım; farzları yapıp haramları terk edebiliyor musun?  

  

603. Aslında hak ve hakikat, Cemal ve kemâl ap açık ortadadır. Bunların görünmesine engel ise kişinin yaptığı hareketler ve çevrenin etkisi ile cihazlarının bozulmasıdır. Kişinin işlediği haramlar onun bu cihazlarını bozduğu gibi, mesela; meşru bile olsa bütün gayesi iyi bir araba almak olan bir kişi hak ve hakikati nasıl görecek, elbette göremez. Dolayısyla da o hak ve hakikatin, cemal ve kemâlin sahibine muhabbet edip külli zikir, fikir ve şükürle de mukabele edemez.  

  

604. Allah'a yakın olanlar mahlûkattan, mevcudattan, bahusus insanlardan uzak olurlar. Zahiren onlarla beraber olsalar bile.  

  

605. Hak ile beraber olanlar, zahiren beraber bile olsalar, halktan uzaktırlar. Hatta onlar Hak'tan başka kimse ile beraber olmayı istemezler. Allah ile beraber olan başka kiminle olmayı ister ki... Onlar Hak ile beraber olmalarına mani olan hiç bir şeyi istemezler ve masivayı kolayca terk ederler. Onların âleminde masivaya yer yoktur. Ancak masivaya Allah'ın mülkü ve idaresi, san'atı, eseri, nimeti, cemali, kemâli olması noktasında bakarlar, bu manâda zaten onlara masiva denmez.  

606. Her şeye razıyım, senden ayrılmaya razı değilim Allah'ım! Beni senden ayıracak ve uzaklaştıracak hiç bir şey istemem. 

  

607. Bir dil zikretmek için yetmiyor. O bir dili de boş bırakmak olur mu? Ancak güzel bir niyet ile bu bir dille de sonsuz zikirler yapmak mümkündür.  

  

608. Her halükarda hakkı söyleyenleri herkes takdir eder ancak onların dostu olmaz. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm Hz.Ömer için "Hakkı söylemek Ömer'e dost bırakmadı" buyurmuştur.  

  

609. İnsan öyle bir mucize-i kudrettir ki, Maddi ve manevi bütün güzellikleri, maddi ve manevi bütün nimetleri anlayıp zevk edecek, istifade edecek şekilde yaratılmıştır. Aynı insan aynı zamanda maddi ve manevi her türlü azabı da yaşayabilecek şekilde yaratılmıştır. İşte bunun için bu insan maddi ve manevi her türlü zevkin ve nimetin içinde bulunduğu cennete namzet olduğu gibi, maddi ve manevi her türlü elem ve azabın içinde bulunduğu cehenneme de namzettir.  

  

610. Şükür ki insanların gerçek yüzlerini görmüyoruz, gerçek hallerini bilmiyoruz. Yoksa hayat bize çekilmez hale gelir, dünya bize zindan olurdu.  

  

611. Allah'a ibadet ve kullukla geçen ömür uzun ve bereketli olur. Nefsin yolunda geçen ömür ise (yani canın istediği gibi yaşarsan) kısa ve bereketsiz olur. İspatını istersen her iki şekilde yaşamış insanlara sor. Adam 70 sene yaşamış "Bir şey anlamadım, nasıl geçti bu 70 yıl" diyor. Bir de ömrünü Allah'a kulluk ve ibadetle geçirenlere sor bakalım ne diyecekler?  

  

612. Herkes ve her şey yerinde güzeldir. Bu yüzden Allah Celle Celâluhu herkesi yerinde sağ etsin.  

  

613. Sen bu dünyayı sahipsiz, olayları rastgele mi oluyor sanıyorsun? Hastalıklar rast gele mi oluyor, kazalar, ölümler rast gele mi oluyor? Küçük-büyük, hayır-şer hiçbir şey rastgele olmaz! Her şey Allah'ın emri, izni ve kontrolü altında olmaktadır.  

  

614. Haramlara zevk, farzlara zahmet bilerek konulmuştur. Ta ki kimin ne kadar itaat edeceği ve kimin ne kadar isyan edeceği belli olsun ve kaydedilsin. Yarın ahirete vardığında bakarsın ki elinde ne zahmet kalmış ne de zevk. Geriye sadece senin yaptığın itaat veya isyan kalmıştır. Ne kadar farzları yapıp ne kadar haramlardan kaçtıysan bakılacak ve ebedi olarak buna göre muamele göreceksin. Öyleyse, zevklerine bakıp haramlara girme, zahmetlerine bakıp farzları terk etme!  

  

615. Allah Celle Celâluhu insanı bin bir ismi ile tanıyıp anlayacak ve bin bir ismine ayine olacak şekilde akıl almaz maddi ve manevi cihazlarla donatarak yaratmıştır. Elbette bu insandaki bu akıl almaz maddi ve manevi cihazları işletecek ve çalıştıracaktır. Bu cihazlar ise bir sebep tahtında harekete geçmektedir. (Arabanın marşına basmak gibi) Âdem Aleyhisselam'ın yasak olan meyveyi yemesi ile birden hareket başlamış ve halâ da devam etmektedir. Her bir insan buluğ çağına girmesi ve bazı haramları işlemesi ile birden bir hareket başlar, maddi ve manevi cihazlar harekete geçer ve insan yaratılış gayesi olan ve kendisinden beklenen vazifeleri yapmaya başlar. Daha sonra ise Âdem Aleyhisselam gibi tövbe ederek sanki o günahı hiç işlememiş gibi olur. Ancak o cihazların ve çarkların işlemesi ile elde edilen ve yaratılış gayesi olan mahsülat kâr olarak kalır. İşte insanın günaha girmesinin, cennette Âdem Aleyhisselam 'ın yasak meyveyi yemesinin, bugün bizlerin dünyaya getirilişimizin ve günahlara düşmemizin sırrı budur. Bu yüzden Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam şöyle buyurmuştur:"Eğer siz hiç günah işlememiş olsaydınız Allah sizi giderir ve yerinize günah işleyen bir topluluk yaratırdı. Ki onlar günahlarından dolayı tövbe etsinler, Allah'ta kabul etsin" Müslim Amma, adam iman etmemiş, şeytanın yoluna girmiş veya inanıyorum dediği halde haramlara dalmış ve hiç pişmanlık göstermemiş, dolayısıyla da cihazları hiç harekete geçmemiş. Bu insanlar bahsimizden hariçtir. Elbette onlar cezalarını çekmek üzere cehenneme gideceklerdir.  

  

616. Günahı herkes işliyor. İşledikten sonra ise bir kısım insanlar tövbe edip pişmanlık göstererek bu günahı sildiriyor ve bu günahı hiç işlememiş gibi oluyorlar. Bir kısım insanlar da hiç pişmanlık göstermeyip günahı işlemeye devam ediyorlar. Ve elbette cezayı da hak ediyorlar.  

  

617. Bu dünyada ben az yemeyi sevdim. İnanılacak gibi değil amma az yemekten alınan zevk çok yemekten alınan zevkten daha fazladır. Ayrıca az yemenin diğer faydaları da saymakla bitmez. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurmuştur "İnsanoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır"  | Tirmizi  

  

618. Hain kadınlar, hayâsız kadınlar, giyinik çıplaklar, yarı çıplak kadınlar! 

( Bu hitabın birçoklarına ağır geleceğini biliyorum ancak bu durumdaki kadınların yarın ahirette uğrayacakları azaplar düşünülürse çok hafif olduğu bile söylenebilir. Mesela; giyinik çıplakların cennetin kokusunu bile alamayacakları haber verilmiştir.) Dinimiz tesettürlü bir kadının güzel koku sürerek dışarı çıkmasını bile yasaklarken sizler, yarı çıplak vaziyette erkeklerin arasında geziyor, televizyonlarda milyonların önüne çıkıyorsunuz. Allah'ın size emanet olarak verdiği vücut nimetine hainlik edip mü'min erkekleri manen öldürerek hem kendinizi hem de mü'min erkekleri mahvediyorsunuz.  

  

619. Dünya hayatı ahiret hayatı ile beraber ele alınıp ona göre hareket edilmezse bu dünyada istikametli hareket etmek, istikametli düşünmek, istikametli fikir sahibi olmak mümkün olmaz!  

  

620. Ehl-i dünya bir insana maddesi kadar değer verir. (Para, makam, güzellik, servet gibi) Onlara göre eğer kişinin maddesi var ise ve ne kadar var ise o kadar kıymetli olur. Maddesi yok ise kıymeti de yoktur. Bu yüzden "Parasız adam gereksiz adam" diyecek kadar ileri gitmişlerdir. 

Dolayısıyla, ehl-i dünya maddesi olanların yanında yer alır. 

Bu yüzden iktidara kim gelirse bunlar onların etrafında toplanırlar, menfaatleri bittiği anda da terk ederler. Maddi imkânları yerinde olan insanlar bunlardan kurtulamazlar, dolayısıyla gerçek dostlarını da ayıramazlar. Ancak, ellerindeki imkânlar giderse, o zaman gerçek dostlarını ayırabilirler. Evliyalar ise maddeye, makama önem vermezler. Ellerine geçeni dağıtırlar, padişah ziyaretlerine gelse kabul etmek istemezler. Ehl-i dünya ise bunların bu halini anlayamazlar. 

Yakup Aleyhisselam Yusuf Aleyhisselam'a manevi durumunu anladığı için özel bir önem veriyordu. Diğer kardeşler ise güçlü bir topluluk idi. Yani madde bunlarda idi. Buna rağmen babalarının kendilerine neden değer vermediğini, Yusuf Aleyhisselam'a neden değer verdiğini anlayamıyorlardı. Bu yüzden peygamber olan Yakup 

Aleyhisselam'a "Babamız ap açık bir yanlışta" diyorlardı. Yani kendilerini bu kadar haklı görüyorlardı. Demek bu ehl-i dünyaya hakikati göstermek ve onların da hakikati görmeleri mümkün değildir. Yusuf Aleyhisselam'ın kardeşleri hedeflerine ulaşabilmek için engel gördükleri Yusuf Aleyhisselam'ı öldürmeyi düşünecek kadar ileri gittiler. Bu onların bu konuda ne kadar kötü işler yapabileceklerini göstermektedir. Demek ehl-i dünya değer verdiği maddeye ulaşmak için cinayet dahil her türlü kötü işi yapabilir. Neticede bu topluluğun Yusuf Aleyhisselam'a muhtaç olması, Yusuf Aleyhisselam'ın yükselmesi gösteriyor ki ehl-i dünyanın başarılı olması mümkün değildir. Daima hak yolu tutanlar, rıza-i ilahi için çalışanlar ve ahireti maksat yapanlar kazanırlar.  

  

621. Demek seni Allah Celle Celâluhu her gün beş defa huzuruna çağırıyor da gitmiyorsun, yasak ettiklerini de yapıyorsun ha! Öyleyse; verdiği rızıkları hangi yüzle yiyorsun, verdiği göz, kulak, el, ayak gibi nice cihazları hangi yüzle kullanıyorsun, O'nun mülkünde hangi yüzle yaşıyorsun! Ve yarın ahirete gittiğinde ve ister istemez huzuruna çıktığında ne diyeceksin?  

  

622. Her şey normal iken Allah'ı anıyor, farzları yapıyorsun. Ya..normal bir şekilde hasta olduğunda, çok yorgun, çok uykusuz olduğunda, çok sıkışık, çok meşgul olduğunda ya da keyfin yerinde iken? Eğer böyle durumlarda da aynen farzları aksatmadan yapmaya devam edebiliyorsan tebriği hak ediyorsun. Zira insan böyle durumlarla imtihan edilir ve gerçekten de ne olduğu böyle zamanlarda ortaya çıkar. Özellikle de menfaat anında yaptığın hareketler çok önemlidir. Zira yarın ahirette dağlar gibi amellerle gelip te cehenneme atılacak olanlar vardır. 

Onlar en küçük bir menfaat anında dini unutanlardır. 

Netice olarak insanın bu gibi durumlarda yaptığı hareketler kaydedilir ve ebedi olarak buna göre muamele görür. Bir de insan düşer, haramlara girer. Şeytan der ki "Senden adam olmaz, sen zaten cehennemliksin." Böyle bir durumda da hemen tövbe edip Allah'a yönelebiliyor musun? Yıkılıp yıkılıp kalkabiliyor musun? Eğer öyleyse, tebrikler. İşte yapılacak iş budur.  

  

623. İnsan hayâ duygusunu (utanma duygusunu) kaybederse her şeyini kaybetmiştir. Utanma duygusu en fazla üç gün devam eder. Sonra kaybolur ve bundan sonra hayâsız olan insan insanlıktan çıkar ve bir nevi şeytanlaşır. Örnekleri çoktur. Peygamberlerin ortak sözlerinden birisi de budur:"Utanmadıktan sonra istediğini yap" Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurmuştur:"Ahir zamanda şeytanlar insan suretinde temessül edecekler, çarşıda pazarda gezecekler ve hadis nakledeceklerdir"  

  

624. Dünya ve Kadın! Bu ikisi önünde mi, arkanda mı? Eğer bunlar senin önünde ise ve sen onlara yetişeceğim, onları yakalayacağım, onları elde edip istifade edeceğim diye koşuşturuyorsan yandın demektir. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurmuştur "Dünya sevgisi hataların başıdır" ve "Karı kulu yüz üstü sürünsün" Yok, eğer onlar senin arkanda ise ve sen onlara hükmediyorsan, onlar sana yetişip senin olmak için koşuyorlarsa seni kutlamak gerekir. İşte gerçek adam budur. Kadını ve dünyayı peşinden koşturur, onlara hükmeder ve meşru dairede onlardan istifade eder.  

  

625. Olaylar insanları farklı farklı etkiler. Mesela; Allah'a samimi kullukta bulunan bir kişiye bir belâ veya hastalık gelse onu Allah'ın bir hediyesi olarak algılar ve elem çekmek değil belki de Allah'ın iltifatını hissederek keyf eder. Aynı belâ veya hastalık bir fasıka gelse dünyası kararır ve ne yapacağını şaşırır. Kâfirler ise böyle bir hastalık veya belânın gelme ihtimaline karşı bile titrer dururlar.  

  

626. Tevhid öyle yüksek bir hakikattir ki kâinatı bir küll haline getirir. Dünyası ile ahireti ile, cenneti ile cehennemi ile, güneşleri ile yıldızları ile ve herşeyiyle kâinatın tek bir kâinat olduğunu ilan eder. O kâinatı Allah'a verir ve " Mülk senindir, mutasarrıf ta sensin, Allah'ım!" der ve tevhidin bayrağını bu kâinatın üstüne diker. Daha sonra ise bu kâinattaki tasarrufata bakarak "Rezzak sensiz, Kâdir sensin, Âlim sensin, Basir sensin, hayat veren sensin, öldüren sensin" der ve hakeza, diğer isimlerini de zikr ederek her 

bir ismin bayrağını bu âlemin üstüne diker. Daha sonra ise bu iman ve marifetullah ile tanıdığı Rabbinin huzuruna çıkarak 'Allahuekber' der ve miracvari namaz kılabilir. 

Bunu yapabilenlere ne mutlu!  

  

627. Maddi cihad Allah'ın emridir. Cihaddan maksat 

Allah'ın emir ve yasaklarının bütün yer yüzünde tatbik edilmesidir. Amma mâlesef günümüzde müslümanların kendi ülkelerinde bile böyle bir tatbikat dertleri yoktur. 

  

628. Her bir insan kendi hususi âleminin merkezidir. Kâinat kadar büyük olan kendi hususi âleminde bütün mahlûkat ve mevcudat ona hizmet etmektedir. Bunu anlayan insan bütün kâinatı temsilen bir nevi mirac olan namaz ile Allah'ın huzuruna çıkar ve bütün mahlûkat ve mevcudatın tesbihatlarını, tahmidatlarını, ibadetlerini ve istianelerini Allah'a arz eder, Ahsen-i takvim sırrı ile halife-i arz olduğunu gösterir. Allah Celle Celâluhu "Yeryüzünde halife yaratacağım" dedi. İşte bunlar Halife-i Arz olanlardır. 

Bunların kıymetleri ve makamları hayâl bile edilemez. Bunlar toprağa ekilip sonra da kocaman meyveli ağaç haline gelen tohumlar gibidirler. Nefsinin peşinde ömür tüketip sonra da çürüyüp gidenlerin ise hiç kıymetleri yoktur.  

  

629. Helâl ye, az ye! Bu öyle bir düsturdur ki bütün peygamberler ve bütün büyük zatlar tarafından tatbik edilmiştir. Bu düstur kıyamete kadar da geçerlidir. Günümüzde yiyecek ve içeceklerin bol miktarda bulunması ve her türlü konforun yaygınlaşması insanları mahvetmektedir. Maddi hastalıklar ile hastaneler dolup dolup boşalırken toplum manevi olarak ta buhranlar geçirmektedir. Zaten isyan arttıkça nimetler artıyorsa burada bir durup düşünmek gerekir. İnsanlık tarihi boyunca böyle isyan görülmemiştir, böyle nimetler de görülmemiştir. Sizce bunda bir terslik yok mu?  

  

630. Belki anlaması zor olacak amma bu insanın hata, kusur ve günahlara da ihtiyacı var! Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam şöyle buyurmuştur: " Siz eğer günah işlemeyecek olsaydınız Allah Celle Celâluhu sizi giderir ve yerinize günah işleyecek bir topluluk getirirdi" 

  

631. Trafikte karşındakini idare etmek öncelikle kendine iyilik etmektir.  

  

632. Bir kişinin kullandığı kelime veya kavramı hangi manâda kullandığını bilmek ve ona göre anlamak gerekir. 

Mesela; adam "Ben operatörü gördüm" dedi. Bu adam iş makinası kullanan bir şöförü mü, ameliyat yapan bir cerrahı mı, yoksa bir telefon operatörünü mü gördü, kimi kast ettiğini bilmek gerekir. Yoksa o kişi ile anlaşmanız mümkün olmaz.  

  

633. İslamiyette devlete ait vazifeler ile kişiye ait vazifeler ayrı ayrıdır. Kişi şahsi farzlar ile mükellef iken devletin cihad yapmak, kısas yapmak, had cezalarını tatbik etmek, içki, kumar, zina, faiz gibi haramları yasaklamak gibi vazifeleri vardır. Günümüzde ise devlet bu gibi vazifelerini yapmadığından bu vazifeler muattal kalmakta ve dindar olan insanlar bu durumda ne yapacaklarını 

şaşırmaktadırlar. Dindar insanların yapacakları şey devlete ait bu vazifeleri yapmaya kalkmak değil, belki bu vazifeleri yapacak devleti oluşturmaya çalışmaktır. Eğer bunu da yapamazlarsa yapacakları şey sabretmektir. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurmuştur: "Değiştirmeye gücünüzün yetmediği bir (kötü) işi gördüğünüzde, onu düzeltecek olan Allah onu değiştirinceye kadar sabrediniz. Hz. Ebû Ümâme (r.a.) "Ferşten Arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi, yalnız duadır" 

Mesnevi-i nuriye 

  

634. Hedefe vardıysanız, hedefe varmak için yaşadıklarınız artık teferruattır.  

  

635. Sen her ne kadar bilmesen de senin ne kadar yaşayacağın daha anne karnında iken yazılmıştır. Bu süre ne ileri gider ne de geri. Ancak ömrün uzunluğu veya kısalığı senin bildiğin gün veya seneler itibari ile değişmez amma kalınlığı çoook değişir. Bazen bir gün bir yıl kadar uzun bazen de bir yıl bir gün kadar kısa olabilir. Ramazan ayı ile onu takip eden Şevval ayı aynı uzunlukta oldukları halde Ramazan ne kadar uzun oluyor, sonraki Şevval ayının nasıl geçtiğini bile anlamıyorsun. Askerlikte günler aylar nasıl uzun, geldikten sonra yıllar nasıl çabuk geçiyor. Demek zamanın uzunluğu aynı olduğu halde kalınlığı çok değişiyor. Dolayısıyla yetmiş sene yaşayan iki kişi her ne kadar uzunluğu aynı olan bir ömür yaşamış olsalar da birbirlerinden çok farklı uzunlukta bir ömür yaşamış oluyorlar. Demek ömrün uzunluğu değişmese de kalınlığı çok değişiyor. Demek, Allahu alem, hadiste belirtilen sadakanın ömrü uzatması bu kalınlık tarafında oluyor.  

  

636. Ya Rabbi! Gerek varlık gerek darlık, bana seni unutturacak, beni senden uzaklaştıracak hiç bir şey verme! 

"Bana seni, gerek seni" Yunus Emre  

  

637. Kendini yok et! İzah:Kendi düşünce ve fikirlerinden, istek ve arzularından sıyrıl. Sen Allah'ın emirleri, istek ve arzuları, razı olduğu şeyleri düşünerek ve onları yerine getirmek için gayret ederek yaşa. Ve bütün bunları sadece Allah'ın rızasını kazanmak için yap. Eğer bunu başarabilirsen tarikattaki "fenafillah" denen makama çıkmış olursun.  

  

638. Kadın denen şeytan! Avrupa'da yüzyıllarca "kadın insan mıdır yoksa şeytan mı?" diye tartışılmış ve bir neticeye de varılamamıştır. Onların yüzyıllarca aradıkları gerçeği şimdi açıklıyoruz. Şeytanın vazifesi insanı yoldan çıkarmak ve Rabbine isyan ettirmektir. Dolayısıyla şeytanın vazifesini gören, yani şeytandan daha etkili bir şekilde erkeği yoldan çıkaran kadınlar olduğu gibi, şerrinden şeytanın kaçtığı kadınlar da vardır. Bu yüzden peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurmuştur "Benden sonra erkekler için kadından daha zararlı bir fitne bırakmadım" Bununla beraber melek gibi, ırz ve namusunu koruyarak yaşayan, Allah'a kulluk edip mutlu bir evin hanımı olan kadınlar da vardır. Bu iyi kadınlarla beraber ekseriyetle kadınlar ilk iki gruptan olduğundan ve cehennemin çoğunu kadınlar oluşturacağından Avrupalılar kadınlar hakkında bazı gerçekleri hissetmişler ve yüzyıllarca kadın hakkında tartışmışlar, iyi kadınların da olduğunu gördüklerinden kesin bir karara 

varamamışlardır. Netice şudur: Evet, şeytanın vazifesini yapan şeytanlaşmış kadınlar olduğu gibi şeytanın kendisinden kaçtığı kadınlar da vardır. Ekser kadınlar bu iki gruptandır. Evinin hanımı, ırz ve namusu ile yaşayan ve Allah'a kulluk ile ömrünü meşru dairede geçiren ve Cennet hatunu olacak iyi kadınlar da vardır.  

  

639. Vücudumuz büyük emanet! Tamamen Allah'ın mülkü ve tasarrufunda olan vücudun kullanımı insana verilmiştir. Ancak Allah vücudun 

kullanımında insanı tamamen serbest bırakmamıştır. O vücuda tatbik etmesini emrettiği farzlar ve yapmasını yasakladığı haramlar vardır. Günde beş vakit namazı o vücuda kıldıracaksın, Ramazan ayı boyunca gündüzleyin yedirip içirmeyeceksin, gözünü harama baktırmayacaksın, yasak ettiği yerleri açıp başkasına göstermeyeceksin, haram yedirmeyeceksin, gıybet etmeyeceksin, haram dinlemeyeceksin ve hakeza... Eğer bu ve benzeri farzları bu vücuda yaptırıp yasaklanan haramları işletmezsen emanete riayet etmiş emin bir kişi olursun. Eğer farz olan emirleri bu vücuda yaptıramazsan, haramları yapmaya engel olamazsan emanete ihanet etmiş olursun. Yarın Allah Celle Celâluhu verdiği bu vücud emanetini elinden alır ve toprak eder amma sana da bu vücud ile neler yaptığını tek tek sorar. Demek, vücudu ile farzları yapıp haramları işlemeyenler emanette emin; farzları yapmayanlar ve haramları işleyenler ise hain olanlardır. İnsanların büyük çoğunluğu vücuduna farzları yaptıramamakta ve haram olan şeyleri yapmaya engel olamamaktadırlar. Çünkü, vücutta kontrolü eline almak ve seni mahvetmek için bekleyen nefis vardır. Sen vücudunu nefse bırakmamak ve onun emrine girmesine engel olmak zorundasın. Eğer sen bu vücuduna farzları yaptıramıyorsan, haramlardan kurtaramıyorsan nefis senin vücudunu ele geçirmiş demektir. Dolayısıyla farzları yapmayanlar, haramları terk edemeyenler verilen vücud emanetini zayi etmiş, emanete hainlik etmiş zavallı kimselerdir. Sen bu vücud emanetine sahip ol ve Allah'ın emir ve yasaklarını o vücuda tatbik et. 

Bu durumda emanette emin olur ve ebedi saadete gidersin. İman etmez ve vücudun idaresini nefsine kaptırırsan küçük bir firavun olur ve hain muamelesi görürsün.  

  

640. İnsanların boylarına poslarına, güzelliklerine bakma. 

Her insanın vücudu Allah'ın eseri ve sanatıdır. Sen o vücudun içinde kim var, ona bak. Onu da kişinin konuşmasından, yaptığı hâl ve hareketlerinden anlarsın. 

Makamına, malına-mülküne ise hiç bakma! Zira Cenab-ı Hak sevdiğine de sevmediğine de dünya malı verir. Dini ise yalnız sevdiğine verir.  

  

641. Sen kulluğun gereği olan şeyleri yap ve bekle. Bak! Neler olacak. Şimdi bir şey olmaması imtihanın devam ediyor olmasındandır. İmtihan bitince neler olacağını göreceksin.  

  

642. Elinde bulunan nimetleri "Benim" sanma! Onlar Allah'ındır. Onlar senin elinde olsalar bile, isterse onlardan istifade ettirir isterse ettirmez; veya istediği kadar istifade ettirir yada elinden çekip alır. Hatta o nimetleri başına belâ da edebilir.  

  

643. Allah bütün alemleri umumi olarak idare ederken her bir ferdi de hususi olarak idare etmektedir. Allah Celle Celâluhu güneşlerden yıldızlara, dünyadan ahirete, cennetten cehenneme, meleklerden cinlere, balıklardan kuşlara, insanlardan hayvanlara her şeyi aynı anda idare eder. Seni ise sanki hiç onları idare etmiyormuş ta sadece seni idare ediyormuş gibi idare eder. Herkes için ve her şey için bu geçerlidir. Bunu anlarsan ism-i azam mertebesinde Ehadiyyetin tecellisini anlamış olursun. Dolayısıyla, seni her an gören, her halini bilen ve hiçbir şeyini unutmayan bir Rakip idare etmektedir. Öyleyse, sen hiç bir zaman yalnız değilsin. O Zat seni her 

an görür, senin her halini bilir, isterse bütün kainatı senin imdadına koşturabilir. O, sonsuz merhametli ve şefkatli olduğu gibi sonsuz gücü ve serveti de vardır. Üstelik son derece de cömerttir. Artık sen de böyle akıl almaz bir nimete mazhar olduğunu anla, bu nimetin kıymetini bil ve öyle bir zatın huzurunda olmanın edebine uygun hareket et!  

  

644. Ölmek mümkündür amma ölmemek te mümkündür. Öyleyse, her iki dünyaya birden çalışmak zorunluluğu vardır.  

  

645. Gerçek dost senin başarınla sevinendir. Derdinle herkes dertlenebilir amma başarınla herkes sevinemez! 

  

646. Allah ile beraber olan başkası ile beraber olmak ister mi? Allah ile dost olan başka dost arar mı? (Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm "Dost edinseydim Ebu Bekir'i dost edinirdim" buyurmuştur) Allah'ı seven başkasını sever mi? (Başka herkesi ve herşeyi Allah namına sever) Allah tarafından sevilen başka sevgi arar mı? (Halbuki bu kişiler herkes tarafından sevilirler) Allah'ı gören başkasını görür mü? Allah'ı bilen başkasını bilir mi? Allah'a el açan başkasına el açar mı? Allah'tan korkan başkasından korkar mı?  

  

647. Vücudum ve Ben. Allah benim vücudumu annemin 

karnında yarattı ve çalıştırdı, beni de içine yerleştirdi. Ve beni dünyaya gönderdi. Şimdi vücudum zerresine kadar an be an O'nun tasarrufundadır. Vücudumun kullanımı ise bendedir. 

Birgün bu vücut makinesini durduracak ve onu toprak edecek, beni ise huzuruna alıp; ilk olarak iman edip etmediğimi soracaktır. Daha sonra ise bu emanet olarak verdiği vücut ile emirlerini yapıp yapmadığımı, yasaklarından kaçıp kaçmadığımı, neleri yapıp neleri yapmadığımı tek tek soracaktır. İşte insanın ebedi olarak göreceği muamele bu sorgunun neticesine göre olacaktır. 

 

648. Allah'ın bir şeyi yapmak için sebebe ihtiyacı yoktur. Ancak bu dünyada hikmetinin gereği olarak her şeyi bir sebeple yapmaktadır. Bununla beraber peygamberlerin eline verdiği mucizeler ile de sebeplerin bir etkisinin olmadığını göstermiştir. İbrahim Aleyhisselam'ı ateşin yakmaması, İsa Âleyhisselam'ın babasız dünyaya gelmesi gibi.  

  

649. Allah senin kaza yapmana hükmetmişse kaza olur, sen ne kadar tedbir alırsan al! Ölmene hükmetmişse ölürsün, ölmene ne ile hükmetmişse o sebeple ölürsün. O sadece bir sebeptir ve hiç bir hükmü de yoktur. Bu yüzden "şöyle olsaydı ölmezdi, böyle yapsaydı..." deyip durma.  

  

650. Nazar... Yani, bugünkü tabirle 'bakış açısı' herşeyin şeklini değiştirir. Bediüzzaman Hz.leri gibi bir zatın "40 senede öğrendim" dediği bir gerçek. Bir adam çocuğunun nazarında baba, hanımının nazarında koca, annesinin nazarında evlat, işyerinde müdür, memurun nazarında amir, amirin nazarında memur, birine göre arkadaş, diğerine göre komşu, birine göre dost, diğerine göre düşman olabilir. Aynı adam herkesin nazarında başka şekilde görünür. Demek, mesela; bir elmaya Allah'ın eseri, sanatı ve nimeti diye bakmak ve bu nazarla alıp yemek başkadır, ağaçta 

öylesine olmuş nazarı ile alıp yemek başkadır. Bu insana Allah'ın yarattığı eşref-i mahlukat nazarı ile bakmak ve ona göre davranmak başkadır, ana babasının evlenmesi ile meydana gelmiş, pek çok sorunlar ile boğuşan zavallı birisi olarak bakmak başkadır. Dünyaya Allah'ın yarattığı müthiş bir imtihan yeri ve ahiretin tarlası nazarı ile bakmak başkadır, güneşten kopmuş ve kendi kendine bu şekle gelmiş nazarı ile bakmak başkadır. Bu kâinata Allah'ın mülkü ve O'nun tasarrufunda nazarı ile bakmak başkadır, nasıl meydana geldiği belli olmayan ve her şeyin rastgele cereyan ettiği bir yer olarak bakmak başkadır. Demek iman edenlerin gördüğü alem ile kâfirlerin gördüğü ve içinde yaşadıkları alem birbirlerinden çok farklıdır, her ne kadar aynı dünyada yaşasalar da. (Bu mesele çok geniştir ve küçük büyük herşeyi ve her olayı etkileyen bir meseledir. Tefekkür ile kendi alemimizde anlamalı ve incelemeliyiz. 

Nazar ile her şeyin nasıl değiştiğini fark etmeliyiz.)  

  

651. Nefis için an bu andır. Milyon sene keyf etmiş olsa ve sonrada nimetler kesilse nefis için o geçmişin hiç bir önemi yoktur. Sanki hiç keyf etmemiş gibi olur.  

  

652. Karıları ve kızları sahillerde çıplak, cadde ve sokaklarda yarı çıplak gezen bir millet helâk olmadıklarına şükretmelidir.  

  

653. Aslında küçük-büyük, canlı-cansız bir araya gelerek faydalı bir vaziyet alan her şey her an dağılmaya müsaittir. Bir aile de bir ülke de buna dahildir. Onları dağılmaktan tutan Kayyum olan Allah'tır.  

  

654.Ehl-i Hakikat'te ulvi bir hüzün vardır. Müzik dinlemek bu ulvi hüznü giderir. Bu yüzden Ehl-i Hakikat müzik dinlemez!  

  

655. Mekke ve Medine'ye gidenler orada bulunan manevi bir atmosfere girerler. Eğer orada televizyonun başına geçerlerse derhal o manevi havadan çıkarlar.  

  

656. Şu anda dünyada yaşıyor olmak ne büyük bir nimettir. Eğer şu anda kabirde olanlara beş dakikalığına dünyaya geri gelme imkanı verilseydi her şeylerini verirlerdi.  

  

657. Kadın meyveli ağaç gibidir. Üzerindeki meyveler kendisinin değildir, kendisi için de değildir. Onlar erkeği içindir. Bu yüzden onları başkasına veremez, başkasını istifade ettiremez, hatta başkasına gösteremez. Bu yüzden peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm "Eğer eşleriniz sizi arzuluyorsa deve sırtında da olsa geri çevirmeyiniz " buyurmuştur.  

  

658. Vücudunuza bineğiniz olarak ve arabanız gibi bakınız. Bakımlarını yapınız ve arıza yaparsa tedavi ettiriniz. Ve onu kullanınız. Zira o size emanet olarak verilmiştir ve bir gün geri alınacaktır. Amma onu kullanmakla elde edeceğiniz şeyler sizin olacaktır. Dolayısıyla ne kadar kullanırsanız o kadar kârdır.  

  

659. Güneş varken hiç bir yıldız yoktur, yani görünmezler. Güneş yoksa küçük-büyük bütün yıldızlar "Ben de varım" dercesine ortaya çıkarlar. Aynen öyle de; Bütün mülkün yegane sahibi ve mutasarrıfı olarak Allah'a iman olursa başka her şey onun mülkü, mahlûku ve eseri olur. Eğer bu şekilde bir iman olmazsa küçük-büyük herşey "Ben de varım" dercesine küçük bir Firavun gibi ortaya çıkar. Belki herşey küçük bir Firavun olur.  

  

660. Allah'ın nizamını bırakıp Demokrasi ve benzeri beşeri sistemlerden medet uman müslümanlar sürünmekten asla kurtulamazlar. Onları bu yanlış yollara sevk eden ulema ve umeraya da "yuh" olsun.  

  

661. Pire için yorgan yakan cahil ve zavallılar akşam olunca üstü açık yatmak zorunda kalarak cezalarını çekerler. Yani, küçük bir sözü veya küçük bir yanlış hareketi yüzünden arkadaşlarını terk edenler, akrabaları ile ilişkilerini kesenler, komşuları ile kavga edenler ve hakeza bu dostlarının muhabbet ve yardımlarından mahrum kalarak cezalarını çekerler. Bazen bu insanlar küçük bir hareket veya söz için adam öldürüp cinayet işlerler, neticede dünyalarını da ahiretlerini de perişan ederler.  

  

662. Allah Celle Celâluhu "Yakacağım" diyor. Acaba şaka mı ki... Kimse aldırmıyor da. (Aslında hiç bir ayet ve hadiste şaka emaresi görünmüyor)  

  

663. "Lâ ikrahe fiddin" (Dinde zorlama yoktur) ayeti gereği dinimizde insanlar iman etmek için zorlanamazlar. Ancak Allah'ın Kur'an'da açık olan emir ve yasaklarının tatbiki için devlet tarafından zorlanırlar. Hatta bu emir ve yasakların gayr-i müslim olan ülkelerde dahi tatbiki için savaş açılır ve cihad yapılır. Yani islam ülkelerinde namaz, kadınların tesettürlü olması gibi farzları yapmak için insanlar zorlanır ve içki, kumar, zina, faiz gibi haramları işlememek konusunda da zorlanırlar. Bu emir ve yasaklara uymayanlar da cezalandırılır. Demek "Dinde zorlama yoktur" gibi genel bir tabir doğru değildir.  

  

664. Ölüm korkusu genel olarak veya az çok herkeste vardır. Bu korku ölüme hazır olmayanlarda çok daha fazladır. İnsan iman ile, salih amel işleyerek ve haramları terk ederek ölüme hazırlanırsa hem bu ölüm korkusu hafifler hem de öleceği zamana kadar rahat ve huzur içinde yaşar.  

  

665. Yeme-içmeye, evlenmeye, çalışmaya hatta oyun oynamaya bu kadar zevk koyan Allah acaba insanın yaratılış gayesi olan ibadetin, zikrin, fikrin, şükrün içine ne kadar zevk koymuştur? Elbette en büyük zevkleri bunların içine koymuştur. Dolayısıyla bu dünyada en büyük zevkleri başta peygamberler olmak üzere derecelerine göre onların yolunda giden, iman, ibadet, zikir ve şükür ehli almaktadır. 

Görünüşte ise en çok zevki ehl-i sefahet almaktadır. Peygamberler ve onların yolunda gidenler görünüşe göre dünya zevklerini terk etmişler ve hiç hayattan zevk almadan göçüp gitmektedirler. Halbuki, bu hayatta onlar kadar zevk alan hiç kimse yoktur. Demek görünüş ne kadar aldatıcı ve gerçeklerden uzaktır. Sadece gördüğüne inanan ve ona göre hareket eden ehl-i dünya ise gerçekleri görmeden, anlamadan bu dünyadan göçüp gitmektedirler. Zira en çok zevk alıyor görünen ehl-i sefahet en az zevki almakta, hiç dünya zevki almıyor görünen iman ve ibadet ehli, zikir ve şükür ehli ise en çok zevki almaktadır. Elbette bunların da aldıkları zevk derecelerine göre olmaktadır. 

 

666. İnsan eserini sever. Kâinat ta Allah'ın eseridir ve Allah ta elbette eserini sever. İnsan eserini seyretmekten zevk alır. Allah'ta elbette yarattığı kâinatı, mahlukatı, mevcudatı önce kendisi seyretmektedir. İnsan eserinin takdir edilmesini sever. Allah ta elbette yarattığı eserlerin takdir edilmesini sever. İnsan eserlerini takdir edeni sever. 

Allah ta eserlerini takdir edenleri çok sever. İşte Allah Celle Celâluhu eserlerini, nimetlerini, güzelliklerini takdir edip öven insanları o kadar çok sever ki onları ebedi cennetlerde ebedi nimetlendirmek suretiyle mükâfatlandıracaktır.  

  

667. Park halindeki uçakla havada uçan uçak ne kadar birbirlerinden farklıdırlar. Uçak havada uçması için yapılmıştır. Elbette boşuna uçacak değildir. Uçaktaki bütün aletler ve cihazlar hep uçarken, özellikle de şartlar zorlaştığı zaman işe yarayacak şekilde ve vazife yapacak şekilde yapılmışlardır. Bu alet ve cihazların önemi ve ne kadar kıymetli oldukları o gibi durumlarda anlaşılır ve ortaya çıkar. Esasen uçaktaki bütün donanımlar, alet ve cihazlar uçuş için ve uçuş esnasında karşılaşılacak her türlü duruma göre yapılmışlardır ve ancak böyle durumlarda işe yararlar ve kıymetleri anlaşılır. Yoksa park halindeki bir uçakta bu alet ve donanımların, cihazların hiç bir önemi olmaz. Aynen bunun gibi; binbir çeşit cihazla donatılan insan elbette bu cihazlarını kullanacağı bir ortama atılacak ve bu cihazlarını kullanarak gerçek insan olacak ve yaradılış gayesi olan vazifelerini yapacaktır. Eğer uçak uçmayacak olsaydı onca cihaz ona niçin takılsın? Bu cihazlar nasıl uçak uçunca vazife yapıyorlar ve kıymetleri anlaşılıyorsa ve uçağın da kıymeti ortaya çıkıyorsa; insan da kendisine verilen bu cihazları kullanmakla kemâlini bulur ve her bir cihazını kullanmakla kendisinden beklenen ve yaratılış gayesi olan vazifelerini yapar. Uçaktaki bütün o kıymettar cihazlar havada uçarken kullanılsın diye takılmıştır, parkta yatsın diye değil. İnsandaki bu bütün maddi ve manevi alet ve cihazları ise harekete geçirecek olan ortam dünya hayatıdır. Dünya hayatındaki bu ortam ve devamlı değişen şartlar, karşılaşılan her bir durum insandaki cihazları harekete geçirecek şekilde oluşmaktadır. İnsan ise iman edip Allah'ın emirlerini yapıp yasaklarından kaçarak ve değişen şartlara göre dinimizin emrettiği ve müsaade ettiği tarzda mücadele ederek vazifesini yapmaya çalışır, yapamadığı zaman sabreder ve yanlış yaptığı zaman tövbe eder. Yıkıldıkça yeniden kalkarak, yani günah işlediği zaman tövbe ederek, yanlış hata yaptığı zaman pişman olup tekrar yapmamak için gayret ederek bir hayat yaşar ve bu mücadele içinde uçan uçak gibi vazifesini yaparak gerçek bir insan ve halife-i arz olur. Şartlara mağlup olup uçak düşmemelidir. İnsan da bütün bu mücadeleleri yaparken, farzları yerine getirirken insan olur, meyve verir ve kemâlini bulur. Uçak nasıl ki uçarken uçak ise ve uçak bunun için yapılmışsa insan da işte bu vazifeleri yaparken ve mücadele ederken insan olur, kemâlini bulur ve yaratılış gayesini yerine getirir. Kıtalar arası uçuşu gerçekleştiren ve havada nice zorlukların üstesinden gelerek vazifesini yapan uçak nasıl gururla park alanına gelirse ve istirahate çekilirse; insan da dünya hayatı boyunca iman eder, farzları yapar ve haramlardan kaçarak yaşarsa ve diğer işlerinde dinimizin emrettiği veya müsaade ettiği tarzda bir hayat yaşayarak kabre varırsa vazifesini yapmış olmanın verdiği derin bir huzur ile kabrinde istirahate çekilebilir. Dolayısıyla insan bu hayatta havada uçan ve uçarak vazifesini yapan bir uçak gibidir. Mücadelesi ve vazifeleri bitmez. Daima mücadele halindedir. Belki bu mücadeleler sayesinde gerçek insan olarak yaratılış gayelerini yerine getirebilmektedir. Yoksa apronda park halinde bekleyen ve uçmayan bir uçağın ve o uçaktaki cihazların ne kıymeti olabilir. Bu yüzden insan park halindeki kıymetsiz olan uçak gibi olmayı istememelidir. Çünkü insan rahat bir hayatta, mücadelesiz bir vaziyette vazifesini yapamaz, kemâlini bulamaz. Tarih hep mücadele etmiş ve büyük işler başarmış insanlardan bahseder. Hiç yatan insanlardan bahsettiğini duydunuz mu? İnsan hareket halinde iken, mücadele ederken ve birşeyler yapmak suretiyle meyve veren bir varlıktır. Bu yüzden hareket etmek, mücadele etmek zorunda kaldığı bir ortama, bu dünya hayatına atılmıştır. Dolayısıyla sen nefis ve şeytan ile olmak üzere bazen hava şartları ile bazen en yakınların ile, bazen hastalık, belâ musibet ile, bazen savaşlar, yokluk, kıtlık ile aklına ne gelirse onlarla mücadele etmek zorunda kalırsın. Bu mücadele edeceğin şeyler de senin için özel olarak hazırlanır. Dolayısıyla olaylar karşısında pes etme hakkın yoktur. İşte sen bunlarla mücadele ederken ve Allah'ın emir ve yasaklarını yerine getirebilmek için gayret ederken yaratılış gayen olan vazifelerini de yapmış olursun. Rahat döşeğinde yatan insan park halindeki uçak gibi olacağından bunu istememelidir. İnsana sıkıntı ve mücadele yarar. Bu yüzden en çok sıkıntıyı peygamberler, onların içinde de bizim peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm çekmiş ve onların hayatları hep mücadele içinde geçmiştir. Çünkü insana yararlı olan odur. Peygamberlerden sonra en çok sıkıntıyı derecelerine göre kâmil insanlar çekmiş ve hayatları çile ve mücadeleler ile geçmiştir. Bunun en son örneği Bediüzzaman Hz.leridir. Eğer sıkıntı, çile ve mücadele olmasaydı o zatlar o makamlara varamazlardı. Peygamberlerden sonraki en yüksek makamda olan sahabeler bütün dünyaya meydan 

okuyup cihad yaparken bir taraftan da açlıktan namazda yıkılıyorlardı. Bunu gören peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm "Benim bildiğimi bilseydiniz bu halin artmasını isterdiniz" diyordu. Öyleyse "Bu dünyada rahat yoktur" hadis-i şerifini daima hatırımızda tutarak rahat etmeyi kabre ve ahirete bırakmalıyız. Dünya mücadele ve terakki yeridir. Cenette ise terakki olmadığından mücadele de olmayacaktır. Ancak zikir-şükür devam edecektir.  

  

668. Kaderden kendisine bir proğram ve cihazlar verilen tohum toprağa atılır. Onun meyveli bir ağaç haline gelebilmesi için koca bir kâinat onun etrafında hazırdır. 

Koca bir güneş küçücük bir çekirdeğe hizmet eder mi deme! Güneşlerden aylara, yağmurlardan rüzgarlara her şey o çekirdeğin meyveli bir ağaç haline gelmesi için çalışırlar veya çalıştırılırlar. Aynen öyle de; ey insan sen de bir tohumsun. Sende bulunan cihazların işlemesi ve gerçek bir insan, halife-i arz olup kemâlini bulman, külli zikir, fikir ve şükür de bulunabilmen; Cenab-ı Hakk'ı binbir ismi ile tanıman ve binbir ismine güzel bir ayine olabilmen ve neticede miracvari namaz kılabilmen için dünya denilen bu aleme gelmişsin. Etrafındaki her an değişen şartlar, yapmak zorunda olduğun bütün mücadeleler senin bu vazifeni yapabilmen ve terakki edip hakiki bir insan ve halife-i arz olmanı sağlamak içindir. Etrafında her an değişen her şey ve her olay bu güzel neticeye seni vardırmak içindir. İman edip farzları yaparsan, haramları terk edip değişen veya karşılaştığın bütün şartlarda dinimizin emrettiği veya müsaade ettiği tarzda hareket edersen terakki eder, çekirdeğin kocaman meyveli bir ağaç olması ve çok değerli bir hale gelmesi gibi sen de kâmil bir insan ve 

halife-i arz olursun. Yoksa çürüyüp giden tohumlar gibi yok olur gidersin. Kocaman meyveli bir ağaç nerede, çürüyüp giden tohum nerede? İşte müminler ile kâfirler arasındaki fark böyledir.  

  

669. Sen "İman ettim" dediğin an artık müminler kardeşin, kâfirler de düşmanın olmuştur. Sen artık müminlerin safında ve kâfirlerin karşısındasındır. Mülkün Allah'ın olduğuna ve O'nun idaresinde olduğuna iman etmişsindir. 

Kur'an'ın da Allah'ın kelamı olduğuna inanmış ve içindeki 

Allah'ın emir ve yasaklarını tatbik etmekle vazifelendirilmişsindir. Bu durumda kâfirler de otomatik olarak sana düşman olmuşlardır. Şimdi sen diyeceksin ki "Ben iman da ettim, namaz kılıp oruç ta tutuyorum" amma kimse bana düşman muamelesi yapmıyor. Evet, bu durumda oturup bir iyice düşünmek lazım. Çünkü senin Kur'an'daki Allah'ın emir ve yasaklarının tatbiki diye bir vazifeden haberin yok. Eğer onları tatbik etmek değil sadece tatbik edilmesi gerektiğini söylesen hemen kâfirler ve münafıklar sana düşmanlıklarını gösterirler. Mesela; Allah'ın kesin emri olan " Faiz kalkmalı, kadınlar örtünmeli, çıplak gezmek yasaklanmalı, haksız adam öldüren kısas yapılmalı, hırsızın eli kesilmeli, içki yasaklanmalı ve hakeza" desen, yani bunları sadece söylesen bütün dünya ayağa kalkar ve düşmanlığı da o zaman görürsün. Kâfirlerin seni neden düşman görmediklerini ve neden düşman muamelesi yapmadıklarını şimdi anladın mı? Bir zamanlar Konya belediyesi üniversiteye giden otobüslerde kızların otobüslerini ayırmaya kalktı da bütün dünya ayağa kalkmıştı. İçerdeki ve dışardaki bütün din düşmanları yürüyüşe geçmiş ve bu yüzden bu 

karardan vazgeçilmişti. Sen Allah'ın Kur'an'daki emir ve yasaklarını tatbik etmeye çalışmazsan kâfirler sana neden düşman olsunlar ki...  

  

670. Allah Celle Celâluhu insana ahireti kazanmak için çok kuvvetli duygular vermiştir. Korkmak, sevmek, rahat bir hayat yaşamak, gelecek endişesi, mal mülk sahibi olmak gibi... Ahireti düşünmeyen ehl-i dünya ise ister istemez bu elindeki kuvvetli duyguları dünyayı elde etmek için kullanırlar. Bu ise onların adeta bir canavar haline dönüşmesine sebep olur. Hatta günümüzde dünyada rahat bir hayat sürmek ve geleceğini garantiye almak duygusu o kadar ileri gitmiştir ki adeta insanların gayeleri bu olmuştur.  

  

671. Beş vakit namazı kılmayanlar, karısı-kızı çıplak yada yarı çıplak gezenler dini ve milli meselelerde konuşmamalı dırlar. Onlar kendilerine bakmalı ve kendilerini düzeltmekle meşgul olmalıdırlar.  

  

672. Ruh neden yaşlanmaz? Çünkü ruh beka aleminden gelmiş ve oranın kanunlarına tabidir. O kanunlara göre ise doğmak, büyümek, yaşlanmak ve ölmek gibi şeyler yoktur. Vücut ise bu alemin maddelerinden yapılmış olduğundan bu alemin kanunlarına tabidir. Dolayısıyla doğar, büyür, gelişir, yaşlanır ve ölür. Vücut yaşlanırken insanda bir değişikliğin olmaması hatta insanın yaşlandığını fark bile edememesi bundandır. Ruh için milyon sene geçse fark etmez.  

  

673. Bir erkek hakkında yanındaki karısı ve kızına bakarak az çok bir fikir sahibi olunabilir. Elbette bir ülkedeki insanların da ahlaklarını öğrenmek için karı ve kızlarının durumuna bakmak yeterlidir.  

  

674. Eğriler doğruları sevmez. Çünkü yüz tane yalancı olsa bir tek doğru söyleyen onların hepsini rezil etmeye yeter.  

  

675. İnsan daha ne görecek ki... Tavuğun karnından yumurta, yumurtadan tekrar tavuk çıkıyor! Ağaç dediğimiz odunlardan harika güzellikte yapraklar, çiçekler ve meyveler çıkıyor. Yıllarca beraber yaşadığımız sevdiklerimizi ellerimizle götürüp toprağa gömüp geliyoruz. 

Topraktan insan yapılıyor, insan tekrar toprak oluyor. Söyleyin bu insanın aklını başına alması için daha ne görmesi gerekiyor? Her şey bu kadar ap açık ortada iken acaba görmek neden bu kadar zor oluyor?  

  

676. Cahil adamın her hareketi cahilcedir. Hatta araba sürmesi bile... O kadar ki trafikte araba süren bir cahil adam adeta "Burada bir cahil var" dercesine kendini hareketleri ile belli eder. Cahille cahil olmamak ve cahillere karşı dikkatli olmak gerekir. Zira cahilce yapacakları bir hareketle size zarar verebilirler. Böyle bir durumda onlara yumuşak davranarak zararlarını savuşturmak gerekir. Bunu yapabilenlere ne mutlu. Bu yüzden Rabbimiz şöyle buyuruyor "Cahiller kendilerine sataşınca 'selam' der geçerler." Furkan 63.  

  

677. Adamı gör, hedefini öğren, kıymetini anla... Zira insanın kıymeti hedefi kadardır. Eskiler bu manayı ifade için "kişinin kıymeti himmeti nispetindedir" buyurmuşlardır. Adam var hedefi iyi bir araba almaktır, adam var hedefi İslamın bayrağını dünyanın dört bir yanında dalgalandırmaktır. Adam var cenneti kazanmak için çalışır, adam var bir daire alabilmek için koşuşturur. Adam var islam ülkelerini nasıl karıştırırım, ellerindeki petrolleri nasıl alırım diye uğraşır, adam var dünyada sıkıntı çeken müslümanlara nasıl yardım edebilirim diye gayret gösterir. Adam var Allah'ın hükümlerini nasıl eder de hayatımıza tatbik edebiliriz diye çırpınırken, adam var Allah'ın hükümlerinin tatbikini nasıl engellerim diye gayret gösterir. Adam var insanları nasıl eder de düzeltirim diye uğraşır, adam var nasıl ederim de insanların ahlakını bozarım diye uğraşır. Evet, herkes ne için çalışıyorsa kıymeti de ona göre olur ve yarın ahirette göreceği muamele, alacağı ceza veya mükâfat ta ona göre olacaktır.  

  

678. Müslüman bu dünya hayatında atalete, boşluğa düşmez. Çünkü dinimiz, İslami bir hayat yaşayan her müslümana asgari olarak ve atalete düşmeyecek şekilde bir hareket verir. Beş vakit namazı emreder, camiye devam etmeyi teşvik eder, yılda bir ay oruç, imkânı olanlara hac, umre; komşularla ilgilenmek, ihtiyacı olanlara iyilikte bulunmak gibi şeyleri teşvik veya emrederek müslümanın hayatına bir hareket verir ve cennet ve rıza-i ilahiyi kazanmak gibi yüksek bir gaye göstererek onu ataletten, boşluğa düşmekten kurtarır. Kâfirler ve islami bir hayat yaşamayanlar ise bu ataletten ve boşluğa düşmekten asla kurtulamazlar.  

  

679. Kadının en çok iltifat edeceği, güzel muamelede bulunacağı kişi kocasıdır. Zira babası öldüğü zaman üç gün, kocası öldüğü zaman dört ay on gün yas tutar. 

  

680. Allah insanı ibadet için yaratmış ve dünyayı da ona mescit olarak vermiştir.  

  

681. Evliyalar Allah'ı çok anarlar. Sadece namaz ve oruçla değil. Onlar otururken-kalkarken, yerken-içerken, yatarken-kalkarken Allah'ı anarlar. Onların akılları fikirleri Allah iledir. Bu onların konuşmalarına da yansır. Ehl-i dünya ile evliyaların dünyaları birbirlerinden çok farklıdır. Evliyalar ehl-i dünya için önemli olan fakat aslında boş olan şeylerle ilgilenmezler, boş şeyleri konuşmazlar. Bu yüzden genel olarak ta yalnız olurlar. 

  

682. Nimete hürmet etmek o nimetin sahibine hürmet etmektir. Bütün nimetler ise Allah'ındır ve O'ndan gelmiştir. Nimete nankörlük, saygısızlık ve hakaret ise o dahi nimetin sahibine gider. Bu yüzden nimete gereken hürmeti göstermeyenler, nankörlük edenler çabuk tokadını yerler.  

  

683. Kâinat ve bütün alemler Cenab-ı Hakk'ın binbir isminin tecellisi ile meydana gelmiştir. Dolayısıyla her şey mükemmel ve güzeldir. Kâinattaki bu mükemmellik ve güzellikler esma-i ilahiyyeye ve dolayısıyla Allah'a bakar. Her şey aynı zamanda bir nimettir. Bu noktadan da bütün nimetler insana bakar. Birinci kısım SÜBHANALLAH ile ikinci kısım ELHAMDÜLİLLAH ile ifade edilir. Bu yüzden dinimizde "sübahanallahi ve bihamdihi" zikri en büyük zikirlerdendir.  

  

684. Sen zehir iç ve sonra da "bir şey olmaz" de. Öyle bir olur ki, ölür gidersin. Aynen öyle de; sen haram ye-iç, karın yabancı erkeklerin arasında dinimizin müsaade etmediği şekilde çalışsın, 

kızın caddelerde yarı çıplak gezsin, tatilini çıplakların bulunduğu yerlerde ve sen de onlar gibi yap, televizyonların başında ahlaksız dizileri izleyerek vakit geçir, beş vakit namazını kılma, akraba ilişkilerini kes ve hakeza.. dinimizin emir ve yasaklarına uyma ve sonra da "bir şey olmaz" de. Öyle bir olur ki.. Şimdi maddi ve manevi hastalıklar almış başını gidiyor, toplum psikolojik hastalıklardan kıvranıyor, görünüşte cennet gibi bir hayat yaşayanların bile hayatları zehir gibi... Şöyle bir çevrenize bakın bakalım; rahat ve huzur içinde olan kaç kişi var?  

  

685. Bir şeyi elde etmek veya yapmak istediğiniz zaman onu ısrarla, azimle isteyin ve onu elde etmek için gayretli olun. Genel olarak böyle yapanlar isteklerine kavuşurlar. "Olsa da olur olmasa da" gibi bir tavır hem kibir alametidir hem de genel olarak böyle yapanlar isteklerine kavuşamazlar.  

  

686. Ölüm sanki başkaları içindir ve bizimle de hiç alakası yoktur. Böyle olmadığını yarın Azrail Aleyhisselam'ı karşımızda görünce anlamayalım!  

  

687. Adam kendini yaratana ibadet edecek, rızkını verene şükredecek, bu müthiş kâinatı yaratıp idare eden Zat'ı övüp zikredecek. Buna kim engel olabilir? Veya, engel olmaya kalkmak ne büyük bir zulüm ve haddi aşmaktır. Allah'ın emirlerinin yasaklandığı, yasak ettiklerinin serbest edildiği günümüz dünyasında insanoğlu gerçekten haddini çok aşmıştır. Allah Celle Celâluhu şöyle buyuruyor "Allah'ın mescitlerinde Onun adının anılmasını yasaklayan ve onların yıkılması için çalışandan daha zalim kim vardır"Bakara 114  

 

688. Bu âlemi Allah mı idare ediyor? Evet...Evet...Evet.. Öyleyse, O'nun mülküne ve idaresine karışma! O, bu müthiş alemi yaratırken sana sormamıştır ve bundan sonra da ne yapacağını sana soracak değildir. Ve üstelik seni de O yaratmıştır. Öyleyse sen, Onun mülküne ve idaresine karışmayı bırak ta sana verilen vazifeleri yapmaya bak.  

  

689. Ey müslümanlar! Kâfirleri kendiniz gibi cesur sanmayın. Onlar öyle korkaktırlar ki, tahmin bile edemezsiniz.  

  

690. Borç verirsin, adam ödemez; meğer bununla ben imtihan olurmuşum. Komşum aç geceler, meğer bununla ben imtihan olurmuşum. Arakan'da müslümanlar yakılır, meğer bununla ben imtihan olurmuşum. Evet, küçük büyük bütün olaylar meğer benim imtihanım ve imtihanımın sorularıymış.  

  

691. Hayat birbirimizle güzeldir. Öyleyse ufak tefek şeyler yüzünden birbirimizi kırmamak ve ilişkileri kesmemek gerekir.  

  

692. Hatır sayarsan senin de hatırın sayılır. Hatır saymazsan sen de hatırını kaybedersin.  

  

693. Kul Allah'tan vazgeçmezse, Allah kulundan vazgeçer mi? Bu yüzden Allah'tan ümid kesmek yoktur. Allah'tan ümid kesmek Allah'tan vazgeçmek hükmündedir ki Allah Celle Celâluhu "Eğer acele etmek benim şe'nimden olsaydı benden ümid kesenlere (azap vermekte) acele ederdim" buyurmuştur.  

  

694. Seviyesi düşük insanlar kıymetli insanları tahkir ederek kendilerini teselli ederler. Kıymetli insanların ufak tefek kusur ve hatalarını dile getirerek onların kıymetlerini toplum nazarında düşürmeye uğraşırlar. Böylece kıymetli insanları toplum nazarında itibarsızlaştırarak rahatlarlar. Çünkü onlar kıymetli ve başarılı oldukça kendilerinin başarısızlığı ve kıymetsizliği ortaya çıkar.İnsanları gıybet yapmaya sevk eden işte bu duygudur. Bu yüzden kötüler, seviyesi düşük insanlar, kıymetli ve başarılı insanların peşini bırakmazlar. İyilerden ve iyiliklerden rahatsız olurlar. Onların en küçük hata ve yanlışlarını dile getire getire onların ömür boyu yaptıkları iyilik ve başarıları örtmeye çalışırlar. Bu yapılana gıybet denir. Gıybet bunun için yasaklanmıştır ve haramdır. İnsanlar bu hareketleri ile şeytana tam bir asker olarak toplum için de bozguncu olurlar ve topluma büyük zarar verirler.  

  

695. Bu kitaptaki sözler ya ilmel yakin, ya aynel yakin yada hakkal yakin olarak inkişaf etmiş hakikatlerdir.  

  

696. Kötüler iyilerden rahatsız olurlar. Yalancılar doğrulardan, sahtekârlar dürüstlerden, kâfirler müslümanlardan rahatsız olurlar. Başarısız ve seviyesi düşük insanlar da başarılı ve kıymetli insanlardan rahatsız olurlar. Onların değerlerini düşürmek için ufak tefek hatalarını dilledirerek, yani gıybetlerini yaparak onların değerlerini düşürmeye, başarılarını örtmeye çalışırlar. Bunu yaptıkları zaman rahatlarlar amma ölü kardeşlerinin etini yemiş olduklarını düşünmezler.  

  

697. İnsanların senin başarından neden rahatsız olduklarını veya senin başarına neden sevinemediklerini biliyor musun? Çünkü, sen başarılı olunca veya ilerleyince onlar açık olarak geride kalmış olurlar. Bunu ise herkes hazmedemez. Bunun için senin başarınla sevinmek değil, belki de üzülürler. Görünüşte sevinmiş gibi görünseler bile. Bu yüzden insanlardaki bu gıpta damarını uyandırmamak gerekir. Bunun için sahip olduğunuz güzel şeyleri mümkün olduğu kadar gizlemek veya söyleyip ortaya koymamak icap eder.  

  

698. Bir şeyin nasıl olduğunu bilmek şart değildir. Olduğunu bilmek yeterlidir. Mesela; su içince hararetimiz gider. Nasıl gider? Bunu bilmek herkese gerekmez. Yemek yeyince açlığımız gider. Hangi gıdanın içinde ne var, vücuda nasıl faydalı olur gibi şeyleri bilmek herkese gerekmez. Çocuk evlenmek ile meydana gelir. Hangi tıbbi şeylerin neticesinde olduğunu bilmek herkese şart değildir. Uçak uçar. Bir yere gideceğin zaman biner gidersin. Uçağın nasıl uçtuğunu bilmek sana gerekmez. Gökten yağmur yağar. Bu rahmetin Allah'tan olduğunu ve O'nun rahmeti olduğunu bilmen yeterlidir. Hangi fiziksel olaylar neticesi yağdığını bilmen gerekmez. Onları işin uzmanları bilse yeter. Böyle yapmak senin sebepleri aşmanı ve ayan beyan hakikati görmeni sağlar. Yoksa, sebepler içinde boğulur gidersin.  

  

699. Allah'ın üzerimizde bulunan nimetlerine sahip çıkıp onlarla övünmemize gerek yoktur, üstelik bu doğru da değildir; Ben çok akıllıyım, ben çok güzelim, ben çok kuvvetliyim gibi. Allah'ın bize verdiği bu gibi nimetlerden istifade etmemiz, onlarla güzelleşmemiz ve o nimetlerin bizim üzerimizde bulunarak bizi güzelleştirmeleri ve onların bize verilmiş olması veya onların bizde olmaları yeterlidir. Onların bizim olması şart değildir veya onların Allah'ın olmaları bizim için bir noksanlık değildir. Ağacın üzerinde bulunan yaprak, çiçek ve meyveler ile güzelleşmesi onun için yeterlidir. Onların Allah'ın olması ağaç için bir noksanlık değil belki aksine bir şereftir.  

  

700. Allah faal-i mutlaktır. Yani sonsuz faaldir. Alemde gördüğümüz ve görmediğimiz, akıl ve hayal yetişmez faaliyetler bunun delilidir. Dolayısıyla Allah Celle Celâluhu faal olanları sever. Faaliyeti terk edenler ise bunun cezasını hemen çekmeye başlarlar. Boş duran bir insanda çeşit çeşit hastalıklar ortaya çıkar, maddi ve manevi olarak o insan çökmeye başlar. Emekli olduktan sonra faaliyeti ve çalışmayı terk edenlerin maddi ve manevi olarak çökmeye başlamaları, vücutlarında çeşit çeşit hastalıkların ortaya çıkmaya başlaması bundandır. Bir araba bile binilmese paslanmaya başlar. Bir ev oturulmasa harabeye döner. Yani, hareket bu hayatın bir kanunudur ki canlı cansız her şeyi kuşatmıştır.  

  

701. Bir olayı doğru değerlendirmek için önce ölçüleri ortaya koymak lazımdır. Yoksa adamına göre muamele olur ki yanlış olur. Yusuf Aleyhisselam'ın Kur'an'da geçen kıssasında Züleyha ile olan davada hakim önce ölçüyü ortaya koymuş ve "Yusuf'un gömleği önden yırtılmışsa kadın haklı, arkadan yırtılmışsa erkek haklıdır" demişti. 

Demek doğru hükmedebilmek, adama göre muamele etmek yanlışlığına düşmemek için önce kuralları ortaya koymak gerekir.  

  

702. Etrafınızdakilere biraz ikram edin. Zira cimrilerin içinden olgun, kâmil, herkesin kendisini sevdiği güzel insanlar çıkmaz.  

  

703. İnsan gayr-i meşru yoldaki haram olan o zevkler için ölmeyi, hatta cehennemde yanmayı göze alır. (Allah korusun)  

  

704. Bu dünyaya gelen insanın yapacağı birinci vazife Allah'a, bu dünyayı ve bu kâinatı Allah'ın yarattığına ve her an O'nun idaresinde olduğuna inanmaktır. Diğer iman edilmesi gereken şeylere de iman etmektir. Eğer kişide bu şekilde geçerli bir iman yoksa bu dünyada ne yaparsa yapsın boştur. İkinci olarak yapacağı şey; kesin olan haramlardan uzak durarak diğer farzlarla beraber başta beş vakit namazı kılmak ve buna devam etmektir. Üçüncü olarak, İçinde yaşadığı toplumda Allah'ın Kur'an'daki emir ve yasaklarının tatbikini isteyecek ve elinden gelmese bile dünyanın her yerinde Allah'ın emir ve yasaklarının tatbikine taraftar olacak veya bunun için gayret edecektir. 

Yoksa bir müslüman Kur'an'ın tatbik edilmediği bir ülkede, Kur'an'ın tatbik edilmediği bir dünyada yan gelip yatıp rahat ve huzur içinde bir hayat süremez.  

  

705. Karıncadan arıya, güneşlerden aylara canlı cansız her şeye bir vazife veren ve onları hikmetle işlerde çalıştıran Allah Celle Celâluhu insanı başı boş bırakır mı? Elbette bırakmaz. Belki de en önemli vazifeyi insana vermiştir. Bu vazifenin ne olduğunu dahi bilmeden yaşayan ve rahat bir hayat yaşamaktan başka gayesi olmayan insanlar insan ismine lâyık mıdırlar? Şu dünyaya gelen insan "Bu dünyada benim vazifem ne?" diye sormaz mı? Rahat bir hayat yaşamak nasıl insanın gayesi olabilir? Kabul et ki rahat ettin, rahat bir hayat yaşadın ve öldün. Ne oldu?  

  

706. "Geleceğimizi garanti altına alacağız" diye çırpınanların yarına çıkmaya garantileri yoktur.  

  

707. Cenab-ı Hak "Evleniniz" buyurmuş ve bu emre uyarak yuva kuranlara büyük ücretler vermektedir. Evlenmeden bu ücretleri almaya kalkanlar ise (yani zina edenler) bu dünyada ve ahirette perişan olmaktan kurtulamazlar.  

  

708. Bu dünyada fıtri kanunlar vardır. Bir şeyi elde etmek istediğiniz zaman yapmanız gerekenleri yaptıktan sonra yani sebepleri yerine getirdikten sonra dua da etmek gerekir. Mesela; tarlaya tohum ekmeden sadece dua ederek Allah'tan buğday istenmez. Evet, Allah Celle Celâluhu isterse sebepsiz de verebilir amma bu dünyada kanunu böyledir. Yani, sebepler ile verir. Sebepleri yerine getirdikten sonra dua da edilir. Düşman gelmiş müslümanların başına bomba yağdırıyor. Burada sadece dua edilmez. Önce tankla topla uçakla ona karşı konur ve bu arada yardım etmesi ve müslümanları muzaffer kılması için Allah'a dua da edilir. Yoksa onlar bomba yağdırırken sadece dua etmek islama ve Kur'an'a zıttır ve belki de bugün bu yanlışın cezası çekilmektedir.  

  

709. Başkaların size yaptığı kötülükleri unutarak kendinize iyilik ediniz. Bu kötülükleri yapanları muhatap alıp karşılık vermeyerek onlardan intikamınızı alınız. Eğer yapabilirseniz onlara iyilikte bulunarak onları bitiriniz.  

  

710. Vücudlar ruhların bu alemdeki binekleridir. Genede vücudlar içlerindeki ruhlara uygun verilmiştir. Parçalayıcı bir ruha sahip olan aslana parçalamaya uygun bir vücud verilmiştir. Yani ruh ile vücud uyumludur. Vücuda bakarak az çok içinde nasıl bir ruh olduğu anlaşılabilir. İnsan için de aynı şey az çok geçerlidir. Bakınca gördüğünüz değişik değişik insanlar aslında içlerinde bulunan kişilerin binek olan vücudlarıdır. Her bir vücud içindeki ruhun bineğidir. Bir insanı kast ettiğimiz zaman aslında içindeki kişiyi kast ederiz. İnsanların boylarına poslarına bakmaktan ziyade o vücudun içinde kim var ona bakmalıyız. Bir kişiyi gördüğümüz zaman "Acaba bunun içinde nasıl birisi var?" diye düşünmeliyiz. Bunu da onun hâl ve hareketlerinden ve sözlerinden anlayabiliriz.  

 

711. İnsan ile vücudu şöför ile arabasının durumu gibidir. Ölüm ise arabanın bozulup stop etmesi ve şöföründe arabadan inip gitmesi gibidir. Ölen vücuddur. Kişi, ölüm ile stop eden bu vücudu terk ederek layığı olduğu alemlere geçiş yapar.  

  

712. Cihad yapan imanlı bir asker Allah'ın askeri ve içinde bulunduğu ordu da Allah'ın ordusudur. Bu ordu ve askerlerin maksatları Allah'ın emir ve yasaklarını yeryüzünde tatbik etmek ve Allah'ın rızasını kazanmaktır. Bunlar en kıymetli sermayeleri olan hayatlarını ortaya koyarak ya şehid olacaklar, ebedi cennet ve saadetlere kavuşacaklar; yada muzaffer olarak ganimetlerle geri döneceklerdir. Karşılarında bulunan kâfir askerlerinin ise en kıymetli sermayeleri olan hayatlarını ortaya koyarak elde edecekleri hiç bir şey yoktur. Dolayısıyla elbette onlar ölmemek için ellerinden geleni yapacaklar ve ölüm korkusundan titreyeceklerdir. Böyle bir durumda böyle bir imanlı askerin karşısında kâfir olan askerlerin durması imkansızdır. Bu yüzden onlara genel olarak sayı çokluğu, asker çokluğu ve silah üstünlüğü verilir ki müslümanların karşısına 

çıkabilsinler. Yine de tarih şahittir ki çok büyük düşman orduları az sayıdaki müslüman ordusu karşısında perişan olup kaçmışlardır. İki mücahidin pek çok kâfiri esir alıp geldikleri pek çok defa vuku bulmuştur.  

  

713. Parayı helal yollardan kazanmak çok önemlidir. Zira haramdan kazanan ve haram yiyen-içen kişinin işi orada bitmiştir. "Bir lokma haram yiyen kişinin 40 gün duası kabul olmaz" ve "haramdan meydana gelen bir vücud ateşe daha layıktır" hadis-i şerifleri; haram para ile aldığı elbise üzerinde olan kişinin ibadetlerinin kabul olmayacağına dair pek çok haberler helal kazancın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Ancak kazanılan parayı meşru yerlerde harcamak ta önemlidir. Zira kıyamet günü kişi parayı nereden kazandığından ayrı, nereye harcadığından ayrı hesaba çekilecektir. Bu yüzden bir müslüman "Parayı ben kazandım, istediğim yere harcarım" diyemez!  

  

714. Sen hayatın uzunluğunu kısalığını düşünme! Yaşadığın günü değerlendirmeye bak! Zira bu dünyada üç gün yaşayıp ebedi cennetleri kazananlar olduğu gibi 30 sene yaşayıp cehenneme gidenler de vardır.  

  

715. İnsanın en kuvvetli duygularından birisi de korkmak duygusudur. Bu duygu ne güzel bir duygudur. İnsan onunla dünyevi ve uhrevi tehlikelerden korunur; dünyaya ait tehlikeleri görür, korkar ve onlardan uzak durarak dünya hayatını muhafaza eder; ahirete ait tehlikeleri görür, korkar ve o tehlikelere düşürecek hareketleri terk ederek ahiretini muhafaza eder. Allah'tan korkar, O'nun emir ve yasaklarına sarılarak maddi ve manevi, bildiği ve bilmediği bütün tehlikelerden korunur. Dolayısıyla korkmak duygusu kişinin dünyasını ve ahiretini muhafaza etmeye yarayan çok güzel bir duygudur. Kişi eğer korkmak duygusunu bu şekilde istikametli olarak kullanamazsa bu duygu onun dünya hayatını zehir eder.  

  

716. Akıl ve ilim ile para kazanmak hem daha kolay hem de daha çoktur. Bir sanat sahibi olmak ta böyledir. Sadece beden gücü ile para kazanmak hem daha zor hem de miktar olarak daha azdır. Bununla beraber alın teri ile kazanç peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm tarafından övülmüş ve şöyle buyurulmuştur:"Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah'ın peygamberi Davud as elinin emeğini yerdi" Buhari  

  

717. Allah benden razı olmadıktan sonra ben kendimden nasıl razı olabilirim? Eğer bu dünyadan Allah benden razı olmadan çıkarsam "Yuh" olsun bana!  

  

718. Kadın tesettürü ile kıymetlidir. Çıplak, yarı çıplak veya açık saçık gezen bir kadın bütün değerlerini kaybetmiştir. Üstelik islama hücum eden şeytan ordusuna iltihak ederek onun bir askeri durumuna gelmiştir. İzah: Değil çıplak veya yarı çıplak, hatta vücud hatlarını gösterecek şekilde ince ve dar elbise giyenlerin bile yarın ahirette cennetin kokusunu bile alamayacakları haber verilmiştir. Konumuzla ilgili olarak Risalelerde şöyle bir bölüm vardır: "Bu zamanda, zındıka dalâleti İslâmiyete karşı muharebesinde nefs-i emmarenin plânıyla şeytan kumandasına verilen fırkalardan en dehşetlisi yarım çıplak hanımlardır ki, açık bacağıyla, dehşetli bıçaklarla ehl-i imana taarruz edip saldırıyorlar. Nikâh yolunu kapamaya, fuhuş yolunu genişlettirmeye çalışarak, 

çokların nefislerini birden esir edip, kalb ve ruhlarını kebair ile yaralıyorlar; belki o kalblerden bir kısmını öldürüyorlar"  

  

719. Ey manevi alemlerde seyran etmek isteyen kardeşim! Fırınlarda pişmeye hazır mısın? Meryem validemiz babasız bir çocuğa hamile kalınca bak ne kadar sıkılmış ve ne demişti:"Sonra doğum sancısı onu bir hurma dalına tutunup dayanmaya zorladı 'Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim' dedi" Meryem 23 Ebu Bekir Sıddık ra bir kuşa hitaben "Ey kuş! keşke ben de senin gibi olsaydım. Beşer olarak yaratılmasaydım.!" demiştir. Ebu Zerr ve Talha 'ısınılan bir ağaç olmak isterdim' demişlerdir. 

Hz.Ömer bir gün yerden bir saman çöpü alarak şöyle dedi: 'Keşke ben bu çöp olsaydım. Keşke ben anılır bir şey olmasaydım. Keşke ben unutulmuş olsaydım, keşke beni annem doğurmasaydı' 

 

720. Adam olmak ne zormuş! 

Bir aşık şöyle demiş: 

Dostlar beni bir kazana kodular Kırk yıl yandım 'daha çiğdir' dediler. 

Yunus Emre: 

Taptuğun tapusuna, kul olduk kapusuna 

Yunus miskin çiğ idik, piştik elhamdülillah. 

Mevlana Hz.leri de "Hamdım, piştim, yandım" diyerek hayatını özetlemiştir. 

(Aşık olan çiğ kalmış, Yunus Emre Hz.leri pişmiş, Mevlâna 

Hz.leri yanmıştır) 

  

721. Ben ölmeyeceğim, Rabbimin huzuruna çıkacağım. 

Elbette çıkmadan önce ne yapacaksam yapmalı ve bütün hazırlıklarımı tamamlamalıyım. 

 

722. İlişkileri kesmek marifet değildir. Asıl marifet ilişki kurabilmek ve bu ilişkileri devam ettirebilmektir. Buna iki kişi arasındaki ilişki dahil olduğu gibi akraba ilişkileri, komşu ilişkileri hatta ülkeler arası ilişkiler de dahildir. 

 

723. Bu dünyada ölüm, ayrılık vardır ve bunun önüne geçmek te mümkün değildir. Sevdiklerimizle saadet içinde ayrılıksız ve elemsiz beraber olmak ancak cennette mümkün olacaktır. Cennete varana kadar biraz sabır etmek gerekir. 

  

724. Yuvarlak olan şeylerin merkezi ortasıdır. Kâinatın merkezi ise insandır. Canlı-cansız, bilinen-bilinmeyen herşey  insan için çalışmakta , insana bakmakta, insana hizmet etmekte ve onun etrafında dönmektedir. Bu yüzden insan eşref-i mahlukattır, bütün kâinat, bütün mahlûkat ve bütün mevcudatın efendisidir. Bu yüzden Allah'ın huzuruna namaz ile çıktığı vakit bütün onları temsilen çıkar ve bütün onların ibadetlerini, tahiyyelerini, tesbihatlarını 

Allah'a arz eder. Bütün onların hepsini birden kast ederek 

"İyya kenağbudu ve iyya kenestain (Biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım isteriz) diyerek Halife-i Arz olduğunu gösterir ve namaz ile bir nev-i miraca çıkar. Böylece "Namaz müminin miracıdır" hadis-i şerifine de mazhar olmuş olur. 

 

725.Her insanın genel olarak içinde yaşadığı toplumda kendine göre bir saygınlığı, bir yeri, bir kıymeti olur. İnsan bu saygınlığına zarar gelmemesi için yanlış ve kötü olan pek çok şeyi yapmaktan çekinir ve yapmaz. Böylece o toplum kötülüklerin yapılamadığı güzel bir toplum olur. Eğer toplum kıymetsiz veya kaybedecek şeyi olmayan kişilerden oluşursa o zaman o toplumda hırsızlıktan cinayete, fuhuştan uyuşturucuya kadar her türlü kötülük meydan alır. 

 

726. İnsan: ruhlar aleminden gelip anne rahmine düşen, dünya hayatı, kabir, berzah, haşir ve sırattan geçen ve neticede ebedi yaşayacağı cennet veya cehenneme doğru gitmekte olan bir yolcudur. 

Bu yolculuğun dünya hayatı ve kabre kadar olan bölümünü selametle ancak sırat-ı müstakimde giden müminler geçebilir. Onlar ehl-i sünnet itikadı ile ve ehl-i sünnet amelini işleyerek sırat-ı müstakimde, ÜMİD VE KORKU arasında bu yolculuğu tamamlarlar. Ne kadar çok amel işlemiş olurlarsa olsunlar asla kendilerine ve amellerine güvenmezler, kendilerini beğenmezler; ne kadar günah işlemiş olurlarsa olsunlar asla Allah'tan ümidlerini kesmezler. Zira onlar bilirler ki, kendini beğenmek ve amellerine güvenmek veya ümid kesmek sırat-ı müstakimden ayrılmaktır. Bu ise arabanın yoldan çıkıp şarampole yuvarlanması gibidir, manen tam bir felakettir.  

 

727. İçinizde bulunan nefsin gözü-kulağı, eli-ayağı yoktur amma pek çok meşru veya gayr-ı meşru istekleri vardır. Nefis bu istek ve arzularına ulaşmak için senin vücudunu ve cihazlarını kullanmak zorundadır. Vücut ise sana emanet olarak verilmiştir. Eğer sen sana emanet olarak verilen vücuduna ve cihazlarına sahip olur ve o vücud ve cihazarınla nefsin isteklerinden sadece uygun olanları yapar ve diğer istek ve arzularını yapmazsan emaneti yerine getirmiş emin bir kişi olursun. Yok, eğer nefis sana emanet olarak verilen vücudunu ve cihazlarını istediği gibi kullanırsa ve sen buna mani olamazsan, sen emaneti kaybetmiş ve emanete hainlik etmiş olursun.  Bu ise ebedi hayat yolunda tam bir felakettir. Ayet ile sabittir ki bu, yerlerin, göklerin ve dağların başlarına gelmesinden korktukları şeydir. Rabbimiz Ahzap Suresi 

72.ayetinde şöyle buyurmuştur: 

"Muhakkak ki biz emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik. Onlar onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o çok zalim, çok cahildir."  

 

728. İnsan dünyevi ve uhrevi vazifelerini yapabilmek için yeme-içmeye ihtiyacı olduğu gibi uyumaya da ihtiyacı vardır. Eğer ihtiyacı kadar uyursa bu uyuması da güzel bir hareket olur ve bu uyku dünyevi ve uhrevi işlerini görmesine yardımcı olur. Ancak acıkmadan yemek gibi eğer kişi uykusu olmadığı halde uyursa veya ihtiyacından fazla uyursa o zaman Allah'ın gazap ettiği bir hareketi yapmış olur. 

"Üç kişiye Allah gazap eder: Tok iken yemek yiyene, uykusu yok iken uyuyana, sebepsiz yere gülene." Hz. Enes 

 

729. Ey nefis! İşlemediğin günah kalmadı. Utanmıyorsun, sıkılmıyorsun da halâ 'Ben iyiyim' diye başını kaldırmaya çalışıyorsun. 

 

730. Ey nefsini yenenler, farzlarını yapıp haramlardan kaçabilenler, salih ameller işleyip kötülüklerden uzak durabilenler! Sakın yiğitliği kendinizde sanmayın. Eğer 

Allah fırsat verse sizdeki nefsin size yaptıramayacağı pislik yoktur. 

Bu yüzden nefsinin eline düşmüş kimseleri görünce sakın onları ayıplamayın. Belki onlara acıyın da kurtulmaları için dua edin ve siz de o durumlara düşmekten korkun. 

   

731. Bir hareket, bir faaliyet olmazsa yani kimse birşey yapmazsa insanlar eşit olur. Faaliyet olunca kimin ne olduğu veya olmadığı ortaya çıkar. Bu yüzden belirli bir yere gelmiş amma yetersiz olan insanlar faaliyetleri engellemeye çalışırlar ki ne oldukları ortaya çıkmasın. 

 

732. Bu kâinatın sahibi ve mutasarrıfı ile aran iyi olmazsa sen onun mülkünde ve idaresinde nasıl rahat ve huzur içinde olabilirsin! 

 

733. Dinimizde faydası insanlara ve topluma olan faaliyetlere pek çok sevaplar verilmiştir.  

Mesela; Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm "Bir din kardeşinin işine bakmak bir mescitte bir sene itikaftan hayırlıdır" buyurmuştur. Bu konu ile ilgili  pek çok hadisler vardır. 

 

734. Her bir insana en az dünya kadar ebedi cennet hazırlayan Allah'ın aynı insana dünya hayatında belâ musibet vermesi, hasta etmesi, zor ve sıkıntılı işlerde çalıştırması ve hakeza... elbette binler değil belki sonsuz hikmetler içindir. 

 

735. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm "İnsanların binde 999'u cehenneme, bir tanesi cennete gidecek" dediği zaman yerlere yatıp ağlayan müslümanlardan aynı hadisi duyduğu zaman "Acaba bu hadis mi, sahih mi, hangi kitapta yazıyor" gibi tartışmaya başlayan ve hiç etkilenmeyen müslümanların olduğu bir döneme geldik. 

 

736. Boynuzsuz koyunun hakkını boynuzlu koyunda bırakmayan Allah Celle Celâluhu işçinin hakkını işverende, kadının hakkını kocasında, öğrencinin hakkını öğretmeninde, askerin hakkını komutanında, fakirin hakkını zenginde ve hakeza... bırakır mı?(Eğer varsa) 

 

737. İnsan bazen veli nimetini başına belâ gibi görür. Kadın kocası için, koca karısı için veli nimettir. Zengin fakir için fakir zengin için nimettir. Doktor hasta için, hasta doktor için nimettir. Öğretmen öğrenci için, öğrenci öğretmen için nimettir. Evlat anne baba için, anne baba çocuk için nimettir. İşçi patron için, patron işçi için nimettir ve hakeza.. 

Eğer bunlar birbirlerini bu şekilde nimet olarak görseler ve ona göre davransalar hayat ne kadar güzel olurdu... 

 

738."Sarıklar mümin için vakar, araplar için izzettir.  Araplar sarıklarını bıraktıkları zaman izzetlerini de bırakmış olurlar" Deylemi 

Araplar sarıklarını çıkarınca izzetlerini kaybederlerse, acaba biz müslümanlar sarığı çıkarmakla kalmayıp birde yahudi ve hristiyanlara benzeten şapkayı giyince; bir de sünnet olan ve erkeğin süsü olan sakalı kesince acaba ne hale geliyoruz, bir düşünün! 

 

739. Sen, Allah'a itaat et de gör; ve yine sen, Allah'a isyan et de gör! 

 

740. Bu dünyada Allah'a kul olmaktan ve Hz. 

Muhammed'e Aleyhissalâtu Vesselâm ümmet olmaktan daha güzel ve daha şerefli bir şey yoktur. Ancak bu, elbette lafla değil, fiilen olursa hissedilebilecek bir gerçektir. 

 

741.Bu kâinatı ve insanı yaratan Allah Celle Celâluhu elçi ve kitapları vasıtası ile emir ve yasaklarını bildirmiş ve insanlara bunlara göre yaşamalarını emretmiştir. İnsana düşen bu emir ve yasaklara göre yaşamak ve müslüman olarak ölmek için gayret etmektir. "... ve sizler ancak müslüman olarak can verin" Al-i İmran 102 

 

742. Allah'a itaat edersen mükâfat, isyan edersen ceza sadece ileride, ahirette olacak sanma! Elbette asıl ceza ve mükâfat ahirette olacaktır amma hemen peşin olarak ta bu dünyada da ceza ve mükâfat olur. Görünüşe aldanmamak şartı ile itaat edenler ile isyan edenlere bakarak bunu anlayabilirsin. 

 

743. "Bu dünyada iman edenlerin dostu Allah'tır" Bakara Suresi 257.  

Bir insanın dostu Allah olursa o kişi için artık ne gam ne keder olur. 

"Ona iman etmeyenlerin dostları ise tağutlardır" Bakara Suresi 257.  

Bir insanın dostu tağutlar olursa o insanın hem bu dünyada hem de ahirette vay haline. 

Tağutların sıkıntıdan sıkıntıya, karanlıklardan karanlıklara sürüklediği zavallı insan imandan uzak olduğunu ve tağutların yanında yer aldığını ve bundan dolayı böyle perişan olduğunu bir türlü anlayamaz. 

 

744. İnsan da dahil olmak üzere her bir mahlûkun maddi ve manevi olarak idaresi Allah'ın elindedir. Öyle olmasaydı bu hayat bu şekilde bir an bile devam edemezdi. 

 

745. Eğer sen Allah'ın dinine ve Allah'ın kullarına yardım eder, onlara hizmet edersen Allah'ta herşeyi ve herkesi sana yardım ve hizmet ettirir. 

 

746. Bu devirde eksik olan bilgi değil ameldir.  

Beş vakit namazın Allah'ın emri olduğunu bilmeyen mi var, amma kılan kaç kişi? 

Faizin haram olduğunu bilmeyen mi var, amma faizin bulaşmadığı insan neredeyse kalmadı. 

Örtünmenin farz olduğunu bilmeyen mi var, amma açık saçıklık almış başını gidiyor. Ve hakeza... 

 

747. Genelde erkekler kızların dış görünüşlerine bakarak evlenirler. Dolayısıyla kadının bir nevi vücudu ile evlenirler, o vücudun içinde kim var pek aldırış etmezler. Evlendikten sonra ise o vücudun içinde gelen ile muhatap olmaya başlarlar. Bu durumda çoğu zaman kavga-döğüş, pek çok hayal kırıklığı, hatta boşanmaya varan durumlar ortaya çıkar. 

Dış görünüş ile beraber o vücudun içindeki kişiyi de inceleyerek ve denk olduklarını anladıktan sonra yuva kuranlar ise diğerlerine göre çok daha fazla sağlam ve huzurlu bir yuva kurmuş olurlar. 

 

748. İnsanlar birisine güvenirlerse o zaman onun sözüne itimat edip kabul ederler ve ona göre hareket ederler. Mesela; çocuk babasına son derece güvenir ve her söylediğini, yanlış bile olsa, tereddüt etmeden doğru kabul eder ve ona göre hareket eder. Dolayısıyla siz de bir kişi veya bir toplum üzerinde etkili olmak isterseniz önce onların güvenini kazanmanız gerekir. Peygamberler bu güveni mucizeler göstererek elde etmişlerdir.   

  

749. Ben nasıl bir doktora güvenip, hayatımı ona teslim ederek ameliyat masasına yatıyorsam; bir pilota güvenip, hayatımı ona teslim ederek uçağa biniyorsam; elbette İmam-ı Azam'lara, İmam-ı Şafii'lere güvenip onların dediklerini yaparım, İmam-ı Gazali'lerin, 

Bediüzzaman'ların, Mevlâna'ların gösterdikleri yoldan giderim. Eğer böyle yapmazsam bu kadarcık aklımla, bu kadarcık ilmimle nasıl yolumu bulup cennetlere ulaşabilirim?! 

 

750. Camide cemaat namaz kılarken saf dolu olduğundan arkada tek kalan müslüman için 

Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm "Kardeşinizi şeytana terk etmeyin" buyurmuştur. Camide cemaatte tek kalan müslümanı şeytan kaparsa acaba toplumun dışladığı, tek kalan, yalnız yaşayan kişilerin hali nice olur? 

 

751. Ortaklar birbirlerini kayırırlarsa Allah'ta onları kayırır. 

Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurdu: "Allahu zülcelal hazretleri buyurdu ki: Biri diğerine ihanet etmedikçe iki ortağın üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından çekilirim. (Bir rivayette 'üçüncüleri şeytandır' ilavesi vardır) 

 

752. Elli altmış senelik geçici fani dünya hayatı için var gücünle çalış, hemen arkasından gelecek olan ebedi hayat aklına bile gelmesin. Sonra da de ki "Ben akıllıyım" Böyle yapan nasıl akıllı olabilir? 

 

753. Toplumlarda her zaman engelli denen kör, topal, sağır, akli dengesi yerinde olmayan ve buna benzer sakatlıkları olan kişiler var olmuşlardır. Bunlar Allah tarafından bilerek öyle yaratılmışlardır. Yoksa haşa, Allah'ın onları düzgün yaratmaya gücünün yetmediğinden değil.  Onlar başta kendileri ve aileleri için daha sonra da komşuları ve içinde yaşadıkları toplum için bir imtihan dırlar. Bu yüzden onlarla alay etmek, onları hor görüp eğlenmek büyük tehlikedir. 

Ayrıca onların öyle yaratılmalarının pek çok hikmetleri de vardır. Zira insanlar gözü olmayana bakarak kendilerinin görmek gibi nasıl büyük bir nimete mazhar olduklarını fark ederler. Yürüyemeyen birini görünce yürümek nimetini, sağır birini görünce işitmek nimetini ve hakeza hatırlayıp şükretme imkanı bulurlar. Onlar topluma sahip oldukları nimetleri hatırlatırlar ve onların şükretmesine vesile olurlar. Onların bu şekilde yaratılmalarının daha pek çok hikmetleri vardır. 

Ayrıca bu kişiler şikâyet etmemek, sabır ve rıza göstermek şartı ile yarın ahirette öyle mükâfatlara nail olacaklardır ki; bunu gören diğer insanlar "Keşke bizim de dünyada derilerimiz makaslarla kesilseydi" diyeceklerdir. 

 

754. Sünnet-i seniyyeye uymak demek 

peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm nasıl yapmışsa öyle yapmak demektir. Yeme-içmesinden yatıp kalkmasına, aile ve çocuklarına muamelesinden komşu ilişkilerine, iki davalıyı mahkeme edip ceza vermesinden devlet idaresine kadar her alanda nasıl yapmışsa, nasıl yaşamışsa, nasıl ibadet etmişse öyle yapmak demektir. O bütün hareketleri ile bütün insanlara örnektir ve O'nun yaptıkları Allah'ın yapmamızı istediği ve yapmamızdan hoşlandığı hareketlerdir. 

Dolayısyla bir kişi ne kadar hareketlerinde peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm'a uyarsa o kadar Allah tarafından sevilir. Bu konuda Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: De ki "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah'ta sizi sevsin" Al-i İmran 31. 

Zaten peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm'ın yaptığı hareketlerin içinden farz ve vacip olanlarına uymak zorunluluğu vardır. Diğerlerine de ne kadar uyulursa o kadar kârdır. 

 

755. Bu dünyada insan elini kaldırdı mı kendisini yaratan, rızkını veren ve bu dünya ve kâinatın sahibi ve mutasarrıfı olan Allah ile görüşebilir, O'na istek ve arzularını iletebilir, dertlerini ve sıkıntılarını arz ederek bunlardan kurtarmasını isteyebilir, namaza durarak O'nun huzuruna çıkabilir. Bu, insan için öyle büyük bir nimet ve öyle büyük bir fırsattır ki hayâl bile edilemez!  Değerlendirebilenlere ne mutlu! 

 

756. Bir kişiye ikram etmek o kişiye olan muhabbetin ifadesidir. İkram ne kadar çok ise muhabbet te o kadar çok demektir. Allah'ın insanlara ikramı ise sonsuzdur. 

 

757. "Bu hadis mi, hangi kitapta yazıyor?" gibi şeyler söyleme! Elbette sen bu kadarcık aklınla, bu kadarcık ilminle peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm'ın her dediğini anlayacak değilsin. Bunun için aklın almadığı bir hadis duyduğunda "Peygamber bunu söylemez" deme!  

 

758. Allah'ın kullarının ne müthiş oldukları O kullara düşmanların musallat olmaları, hücum etmeleri ile ortaya çıkar, anlaşılır. Bütün peygamberlerin düşmanlarının olması ve onlara hücum etmeleri, bütün büyük zatlarda aynı kanunun cereyan etmesi buna delildir. Musa 

Aleyhisselam'ın karşısında Firavun, İbrahim 

Aleyhisselam'ın karşısında Nemrud, 

Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm'ın karşısında Ebu Cehil ve diğerlerinin olması rastgele bir hadise değildir. 

Hatta hücum edenlerin çokluğuna ve büyüklüğüne bakarak hücum edilen o kişinin ne kadar büyük bir zat olduğunu anlayabilirsin. Rivayette vardır ki "Bir mümin tek başına bir dağda yaşasa illa Allah Celle Celâluhu ona bir adamı musallat eder ve o da ona eziyet eder." 

 

759. Eğer sen, Allah ile aranı düzeltirsen Allah'ta herkes ile senin aranı düzeltir. 

 

760. Allah'ın sana verdikleri nimettir, vermedikleri de nimettir. Fakir olan zengin olsa yoldan çıkabilir, çok yakışıklı veya güzel olsan ahiretin tehlikeye düşebilir, bazı yüksek makamlara çıksan dünyan ve ahiretin perişan olabilir ve hakeza... 

 

761. Allah Celle Celâluhu her insana maddi ve manevi olarak çeşitli kapılar açar, fırsatlar verir. Ve belki o fırsatlar bir daha geri gelmez. Öyleyse, her fırsatı ganimet bilmeli ve değerlendirmeye çalışmalıdır. 

 

762. Çocukları öyle yetiştirmeli, onlara öyle davranmalı ki özgüvenlerini kaybetmesinler. Eğer onlar özgüvenlerini kaybederlerse ömür boyu bunu telafi edemezler. 

 

763. Allah'ın her işi mükemmeldir. Hem de hayâl bile edilemeyecek kadar. Dolayısıyla O'nun yarım yamalak hiç bir işi yoktur. İnsanları ise O imtihan etmektedir. Her bir insanı öyle bir imtihan eder ki illa onun ne olduğunu ortaya çıkarır, kaydettirir ve şahitlendirir. O kişiye ebedi olarak yapacağı muamele de bu imtihanın neticesine göre olur. 

 

764. Güzel başlamak önemli olduğu gibi güzel bitirmek te önemlidir, hatta daha da önemlidir. Güzel bitirilmesi gereken en önemli iş dünya hayatıdır. Ne mutlu bu hayatı iman ile, salih ameller işlemiş olarak bitiren ve ahirete yüzü ak olarak gidenlere! 

 

765. Dünyada kazanılanlar görünür ve hemen onlardan istifade edilmeye başlanır. Çalışıp kazanıp araba almak gibi. 

Hemen ona biner ve isteğin yere gidersin. 

Ahirete ait kazançlar ise görünmez ve hemen onlardan istifade edilemez. Mesela; farz olan sabah namazını kılarsın amma eline birşey geçmez, kılmayıncada birşey olmaz. Bu yüzden ahirete ait kazançlar yokmuş gibi olur. Hâlbuki hakikatte bir kişinin ömür boyu kazandığı dünya malı yarın ahirette kılmış olduğu iki rekat namaz kadar da olmayacaktır. 

 

766. Şu kâinata bak ta bir "MÂŞALLAH" çek. Bu ne müthiş bir kâinat! Ve bu ne müthiş bir idare! Küçük büyük her şey ne kadar  harika! Mâşallah, bin Barekallah! 

 

767. İnsan kendi acizliği noktasından bakar ve kendisinin nasıl yaratıldığını düşünmeyerek "Çürümüş kemikleri kim diriltecek?" der. Halbuki Allah'ın kudreti noktasından baksa hiçbir zorluk olmadığını görecektir. Hatta Cenab-ı Hak için 'zor' kelimesini kullanmak bile muhaldir. 

 

768. Bir kişi ibadet ediyorsa Allah'tan ümidini kesmemiş demektir. Eğer bir kişi tövbe ve istiğfar ediyorsa o kişi de kendini beğenmiyor, ucubdan uzak demektir. 

 

769. Bir iş yapacağınız zaman hangi niyetle bunu yaptığınıza bakın. Zira o yaptığınız hareketin karşılığını yarın ahirette niyetinize göre alacaksınız. Ceza veya mükâfat niyetinize göre olacaktır. Sadece niyetinden dolayı aynı hareketi yapan iki kişiden birisi mükâfat alırken diğeri ceza görecektir. 

 

770. Rabbim benden razı olursa artık hiçbir şey beni üzemez! Eğer O benden razı olmazsa o zaman da artık hiçbir şey beni mutlu edemez!  

 

771. Ne kadar sıkıntı o kadar mutluluk!  

Ne kadar aç olursanız yemekten o kadar çok zevk alırsınız, ne kadar susuz olursanız içtiğiniz sudan o kadar çok zevk alırsınız. Soğuktan donan bir kişi için sıcak bir yuva ne kadar kıymetlidir. Hastanın ne kadar çok ızdırabı olursa kurtulunca o kadar sevinir ve hakeza... 

Bu dünyada en çok sıkıntıyı peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm çekmiştir. Demek en çok zevki de O almıştır ve en çok mutlu olan kişi de O'dur. 

 

772. İnsan bazı şeylerin özlemini çekecek ki onlara kavuşunca sevinsin ve mutlu olsun. Eğer her istediğine kolayca ulaşırsa bu insan nasıl sevinip mutlu olacak? Mutlu olmak değil belki bunalıma girer. Genelde zengin çocuklarının bunalıma girmesi veya fakirlerin az bir şeyle mutlu olmaları bundandır.  

 

773. Kur'an'ın diğer bir adı da FURKAN'dır. Yani, hak ile batılı, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı,  dost ile düşmanı ayıran. Dolayısıyla Furkan'ı bir kenara bırakanlar dost ve düşmanlarını bile ayıramaz hale gelirler, hatta dost diye düşmanlarına sarılırlar. 

 

774. İnsanlar bu dünyada amellerine, yaptıkları hareketlere  göre muamele görürler, ahirette ise niyetlerine göre haşr olurlar. 

İzah: "Şeriat zahire bakar" külli bir düsturdur. Yani mesela; Bu dünyada adam namaz kıldı mı, oruç tuttu mu? ona bakılır. Amma ahirette hangi niyetle namaz kıldı veya hangi niyetle oruç tuttu ona bakılır ve o adamın alacağı ceza veya mükâfat buna göre olur. 

  

775. Bir insan iman edip islamiyete girdi mi artık o hür değil; kuldur, köledir. Allah'ın emrettiklerini yapar ve yasak ettiklerini terk eder.  

 

776. İnsan sevdiğini çok anar, ondan çok bahseder; hatta ne kadar çok anarsa o kadar çok seviyor demektir.  

 

777. Çocuklarınızı seve seve büyütün, onları sevgiye doyurun. Yoksa, ilerideki hayatlarında az bir sevgi için çok şeyler yapmak zorunda kalırlar, hatta çok yanlış şeyler de yapmak zorunda kalabilirler. Örnekleri çoktur. 

  

778. Ruh cesetsiz yapabilir, fakat ceset ruhsuz yapamaz! 

Cemaatlerde, topluluklarda ruh hükmünde kişiler olur. Ceset hükmünde olan kişiler ruh hükmünde olan kişilerle uğraşır ve onları kaçırırlarsa ruh hükmünde olan kişiler yollarına devam edebilirler amma ceset hükmünde olan kişiler yollarına devam edemez ve dağılıp giderler. 

 

779. İnsanlara çooook uzak görünen ahirete varmak bazen bir dakika bile sürmez. Ahiret adamın hiç aklında olmadığı bir anda, bir dakika demeden, bakmışsın adam ölmüş ve ahirete varmış. 

 

780. Herhangi bir olumsuzluk olduğunda veya başınıza bir hadise geldiğinde hemen sabır etme zamanının geldiğini hatırlayınız.  

 

781. Adam yanacak ki yazsın, yanmadan yazılmıyor. 

Veya şöyle de denebilir:  

Yazmak için yanmak gerek, yanmayınca yazılmıyor. 

 

782. Bu dünyada en büyük mesele; nerede ve nasıl bir hayat yaşarsan yaşa neticede alnın ak olarak bu hayatı tamamlamak ve ahirete imanla göçebilmektir. 

  

783. Bir idareci idare ettiği raiyyetinden kimlerin kendisine itaat ettiğini ve kimlerin isyan ettiğini anlamak için- hiç ihtiyaç olmasa da- onlara bazı emirler verir ve bazı yasaklar koyar.  

İşte bunun için Allah Celle Celâluhu koca cennette Adem Aleyhisselam ve Havva validemize bir tek ağacın meyvesini yemeyi yasak etmişti. 

Bu dünya hayatındaki imtihanda ise pek çok yasak vardır; kadının örtünmesini emretmiş, erkeğin ona bakmasını yasaklamıştır. Beş vakit namazı, Ramazan orucunu, Hac etmeyi ve hakeza.. emretmiş; içki, kumar, zina, faiz gibi pek çok şeyi de yasaklamıştır. Cennetteki yasak ağaç Adem Aleyhisselam ve Havva validemize idi. Bizim yasak ağaçlarımız ise bu dünyada Rabbimizin kesin yasak ettiği haramlardır.  

Adem Aleyhisselam yasak meyveden yeyince başına neler geldi neler... Sen de eğer bu dünyada yasak olan haramları işlersen başına neler gelir neler...  

Bu dünyadaki emir ve yasakların elbette daha pek çok hikmetleri de vardır. 

 

784. İnsanda öyle cihazlar vardır ki ancak pek çok sıkıntı çekmekle, çok büyük pişmanlıklar yaşamakla harekete geçer ve vazife yaparlar. 

Adem Aleyhisselam cennette o yasak meyveyi yemekle öyle sıkıntılar çekmiş, öyle pişmanlıklar yaşamıştır ki "Bütün insanların ağlamasını toplasan ona yetişmez" denmiştir. Bu kanun her insan için de geçerlidir. Her insanın hayatında özellikle hayatının başlarında yaptığı hatalar, çektiği sıkıntılar, yaşadığı pişmanlıklar onun pek çok cihazını harekete geçirir. Belki insanın hata yapmasına bırakılmasının en büyük sebeplerinden birisi de budur. 

 

785. Bir insanın bir konuda bilgisi yok ise o işi kolay sanır ve onu hafife alır. Hiç yabancı dil bilmeyen birisi beş 

dil bilen birisi için "Ne var bunda" der, koca ülkeyi idare etmeyi basit bir şey zanneder, hatta akıl verir, para kazanmayı, ev geçindirmeyi basite alır, onlarca kitap yazıp, yüzbinlerce insanı irşad eden alimleri önemsiz görür, kırk yıl sabah namazını yatsı abdesti ile kılan nice büyük zatlar için "olabilir" der ve hakeza... Eğer işin başına geçerse ancak o zaman anlar. Bu yüzden tamamen cahil olanların herşeyi basit görmelerini yadırgamamak lazımdır, cahilliklerine verip geçmek, onlarla tartışmamak gerekir. Zira onlara ne dersen de anlatamazsın. Çünkü anlamak için de ilim gerekir. Bu yüzden Kur'an-ı Kerimde Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Cahiller kendilerine sataşınca 'selam' der geçerler" Furkan Suresi 63 

Einstein ne demiş: "Cahillik ne güzel şey lan, herşeyi biliyorsun" 

 

786. Sahneler... Sahneler.. Sahneler.. 

Dünya bir büyük sahne, her bir ülke ayrı bir sahne, her bir şehir ayrı, her bir mahalle ayrı, her bir ev ayrı bir sahne. 

Okullar ayrı bir sahne, hastaneler ayrı, kışla ayrı bir sahne.. Geceleri ayrı bir sahne, gündüzleri ayrı bir sahne.. Dağlar ayrı bir sahne, denizler ayrı bir sahne.. Çöller ayrı sahne, buzullar ayrı sahne..  Yerin altında farklı sahneler, denizlerin altında başka sahneler.. Yazın başka, kışın başka sahneler. Her asır ayrı bir sahne, her bir yıl ayrı, her bir gün ayrı bir sahne. Ve her sahnenin her an değişmesi ve sahnelerin ve oyuncuların devamlı değişmesi.. Bunca değişen sahneler ve bunca oyuncu...Ve, senaryolar... her sahnede farklı bir senaryo. Bu ne müthiş bir alem böyle..  

  

787. Adam Selimiye camisine bakar ve "Bunu Mimar Sinan yapmıştır" der ve işi bitirir. Mimar Sinan'ı kabul etmeyen ise bu mükemmel caminin nasıl kendi kendine meydana geldiğini ispatlayacağım diye boşu boşuna uğraşır.  Aynen bunun gibi; ehl-i iman bu muazzam ve müthiş kâinata bakar ve "Bu kâinatı Allah Celle 

Celâluhu yaratmıştır ve O idare etmektedir" der ve işi bitirir. Ehl-i küfür ise Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmez ve bu müthiş kâinatın nasıl kendi kendine meydana geldiğini ve intizamını bozmadan nasıl devam ettiğini ispatlayacağım diye boşu boşuna uğraşır. 

 

788. Edirne'deki Selimiye camisini görüyoruz fakat Mimarı olan Sinan'ı görmüyoruz. Amma buna rağmen biliyoruz ki Selimiye camisi var ise Mimar Sinan da olacaktır. Caminin varlığını kabul edip mimarını, ustasını kabul etmemek mümkün değildir.  

Aynen bunun gibi; bu muazzam kâinatın varlığını kabul edip yaratanını ve idare edenini kabul etmemek mümkün değildir. Zira Selimiye Camisini kabul edip Sinan'ı kabul etmediğin takdirde bu caminin nasıl meydana geldiği sorulacaktır. Bu sorunun cevabı yoktur. Cami varsa Sinan mutlaka olacaktır ve başka bir yol da yoktur.  

Aynen bunun gibi; bu kâinat varsa elbette onu bir yaratan ve idare eden olacaktır. Başka bir yol da yoktur. Kâinat var, öyleyse bir yaratanı ve idare edeni mutlaka vardır. 

  

789. Allah Celle Celâluhu bu kâinatı yaratmış ve idare etmektedir. O maddi ve manevi olarak mutlak hakim olduğundan bu alemde maddi ve manevi olarak bir zerre bile O demeden kımıldamamaktadır. 

Allah Celle Celâluhu her bir insana da mutlak hakimdir. İnsanın her bir zerresi O'nun elinde ve tasarrufunda olduğu gibi duyguları da tamamen O'nun elindedir ve istediği gibi tasarruf etmektedir. 

Mesela; bir insana biraz fazla hırs verse adam dünyayı yutsa doymayacak hale gelir; biraz sevgi verse kişi kendini sevmekten kurtaramaz, aşık olur, biraz şehveti fazla verse her türlü pisliği yapabilir ve hakeza... Bu yüzden kimin neyi ne kadar anlayacağından kimin neyi ne kadar seveceğine kadar herşey O'nun dilemesi ile olur. O demeden kimse iman edemez, şükür edemez, tövbe edemez. "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz" İnsan suresi 3o 

 

790. İnsan ne kadar günahlarını, kusurlarını, acizliğini, muhtaçlığını ve hakeza.. anlarsa manevi olarak o kadar terakki etmektedir. Emin değilim amma sanki battığı kadar çıkmaktadır. 

 

791. Bu kâinatın maddesi gördüğümüz şeylerdir. Manevi tarafı ise esma-i ilahiyyedir ki biz ona hakikat alemi diyoruz. İşte tarikatlar vasıtası ile yapılan seyr-i sülûk o hakikat alemine yapılan yolculuktur.  

Kâfirler bu kâinatın ve mevcudatın sadece maddesi ile ilgilenirler ve inceden inceye incelelerler. Allah Celle Celâluhu kâinatı maddi olarak ta öyle mükemmel yaratmıştır ki bir karınca bile incelemekle bitmez. Küçük büyük her şey harikadır. Ne güneşe akıl erer ne sineğe. İşte bütün bildiğimiz maddi ilimler kâinatın bu vechine bakar. Onların, kâinatın bu manevi tarafından haberleri bile yoktur. 

Bu kâinatın manevi tarafına bakan ehl-i hakikat ise bu kâinatın manevi tarafını incelerler ve orada terakki ederler. Her bir esma onlar için sınırsız bir alem olarak önlerine açılır. Hakikat alemine varmak bile pek çok kişiye nasip olmazken bütün esma dairesinin bitirilmesi zaten mümkün değildir. Bu ancak Allah'ın nasip ettiği kullara müyesser olur. Bu yüzden kitaplarda hakikat dairesi en son mertebe olarak bahsedilmiştir. Hakikat dairesine girenler bir nevi cennete girmiş gibi bir hayata geçtiklerinden iradeleri ile o daireden çıkmak ta istememişlerdir. Ondan sonraki daireden ise bahseden pek olmamıştır. 

Bu konuda Yunus Emre bile "Şeriat, tarikat yoldur varana, hakikat marifen ondan içeru.." demiştir. 

Bediüzzaman Hz.leri ise "Tarikat ve hakikat şeriatın cüzleri olabilir" demiştir. 

 

792. Bu kâinatın maddi ve manevi iki yüzü olduğu gibi insanın da ve her bir mevcudun da iki vechi vardır: Birisi maddi diğeri manevi, yani esma-i ilahiyyeye bakan yüzü. İşte mükemmel insan odur ki baktığı herbir şeyde bu iki yüzü birden görsün. 

 

793. Adam müslümanım diyor, namaz kılıyor, oruç tutuyor, hatta hacca, umreye gidiyor amma.... Kadınların örtünmesine karşı, içkinin, zinanın yasaklanmasına karşı, mirasın Kur'an'a göre paylaşılmasına karşı, mahkemelerde Allah'ın emir ve yasaklarına göre hüküm verilmesine karşı, genç kız ve erkeklerin karışık okumasını savunuyor, hırsızın elinin kesilmesine karşı, haksız adam öldürenin kısas yapılmasına karşı, karşı ha.. karşı... Sonra da "Ben de müslümanım" diyor. 

Konu ile ilgili bazı hadislerde şöyle denmiştir 

"Ahir zamanda bir camide binden fazla namaz kılan olacak, içlerinde bir tek mümin bulunmayacak." Ramuz El Ehadis "İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kur'an okur, ibadete de çalışırlar ve ehl-i bid'atle de meşgul olurlar. Lakin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar kör deccalin avanesi olacaklardır. İbn-i Mesud 

İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, insan gömlekten soyulur gibi imandan çıkacaktır da farkında olmayacaktır. Deylemi 

Ayrıca hadis-i şerifte kıyamet günü bazı kimselerin dağlar gibi amellerle gelecekleri ve cehenneme atılmalarının emredileceği haber verilmiştir.  

   

794. Bir olay olduğunda iki tarafıda dinlemeden karar vermeyiniz. Öleni hemen masum, öldüreni katil sanmayınız. Belki ölen malını muhafaza edeyim derken öldürülmüş ve şehit olmuş olabilir, veya malını muhafaza etmek için öldürmüş, ölen cehenneme gitmiş kendisi de katil olmamış olabilir. 

 

795. Sabretmeyen kaybeder. 

 

796. Bu kadar nimet bu kadar isyan! Her ne kadar görünüşte tezat var gibi görünse de, aslında zıtlık yoktur. Bu bolluğun isyan edenlerin ne kadar aleyhlerine olduğunu ancak ehl-i hakikat görebilir. 

 

797. Alem-i İslam'ın önünde iki yol var: Ya..Kur'an'ı tatbik edip eskiden olduğu gibi dünyanın efendisi olacaklar, yada 

Kur'an'ı tatbik etmeyerek, şimdi olduğu gibi rezil olacaklar. 

 

798. Gayr-ı meşru yol ömrün bereketini giderir, insanı insanlıktan çıkarır ve hayırlı işler yapmasına da fırsat vermez. 

 

799. Gayr-ı meşru yol fıtri olmadığı için o yolda gidenlerin vücutlarında ve ruhlarında hastalıklar ortaya çıkmaya başlar. Hayat onlara zehir olur. Zevk almak için girdikleri bu gayr-ı meşru yolda olan zevklerini de kaybederler. 

 

800. Ya Rabbi! Ben kim oluyorum da sana isyan edeceğim. 

Ne var ki nefsime ve şeytana yıkılıyorum. 

Adem Âleyhisselam da Havva validemizin teşviki ile nefis ve şeytana yenilmiş, tövbe etmiş ve affedilmişti. Şeytan ise bizzat emre karşı gelmişti. 

Aynen bunun gibi; bir kadın nefsine yenilerek açık saçık gezse başkadır, örtünmeye karşı olarak açık saçık gezse başkadır. 

 

801. Nasıl ki el-ayak, göz-kulak bu vücudun cüzleri ise tarikat ve hakikatler de şeriatin cüzleridir. Bediüzzaman Hz.leri bu konuda şöyle demiştir: "Tarikat ve hakikat şeriatin cüzleri olabilir" 

Ancak tarikat ve hakikatteki seyr-i süluk ile şeriat dairesine varabilen pek nadir olduğundan bu mesele pek anlaşılamamıştır. 

 

802. Allah Celle Celâluhu seni gece sabaha kadar rahat ve sıcacık bir yatakta istirahat ettirsin, sonra da sabah namazı vakti "kalk ve teşekkür et" desin ve sen de bunu yapma. Sonra gündüzleyin birisi sana bir bardak çay ısmarlasın ve sen nasıl teşekkür edeceğini şaşır. Sonra da de ki:"Ben de insanım" 

 

803. Cennet ehline cennetin cennet olması Allah'ın onlardan razı olmasındandır. Eğer öyle olmasaydı cennet onlara zindan olurdu. Demek Allah Celle Celâluhu insandan razı olsa bu dünya da bir nevi cennet gibi olabilir. Bu yüzden hiç bir ameli yaparken "Niyet ettim cenneti kazanmaya.." demiyoruz. "Niyet ettim Ya Rabbi, senin rızan için..." diyoruz. 

Demek bütün iş Rıza-i ilahiyi kazanmakta. 

 

804. Eskiden insanlar tanımadıkları birisi için "Namaz kılar mı?" diye sorarlarmış Eğer cevap "Hayır" ise zaten başka soru sormaya gerek kalmazmış. 

 

805. Yedi yaşındaki pırıl pırıl bir çocuğu devlet alıyor, lise bitene kadar 12 yıl eğitiyor, 4-5 sene de üniversiteyi okuyor. Neticede bakıyorsun ülkesini milletini soyan, zulm eden bir canavar çıkmış. Hiç kimse demiyor ki bu kadar eğitimden sonra bunlar nasıl canavar oluyor, bu eğitim sisteminde bir problem var. Üretim hatası olarak düzgün çıkanlar ise ya ailesinin sıkı eğitimi yada bazı kuruluşların o çocuklara sahip çıkması ile oluyor. 

 

806. Herkesin namazı, duası, zikri, fikri, şükrü manevi derecesine göre olur. Bu yüzden iki kişi aynı namazı kılsa veya aynı zikri, aynı şükrü yapsa da alacakları sevap ayrıdır ve manevi durumlarına göredir. 

 

807. Bizi biz yapan vücudumuz değildir. Mevlanayı Mevlana yapan, Mimar Sinanı Mimar Sinan yapan vücudları değildir. Bu yüzden sadece vücutları ile değer kazananlar veya vücudlarından dolayı kendilerine değer verilenler ne kadar yazıktır. Zira vücudları ister istemez değişip gidecek ve onların da hiç bir değerleri kalmayacaktır. 

 

808. İnsan yaşarken yaptığı hareketlerle, sözleri ve davranışları ile sanki bir çekirdeği işlemekte ve bir çekirdeği oluşturmaktadır. Ve ölünce toprağa dikilmektedir. İşte haşir sabahı kalkınca dünyada iken ne yapmışsa, yani nasıl bir çekirdek oluşturmuşsa ona göre bir adam olarak dirilecektir. "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz" hadisi şerifi bu manya da işaret etmektedir. 

 

809. Adliyede adalet dağıtılması gerekirken zulüm dağıtılıyorsa, okullarda çocuklar eğitilmesi gerekirken daha da bozuluyorsa, vaazlar insanları uyandırması gerekirken daha da uyutuyorlarsa, varın artık gerisini siz düşünün.. 

 

810. Seyr-i süluk ENE'den başlar ve HU'da biter. Yol her ne kadar kısa görünse de bu hedefe ulaşmak çok nadir insanlara nasip olur. Çünkü arada çok berzahlar, çok engeller, maddi ve manevi pek çok perdeler vardır. Seyr-i süluk HU'da bittikten sonra tekrar nefsine doğru yeni bir sefer başlar. Bu çabuk olur. Kişi nefsine döndükten sonra artık başka bir kişi olmuştur. Seyr-i süluku ile anlamıştır ki bu kâinatın bir sahibi var ve O'nun tasarrufundadır. O demeden kendisi de bir gözünü açıp kapayamaz. Her bir nimet kendisine O'ndan gelmektedir ve her an O'nun tasarrufundadır. Alemde ve kendisinde bulunan bütün kemalat hepsi O'ndandır. Bu şuur ile yaşamaya başlar. Nefsinde ise hata kusur günahtan başka bir şey yoktur. Bu yüzden "Estağfirullah" zikrini devamlı çekmeye başlar. Hiç bir iyilik ve kemalâtı nefsine almaz. 

Bütün iyilikleri Allah'tan bütün kusurları nefsinden bilir. Artık dünya toplansa o adama iyi olduğunu kabul ettiremez. İşte gerçek halife-i arz ve kâinatın meyvesi olan insan budur. 

Bahsettiğimiz hakikati fiili olarak 

Peygamberimiz'in Aleyhissalâtu Vesselâm hayatında ve Mirac'ında görebilirsiniz.  

İşte bu durumdaki kişi tarikat ve hakikat dairelerinden geçmiş ve artık şeriat dairesinde olan bir kişidir.  

 

811. İnandım dedikten sonra alnı secde görenleri kardeş bilmeliyiz. İçlerinde yanlış yapanlar olursa onlara dinimiz nasıl diyorsa ona göre muamele etmeliyiz. 

 

812. Gayr-i Meşru daire insanlığın bataklığıdır. Görünüşündeki cazibeye kapılıp o daireye girenler yavaş yavaş boğulurlar, kurtulabilenler çok azdır. 

 

813. ÇÖZDÜM...ÇÖZDÜM...ÇÖZDÜM... 

İsyan eden bir toplum, isyan eden insanlar bolluk içinde rahat bir hayat sürmeliler ki uyanmasınlar, gaflete dalsınlar; ta ki azaba varıp dayanana kadar. 

Bu yüzden her sabah BOLLUK der ki "Ya Rabbi! Nereye gideyim?" Allah Celle Celâluhu der ki "Bana isyan edenlere git!  

Kudsi Hadis 

"İnkar edenlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın. Onların az bir faydalanmadan sonra varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır" Ali-i 

İmran 196 

 

 

814. Bu mülk benim değil. Bu mülkün idaresi de bende değil. 

Bu gerçek elbette senin için de geçerli. Öyleyse sana ne? 

Sen sana verilen vazifeleri yapmaya bak. Gerisine karışma! 

 

815. Eğer Allah Celle Celâluhu sana bir şeyi vermeyi murad ederse "Bu durumda nasıl verebilir?" diye aklına gelmesin. 

O vermeyi murad edince sebepleri de halk eder. Eğer Allah Celle Celâluhu sana verdiğini geri almak isterse "Nasıl alabilir?" diye aklına gelmesin. O geri almayı murad ederse, alır. 

 (Zekeriyya) "Ey Rabbim! Ben iyice yaşlanmış biri ve hanımım da kısırken benim nasıl bir oğlum olur?" dedi. 

(Allah) "Allah işte böyle dilediğini yapar" dedi. Ali İmran 

40 

 Meryem: “Ey Rabbim!” dedi, “Bana hiçbir erkek dokunmadığı halde, nasıl çocuk sahibi olabilirim?” "Denildi ki, işte öyle Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını istediğinde, sadece ol der o şey de hemen oluverir" Ali 

İmran 47 

 

816. Önünüze gelen iyilik yapma fırsatlarını kaçırmayın, onları değerlendirin. 

 

817. Bu dünyada garip olmayan, gurbette olmayan yoktur. Zira insanın asıl vatanı cennettir. İnsan ise vatanında rahat eder. Demek cennete varana kadar insana rahat yoktur. 

Bunun için Peygamberimiz Aleyhissalâtu 

Vesselâm "Dünyada rahat yoktur" buyurmuştur. Dünyada rahat edeceğiz diye koşuşturanların kulakları çınlasın. Demek boşuna koşuşturuyorlar. Şöyle bir etraflarına baksalar bu gerçeği görebilirler. 

 

818. Bir adamın işine herkes karışıyorsa bil ki o adam işini beceremiyordur. Buna ülkeyi idare eden başbakandan bir ayakkabı tamircisine, bir müdürden bir komutana, bir aile reisinden bir öğretmene kadar herkes dahildir. 

 

819. İnsan iman edip salih amel işlerse ve haramlardan uzak durursa içinde bir ferahlık, sevinç ve mutluluk olur. Neticede onun bu hali hareketlerine, sözlerine ve hatta yüzüne de yansır.  

Eğer iman etmez veya iman ettiği halde isyan yolunu tutarsa içini bir sıkıntı kaplar. Bu hal onun hareketlerine, sözlerine ve hatta yüzüne de yansır. 

 

820. Dünyanın peşinde koşmaktan sana sığınırım Allah'ım! 

Dünya için başkalara el açmaktan da sana sığınırım Allah'ım! 

 

821. Size dünyayı zindan eden eşiniz, çocuğunuz, komşunuz, işiniz vs. sizin için büyük rahmettir. Zira, onlar dünyanın tadını bırakmazlar, sizde dünya hayatından bıkar ve dünyadan yüzünüzü ahirete çevirerek ahiretiniz için çalışmaya ve oraya gitmek için meyl etmeye başlarsınız. İşte bu sizin için büyük bir rahmettir. 

 

822. Satın aldığınız nimetlere verdiğiniz ücret onların hakiki ücretleri değildir.  

Mesela; sen bir kilo elma aldın ve bir ücret ödedin. Bu ücret ağacı dikmek, sulamak, ilaçlamak, meyveyi toplamak, nakledip getirmek gibi hizmetlerin ücretidir. Amma bu meyvenin meydana gelmesi için güneş yandı, dünya döndü, mevsimler meydana geldi, yağmurlar yağdı vs. O meyve bütün kâinatın işlemesi ile ve Allah'ın bizzat onu yaratması ile oldu. Bunun ücretini vermek hiç bir zaman mümkün olmaz. Bunun ücreti: başta bu nimeti kâinatı işleterek yaratan Allah'ın ismini anıp besmele çekmek, ortada bu nimetin kıymetini düşünmek ve sonunda 'Elhamdülillah' diyerek şükür etmektir. 

 

823. Bir başbakandan bir müdüre, bir komutandan bir aile reisine kadar bütün idareciler dahil olmak üzere bir idareci yeri geldiğinde "hayır, olmaz" demeyi bilmezse bütün saygınlığını kaybeder. 

 

824. Ev hanımı erkeğe kafeste teslim edilmiş kuş gibidir. Eğer erkek onu dışarı çıkmaya teşvik eder, salıverirse o kuş artık o erkeğin eline bakmak, ona muhtaç olmak ve ona minnettar olmaktan kurtulur ve rızkını kendisi elde etmeyi öğrenir. Belki dışarıda kendisine başka arkadaşlar da bulur. Özgürlüğün tadını alan kuş ancak canı isterse erkeğin yanına gelir.  Erkek ise artık ona hükmedemez. Kendi eliyle yaptığı bu yanlışın geri dönüşü de olmaz ve erkek çile çekerek ömrünü tamamlar. Yaptığı bu hatanın cezası dünyada bitmez. Çünkü o kuş ona emanet olarak verilmişti. Onu dışarı salmakla emanete hainlik ettiğinden ahirette de ceza çekmeye devam eder. 

 

825. Uzaklık çoğu zaman yakınlık sebebidir, yakınlık ise uzaklık sebebidir. 

Gurbette bir köylünüzü görseniz kardeşinizi görmüş gibi sarılırsınız, bazen de yakınınızda bulunan bir kardeşinize selam bile vermezsiniz. 

  

826. İnsanın nefsine yenilerek günah işlemesi başkadır, Allah'a, peygambere, kitaba karşı gelerek günah işlemesi başkadır.  

Mesela; kişi haram olduğunu kabul ederek ve nefsine yenilerek içki içebilir. Ve eğer tövbe ederse hiç günah işlememiş gibi de olur. Amma 'İçki yasaklanamaz' diyerek meydan okumak başkadır ve bu nefsine yenilerek günah işlemeye benzemez. 

 

827. Demek sen Allah'ın mülkünde hem O'nun emirlerini yapmayacaksın, yasak ettiklerini yapıp isyan edeceksin, hem de rahat edeceksin, öyle mi? Bu mümkün değil. Efendim, kâfirler ve nice isyan edenler bolluk içinde yaşıyor, rahat edip gezip eğleniyorlar?  

Birincisi; o iş öyle değil, görünüş öyle.  

İkincisi, Allah Celle Celâluhu onlar için "İnkâr edenlerin diyar diyar refah içinde dolaşması sakın seni aldatmasın. Az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir" buyuruyor. Al-i İmran 196  Bunlara imrenilir mi? 

 

828. Bu dünyada kişi söz ve davranışlarına bağlıdır ve buna göre muamele görür. Bu yüzden eğer bir kişinin çevresiyle ilişkileri iyi değilse kendi hâl ve hareketlerine bakmalı, hemen başkaları suçlamamalıdır! 

 

829. İnsan ve bütün alem acz-i mutlaktadır. Bütün havl ve kuvvet Cenab-ı Hakk'a aittir. O kuvvet vermezse en küçük bir hareket yapacak güç hiç bir şeyde yoktur.  

Aynen bunun gibi; alemde olan bütün hayatlar da böyledir, bütün güzellikler de böyledir, bütün rızıklar da, bütün nimetler de aklına ne gelirse hep böyledir ve hepsi O'ndandır. Yani O'nun isimlerinin tecellileridir. Yani, ne kimsenin kendine ait hayatı var, ne kuvveti, ne güzelliği, ne de zenginliği, ve hakeza... Bunları Allah Celle Celâluhu istediğine istediği kadar ve hikmetle vermekte veya geri almaktadır.  

"Sen de ölüsün onlar da ölüdür" Zümer suresi 30. 

 

830. Bu alem Esma-i ilahiyyenin tecellisi olduğundan son derece mükemmel ve güzeldir. Bu güzellik ve mükemmelliklerin fark edilmesi için bir de noksan ve kusurlu bir şeye ihtiyaç vardır. O da insanın nefsidir. İnsan son derece acizliği ile alemdeki sonsuz kudreti fark eder, hata ve kusurları ile kusursuzluğu, muhtaçlığı ile alemdeki zenginlik ve varlığı görür, anlar ve hakeza... 

 

831. Kadınları sadece parayı harcarken değil, biraz da kazanırken ortak etmek gerekir. Yoksa, paranın nasıl zor kazanıldığını bilemeyeceklerinden yersiz şeylere para harcatarak  aile bütçesinin bozulmasına ve ailede huzursuzluk çıkmasına sebep olabilirler. 

 

832. Allah Celle Celâluhu "Yakacağım" diyor. İnsan da "Yapacağım" diyor ve yapıyor. Buna akıl erer mi? 

 

833. Sakal bırakmak zordur, sakalı sünnet miktarı bırakmak bir o kadar daha zordur. 

 

834. İlim olmadan idare mümkün değildir. İdare ne kadar mükemmel ise idare edenin ilmi de o kadar mükemmel demektir. İdare aynı zamanda kudret ve irade olmadan da mümkün değildir. 

Demek, alemde olan akıl almaz mükemmellikteki idare bil bedahe sonsuz kemalde bir ilme, sonsuz kemalde bir kudrete, sonsuz kemalde bir iradeye, dolayasıyla bu idareyi yapan zatın her yeri gördüğüne, mutlak hakimiyyetine ve hakeza.. işaret edip göstermektedir. 

 

835. İnsanın cihazları çok küçük olmakla beraber çok büyük ve geniş olan alemlerin anahtarları hükmündedirler. Bu yüzden onları işlemez hale getiren, çok geniş ve büyük olan alemlerden istifadeye set çeken uzun emel, nefsin istekleri peşinde koşmak, haram yemek ve her türlü haram ile iştigal etmekten şiddetle kaçınmak gerekir. Maddi ve manevi tehlikelerden uzak durmak icab eder. Yoksa, bunca büyük ve geniş alemlerdeki nimetlerden mahrum kalmakla beraber insan olarak kendine yüklenen vazifeleri de yapamayacağından omuzlarına büyük bir vebal yüklenerek bu alemden zillet içinde göçer gider. 

 

836. Sen bu alemi ne kadar inceleyip araştırırsan araştır herşeyin künhüne vakıf olup ona göre davranamazsın. Öyleyse sen, bu kainatın sahibi ve mutasarrıfı neleri emretmişse onları yap, nelerden de men etmişse onları terk et! Sana elçi olarak gönderdiği zat nasıl bir hayat yaşamışsa ona uygun bir hayat sürmeye çalış. O zaman sen bütün kainatla uyum içinde hareket etmiş olursun. 

 

837. Mükemmel bir usta mükemmel bir eser yapsa; birisi o eser ile hiç ilgilenmese, mal mal baksa, sanatlara hiç ilgi duymasa; bir diğeri de onu incelese, sanatlardaki mükemmelliği anlasa, yapan ustayı takdir etse; bu iki kişi o ustanın nazarında bir olur mu? 

İşte bu muhteşem kainat ve içindeki akıl almaz mahlukat Allah'ın müthiş birer eseridir. Bir kısım insanlar onlardaki mükemmelliği, harika sanatları, nimetleri ve hakeza anlamak için gayret etmekte ve anladığı kadarı ile onları yapan zatı övmekte ve ona teşekkür etmektedir. Bir kısım insanlar ise hiç bunlarla ilgilenmemekte, nefsin süfli istekleri peşinde ömür tüketmektedirler. 

Şimdi bu iki kısım insanlar Allah'ın nazarında bir olurlar mı? 

 

838. Bu kadar tembel ve çalışmak istemeyen insanları bu kadar ağır ve zor işlerde çalıştırmak basit bir idarenin işi olamaz. Hatta işsiz kalanların iş için yalvarmaları, iş verenin ne kadar mükemmel ve herkesi isteyerek çalıştırdığının bir göstergesidir. O yaptırdığı işin ücretini işi yaparken vermektedir. 

 

839. En büyük işveren Allah'tır. Bütün mahlûkat ve mevcudatı, canlı-cansız herşeyi mükemmel olarak ve öyle merhametkarane bir şekilde çalıştırmaktadır ki boş kalanlar iş vermesi için O'na yalvarmaktadırlar. 

 

840. Sana bir arabanın veya bir evin anahtarını veren sadece bir anahtar vermiş olmuyor. O aynı zamanda o ev veya arabayı vermiş oluyor. Eğer insan kendisine verilen bu küçük anahtarı  küçük bir yanlış hareketle kaybederse sadece küçük bir anahtarı kaybetmiş olmuyor, aynı zamanda o büyük nimeti de kaybetmiş oluyor. Aynen öyle de; göz bir anahtar gibidir, gözü sana veren sadece küçük bir göz vermiş değildir, belki o göz ile istifade ettiğin bütün nimetleri birden vermiştir. Ona göre şükür etmek gerekir.  

Eğer kişi küçük bir hareketle gözünü maddi olarak veya manevi olarak kaybederse sadece küçük bir organını kaybetmiş olmaz. O nimet ile istifade edeceği bütün nimetleri birden kaybetmiş olur. Akıl,  fikir, kulak, el, ayak gibi diğer nimetleri de buna kıyas et. O zaman sadece bu nimetler için değil, bir de bu nimetler ile mazhar olduğun, istifade ettiğin nimetler için şükür etmen gerektiğini anlarsın ve nasıl şükredeceğini şaşırırsın. 

İşte eğer sen küçük bir söz, küçük bir haram hareket ile o cihazını işlemez hale getirirsen sadece o cihazı değil onunla istifade ettiğin bütün nimetleri birden kaybetmiş olursun. Bu yüzden Bediüzzaman Hz.leri "Küçük bir söz, bir lokma, bir kelime, bir öpmekte batma" buyurmuştur. 

 

841. Nefis hesabına dünyanın peşinde koşana ehl-i dünya, nefis hesabına ahiretin pesinde koşana da ehl-i ahiret denir. 

Sadece rıza-i ilahi pesinde koşana da ehlullah denir. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurmustur "Dünya ehl-i ahirete ahiret te ehl-i dünyaya haramdır. Ehlullah'a ise her ikisi de haramdır" Ramuz el 

Ehadis 

 

 

842. İnsanın eli-ayağı, gözü-kulağı, malı-mülkü, hatta hayatı sanki onundur. Bu yüzden onlarla yaptıklarından mesul olur.  

 

843. Rastgele veya tesadüfen oluşan şeylerin ilmi, kanunu olmaz. Onlar her defasında başka bir şekilde 

oluşacaklarından onlarla ilgili ilim oluşmaz. Dolayısıyla bir şey hakkında ilim varsa o şey rastgele olan bir şey olamaz. Bu alemde ise her şey bir nizama ve kanuna tabi olduğundan her şeyin bilerek yaratılmış olduğu anlaşılır. Bunların rastgele olduğunu söylemek ilimden bir şey bilmemek demektir.  Bütün ilimler kainattaki bu müthiş nizamdan alınmadır. Her şeyin bir kanuna tabi olması, bir nizam içinde olması, her şey ile ilgili ilimlerin bulunması bu alemde hiç bir şeyin rastgele meydana gelmediğine delildir.  

 

844. Bu alemin bir yaratanının olduğunu en kolay anlamanın bir yolu da alemdeki renk uyumudur. Rastgele olan şeylerde asla renk uyumu olmaz. Alemdeki renk uyumu ise herkesi hayrette bırakmaktadır. Bütün renk uzmanları alemdeki bu renklendirmeden ders almaktadır. 

 

845. Çocukluğunuzda yaşadığınız olayları düşünürseniz onların bu gün  sadece birer hatıra veya hayâl olduğunu fark edersiniz. Geçmişte yaşadığınız olaylar nasıl bugün bir hatıra ise, yarın dünya hayatı da bir hatıra olacaktır. Öyleyse, ileride bu günleri hatırladığınızda hatıralarınızın güzel olmasını elbette isterseniz. Bunun için bu gün güzel davranışlarınız olmalı ki ileride bu günleri hatırladığınızda mesrur olasınız. Yarın ahirete vardığınızda pişman olmayasınız. Çünkü geçmişteki hatıraları bugün düzeltme imkanı yoktur. 

 

846. GİTTİM VE GÖRDÜM... 

Afrikada hayat teheccüd ezanı ile başlıyor, millet genel olarak gürül gürül teheccüd namazı kılıyor, sabah namazı vakti girince sabah ezanı ve gürül gürül sabah namazı kılınıyor. Sabah namazı kılındıktan sonra hoperlodan vaaz edilip dışarı veriliyor. Her ezan okunmadan hemen evvel şehrin her tarafında sergiler kaldırımlara seriliyor ve her tarafta cemaatle namazlar kılınıyor; amma bu memlekette halk fakir, içecek suyu zor buluyor, uçsuz bucaksız çöller ve hakeza... 

Afrikanın kuzeyinde Avrupa var; inkâr eden kâfirlerin ülkeleri. Her türlü isyan, inkâr var; bunların ülkesi ise cennet misal, yeşillik, sırıl şırıl sular, akan nehirler, yem yeşil ovalar ve dağlar; ayrıca lüks evler güzel binekler her çesit sebze meyve. Evet Avrupa'da hayat bu. Ayrıca her türlü zevk ve eğlence... Garip, çok garip. Amma daha garip olanı Afrika'da insanlar mutlu, Avrupada bunalımda! 

Garip, çok garip. 

 

847. İnsanlar ve bütün canlılar bu dünyaya gaybdan gelmekte ve bir meçhule doğru gitmektedirler. Akıl ile bu insanların nereye gittiklerini, orada neler ile karşılaştıklarını veya karşılaşacaklarını bilmek imkansızdır. Bu durumda olan insanın vahyi dinlemekten başka çaresi yoktur. Vahyi dinlemek demek peygamberleri dinlemek demektir. Günümüzün peygamberi ise son peygamber Hz.Muhammed Aleyhissalâtu Vesselâm olduğuna göre bütün insanların O'nu dinlemeleri zaruridir. Dinleyenler kazanır, dinlemeyenler kaybederler. Bundan başka bir yol da yoktur. 

 

848. Hayat para kazanmaktan ibaret değildir. Kazan.. kazan... nereye kadar?  Ve kazansan da ne olacak?  Elbette burada bahsedilen çoluk çocuğunun rızkını temin etmek için çalışan veya başkalara el açmamak için koşuşturanlar değildir. Onların çalışmaları nafile ibadetten de efdaldir. Bu bahsimizden hariçtir.  

 

849. Her kabın içinde ne varsa dışına o sızar. İnsanın da içinde ne varsa, hâl ve hareketleri ile, söz ve davranışları ile dışına o çıkar. Demek insanın hâl ve hareketlerinin, söz ve davranışlarının güzel olması için içinin de güzel olması gerekir. İnsanın hâl ve hareketleri ile, söz ve davranışaları ile dışına güzel şeylerin çıkması için içini güzelleştirmesi gerekir. Hâl ve hareketleri, söz ve davranışları kötü olan insanlar içlerini güzelleştirmelidirler. 

 

850. Yumuşak şeyler esnek olur ve kolay kolay kırılmazlar. İnsan da biraz yumuşak olmalı, ufak tefek şeyleri görmezden gelmeyi, duymazdan gelmeyi bilmelidir. Böylece kaba ve sert olmaktan kurtulur, güzel ahlaklı ve sevilen ve takdir edilen bir insan olur. Rabbimiz şöyle buyuruyor "Eger sen kaba ve sert olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi" Al-i İmran 159 

 

851. Bir şey yerinde ve zamanında güzeldir. Sen de kıymetli ve güzel olmak istersen sana uygun olan yerlerde bulun. Yoksa kıymetini kaybedersin. Arabanın tekeri yerinde güzeldir ve orada olduğu sürece kıymetlidir. Eğer tekeri söker ve bagaja koyarsanız o tekerin önemi kalmadığı gibi arabaya da yük olur. 

852. Adam pilotum diyor, uçak sürdüğü yok; cerrahım diyor, ameliyat yaptığı yok; şöförüm diyor, araba sürdüğü yok; müslümanım diyor, islamiyetten eser yok. Peygamberimiz Aleyhissalatü vesselam şöyle 

buyurmuştur: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki islam'ın yalnız ismi,Ku'an'ın ise resmi kalacak" 

 

853. Putperestlik eskiden olmuş, gelmiş ve geçmiş sanma. Bu günün modern insanı artık aya çıktı, puta tapmaz sanma! Belki de tarihin hiç bir döneminde bu günkü kadar puta tapılmamıştır. Ve belki bu günkü kadar dikili put hiç bir dönemde olmamıştır. 

 

854. Dünya nimetlerinin peşinde koşanların ve ahiret nimetlerinin peşinde koşanların vay haline! İnsan Ehlullah olmalı. İnsan Ehlullah olursa Yunus gibi şöyle der: Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri, İsteyene sen ver anı, bana seni gerek seni. 

 

855. Ebedi olarak yamalı elbise giymeye razıyım, ebedi olarak kuru ekmek yemeye razıyım amma, asla Rabbimden ayrı kalmaya razı değilim. O'nun zikrinden, fikrinden, şükründen ayrı kalmaya asla razı değilim. Azabından da gene O'na sığınırım. 

 

856. Ey cemalperest kardeşim! Ne güzelliğin biteceği var ne de senin güzelliğe doyacağın. Çünkü, bütün güzellikler baki olan bir zattan geliyor. Güzellikler ebedi olarak devam edecek ve hep başka güzellikler görünecektir. Ve sen de bunları seyr etmek istiyorsun. Öyleyse biraz sabret ve şu geçici dünya hayatında yasak olan cemallere bakma ki ebedi güzelliklerden mahrum kalmayasın. 

 

857. Para kazanmak herkes için elbette çok önemlidir. Ve hemen her işte para vardır. Öyleyse sen 'Bu işte para var' diye hemen o işe atlama!.Anladığın işi yapmaya bak! 

 

858. Bu dünya imtihan dünyasıdır. Hiç beklemediğin bir anda ve beklemediğin bir şekilde, hatta imtihan olduğunu fark bile edemediğin bir şekilde imtihan olabilirsin. Dikkat etmek lazım. 

 

859. Dünya ne güzel bir yer böyle. Bir salkım üzüm yediriyor, yüz tane tokat atıyor. Hiç öyle olmasaydı dünya hayatını sevmekten nasıl kurtulacaktık? "Dünya sevgisi hataların başıdır" buyuruyor peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm. 

860. Ey insan! Kendin gibi aciz bir takım insanları nasıl ilah kabul edersin? Şimdi diyeceksin ki "Ben hiç bir insanı ilah kabul etmiyorum" 

Peki...Allah'ın yasak ettiklerini serbest edenleri görmüyor musun? İşte onlar ilahlıklarını ilan edenlerdir. Eğer sen bunu yapan insanların yaptıklarını tastik eder ve bu doğru diye kabul edersen onların ilahlıklarını kabul etmiş ve Allah'a şirk koşmuş olursun.  

Mesela;  Allah Celle Celâluhu "Mirası şu şekilde paylaşın" diyor. Birisi de çıkmış "Öyle olmaz, miras böyle paylaşılacak" diyor. Adam çıkmış "Evlenme boşanma şöyle olacak, kadının hakları böyle, erkeğin hakları böyle olacak diyor" ve bunu kanun haline getirip tatbik ediyor. Allah Celle Celâluhu ise evlenme boşanma, kadının hakları, erkeğin hakları gibi konularda emir ve yasaklar koymuş. İşte şimdi sen Allah'ın değil de onun dediğini kabul eder ve mirası da ona göre paylaşırsan; evlenme boşanmayı Allah'ın emir ve yasaklarına göre değil de onun dediğine göre yaparsan; kadınlara Allah'ın vermediği hakları kabul eder ona göre davranırsan ve hakeza... sen onun ilahlığını kabul etmiş olursun.  

İçkiyi serbest edeni, zinayı serbest edeni ve hakeza.. buna kıyas et. Allah Celle Celâluhu şöyle buyuruyor "Allah'ın yasak ettiklerini onlara serbest eden ortakları mı 

vardır?"  Şura suresi 21 

 

861. Allah Celle Celâluhu bir kuluna bir nimeti vermek isterse O'nu engelleyecek yoktur, ve eğer Allah Celle Celâluhu bir kulundan verdiği nimeti geri almayı isterse O'na da 'dur' diyecek yoktur. 

 

861. Tarikat ehli olmak kolay değildir. "Yunus Emre Hz.leri kırk yıl dergaha odun taşımış" veya "İmam-ı Azam 40 yıl yatsı abdesti ile sabah namazını kılmış" demek dile kolaydır. Nefis hesabına dünyayı terk edeceksin, nefis hesabına ahireti terk edeceksin, sonra da bu terk ettiklerin aklına bile gelmeyecek.  

Kolay değil. Çoğunluk daha ilk basamak olan az yemeyi bile başaramıyor. 

 

862. İnsan sevdiğinin hatalarını bile güzel görür, sevmediğinin güzel hareketlerini bile çirkin görür.  

 

863. Kusursuz insan yoktur. Ancak herkes kendi kusurlarını göremez. Kendi kusurlarını görebilen insanlar ise kendilerini çok kusurlu gördüklerinden başka insanların kusurlarını araştırmazlar ve görmezler. İstemeyerek gördüklerinde ise bunu yadırgamazlar ve normal görürler. 

Bu yüzden bu insanlar rahat olurlar ve hayâl kırıklığı yaşamazlar. Böylece bu güzel hareketlerinin daha dünyada mükâfatını almaya başlamış olurlar. 

 

864. Allah Celle Celâluhu bir işe yardım ederse zorluk nedir? Ve eğer Allah Celle Celâluhu bir işe yardım etmezse kolaylık nedir? 

 

865. Zaman insanın sermayesidir; onu bekletemez, biriktiremez, fakat onu değerlendirebilir. 

 

866. Kötüler olmasa iyilerin kıymeti bilinmez, anlaşılmaz ve ortaya çıkmazdı. 

 

867. Otorite rakip tanımaz, ortak kabul etmez. Tanınmak ve kabul edilmek ve mutlaka itaat edilmek ister. Tarihte yaşanan padişahların kardeşlerini ve hatta çocuklarını öldürmeleri bundandır. Çünkü onlar, o anda bir kardeşi veya bir evladı değil, bir rakip veya ortak olma adayını öldürmüşlerdir. 

Bu alemde ise mutlak otorite Cenab-ı Hakk'tır. Cenab-ı Hakk ise asla ortak ve rakip kabul etmez. Şirk koşanları açık açık Kur'an'da affetmeyeceğini bildirmiştir. Allah Celle 

Celâluhu kendisine itaat edilmesini emretmiş ve isyan edilmesini yasaklamıştır. Bu yüzden kendisine kafa tutan nice kavmi geçmişte helak etmiş, son derece şefkatli olduğu halde, onlara hiç te acımamıştır. Bundandır ki Adem Aleyhisselam'ın cennette yasak olan meyveyi yemesi isyan değil, şeytanın oyununa gelmesi, nefis ve hanımına yenilmesidir. İşin isyan olduğunu, otoriteye itaatsizlik olduğunu fark edince hemen tövbe etmiş, yanlış yaptığını kabul etmiş ve affedilmiştir. Şeytan ise otoriteye başkaldırmış ve pişman da olmamıştır. Bu yüzden otorite tarafından lanetlenmiş ve kovulmuştur. 

Dolayısıyla insanlardan nefsine uyup şeytana yıkılıp günah işleyenler başkadır ve onlar tövbe edip pişmanlık gösterirlerse affolunmaları mümkündür, amma otoriteye baş kaldırıp emir-yasak tanımayanlar, emir ve yasaklara karşı gelenler affolunmazlar ve tard edilirler. 

 

868. Dünya imtihan dünyasıdır. Bütün olaylara bu nazarla bakabilirsin. 

 

869. Şeytan ve Adem Aleyhisselam'ın durumu şudur: Şeytan otoriteye baş kaldırmış, onun verdiği emri sorgulamış, hatta emri eleştirmiş ve bu emrin yanlış olduğunu söylemiştir. Bunun üzerine otorite tarafından derhal tard edilip kovulmuştur. Çünkü, otorite baş kaldırmayı asla kabul etmez. 

Adem Aleyhisselam ise otoriteye baş kaldırmamış, nefis ve şeytana yıkılarak hanımının teşviki ile o yasak meyveyi yemiştir. Sonra hemen yanlış yaptığını anlamış, pişman olmuş ve otoriteden af istemiş ve affedilmiştir. 

Bugün insanların durumu hep bu ikisi gibidir: Bir çok insan iman etmeyerek doğrudan doğruya otoriteyi kabul etmediğini ilan etmektedir. Kabul edenlerin pek çoğuda şeytan gibi otorite tarafından Kur'an'da belirtilen emir ve yasaklara karşı gelmekte, onları eleştirmektedirler. İşte bunlar şeytan gibi tard edilen ve ebedi cehenneme doğru gitmekte olan insanlardır. 

İkinci grup insanlar ise otoriteyi tanımakta, verdiği emir ve yasakları kabul etmekte, fakat nefsine ve şeytana yenilerek yasakları işlemektedirler. İşte bunlar Adem Aleyhisselam gibi pişman olup tövbe ederlerse af olunmaları mümkün olanlardır. 

Bir grup daha var ki onlar şeytanları da geçenlerdir. Allah'ın mülkü olan dünyada Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelip tatbik edenleri de engellemeye çalışmaktadırlar. Dünyanın neresinde olursa olsun Allah'a kulluk yapmaya çalışanları bombalar atarak öldürmekte ve Allah'ın emir ve yasaklarının tatbikini engellemektedirler.  İşte bunu yapan 

Amerika ve avaneleri büyük deccal ve avaneleridir ki 

şeytanı geçmişlerdir. Bir de küçük deccal vardır ki ölüp gittiği halde halâ onu fark eden çok azdır. Bunların şeytanı geçtiklerine en büyük delil ise şeytanın cehennemin ikinci tabakasında yanacak olmasıdır. Yani, cehennemde şeytandan aşağıda yanacak insanlar vardır. Demek ki bu insanlar şer işlerde ve Allah'a isyanda şeytanları geçmişlerdir. 

 

870. İnsanlar üç gruptur. 

1. Adem Aleyhisselam gibi, Allah'a inanan ve O'nun emir ve yasaklarını kabullenen ve elinden geldiği kadar bu emir ve yasaklar çerçevesinde yaşamaya çalışan, emir ve yasaklara uyamadığı zaman üzülen, pişman olan ve özür dileyen gruptur. 

2. Şeytan gibi, Allah'ı bilen ancak emir ve yasaklarını beğenmeyen, eleştiren, kendi fikirlerini ortaya koyan ve bu yüzden emir ve yasaklara uymayan gruptur. "Bu devirde hırsızın eli mi kesilirmiş" diyenler gibi. 

3. Firavun ve Nemrud gibi, Allah'a meydan okuyup harp açan, O'nun emir ve yasaklarına uymadıkları gibi uyanlara da engel olmaya çalışan gruptur. Hatta günümüzde olduğu gibi, Allah'ın emir ve yasaklarını tatbik etmek isteyen ülkelere bombalar yağdırırlar, Amerika gibi.. 

 

871. Ya Rabbi! Bende günah, sende af. Ve benim günahlarımı senden başka af edecek ikinci bir merci yoktur. 

Senin kapını bırakıp hangi kapıya gideyim? 

  

872. Dünyada pek çok insan rastgele meydana gelmiş bir kâinatta, rastgele meydana gelmiş bir dünyada, rastgele meydana gelen olaylar içinde, kendisinin de rastgele geldiği bir hayatta yaşar. Onlara göre olaylar da rastgele olduğundan ve heran herşey olabileceğinden inançsız olan bu insanlar titrer dururlar. Kâfirlerin korkak olması bundandır. 

Bunlar nereden ve ne için geldiklerini bilemedikleri gibi nereye gittiklerini de bilmezler. Rastgele bir olayla her şeylerini hatta hayatlarını bile kaybedebilecek olma ihtimalleri onları titretir durur. Dünyada yaşanan nice savaşlar, depremler, hastalıklar ve zulümler onların dünyalarını karartır. Bu durumda ne yapacaklarını bilmez bir halde hiç olmazsa içinde bulundukları durumu unutmak için kendilerini içkiye, oyun ve eğlenceye verirler. Bu gibi şeylerin kâfirlerin arasında yaygın olması bundandır. Ehl-i iman ise Allah'ın yarattığı bir Kâinatta, Allah'ın yarattığı bir dünyada ve Allah'ın kontrolünde cereyan eden olaylar içinde yaşarlar. Kendilerini Allah'ın yarattığını, bu dünyaya ruhlar aleminden geldiklerini, Allah'a kulluk ve ibadet ve nice hikmetler için geldiklerini ve bu dünyadan gene kendilerini dünyaya getiren Rablerinin onları ahirete göndereceğini bilirler.  

Bu yüzden mümin bir kişi her olay karşısında titremez ve cesur olur. Oyun eğlence gibi şeylerle kendini oyalamak ihtiyacı da hissetmez. Rahat ve huzur içinde bir hayat sürer. 

 

873. Adam daha midesine hakim olamıyor, yedikçe yiyor. 

Karnını, göbeğini şişirdikçe şişiriyor. 

Daha midesine hükmedemeyen bir adamın adamlığı ne kadar olur ki!? 

 

874. İnsanlar koşuyorlar ha koşuyorlar. Sanırsın bir yere varacaklar. Halbuki neticede varacakları yer kabirdir. Daha önceden koşanlar şimdi oradalar. 

 

875. Ölü ile diri yan yana yatırılsa görünüşleri aynı olduğu halde aralarında ölü ile diri farkı vardır. Farkı anlayabilmek için az bir inceleme yapmak yeterlidir. 

Aynen öyle de; yapılan ayrı ayrı yerlerdeki Risale-i Nur dersleri görünüşte aynı olsa da aralarında ölü ile diri gibi fark vardır. Dünyevi maksatlar peşinde koşanların dersleri ölü, Rıza-i ilahi peşinde koşanların dersleri diridir. Az bir dikkat edilse fark edilir ya da hissedilir. 

 

876. Az bir zahmete katlanmayan çok rahmetten mahrum kalır. 

 

877. Bildim, gördüm ve anladım ki bu kâinat Allah'ın mülküdür ve O'nun idaresindedir. Bu yüzden son sözüm:"Mülk senindir, mutasarrıf ta sensin, Allah'ım! Ve şahitlik ederim ki senden başka ilah yoktur ve Hz. Muhammed Aleyhissalâtu Vesselâm senin kulun ve resulündür"  

"Allah'ım! Beni affet ve benden razı ol!" 

Sadece ben değil bütün inananlar senin affını bekliyor Allah'ım! 

 

Buraya kadar yazılmış sözler 2014 yılına kadar yazılmış olan sözlerdir. 

 

878. Zengin bir adamın çocuğu otomatik olarak zengindir. Sonsuz zengin, cömert, kerim olan Allah’ın kulu da otomatik olarak zengindir, böyle bir insana fakir denir mi? 

 

879. Son derece emek verilerek yapılan bir araba her şey tamam olunca marşına basılır ve çalıştırılır. O saatten sonra araba ne için yapıldı ise o işlerde kullanılmaya başlanır. Çünkü araba bunun için yapılmıştır. 

Aynen öyle de; İnsan ayet ile sabittir ki en güzel şekilde yaratılmış ve müthiş cihazlarla donatılmıştır. Bu cihazların işlemeye başlaması ve insanın yaratılış gayesine göre hareket etmeye başlaması için bir hareket gerekir. İşte o da Adem Aleyhisselam ’ın cennette o yasak meyveyi yemesi ile olmuştur. Yasak meyveyi yemek ile öyle bir hareket başlamıştır ki, neticede Adem Aleyhisselam’ın bütün cihazları harekete geçmiştir. Adem Aleyhisselam cennette gezerken henüz çalışmaya başlamamış araba gibi idi. Aynen bunun gibi; hemen her insan da ergenlik çağına gelince hayatında buna benzer yanlış ve yasak olan bir şeyler olur ve imtihan dünyasındaki hayatı başlar. 

 

880. Allah’tan başka hür olan hiç kimse yoktur. Sadece O istediği gibi yapma hürriyetine sahiptir.  

"Şüphesiz Allah dilediğini yapar" Hacc Suresi 14 İnsanlardan ise hürriyyetlerini ilan edenler Allah’a kul olmayı red eden ve Allah’a karşı bayrak açanlardır. Bunu yapanların hepsi bu güne kadar hep hüsrana uğramışlardır. Üstelik bunlar Allah’a kulluğu terk etmekle hürriyyetlerini kazanamamışlar, aksine nefislerine kul olmuşlardır. Ayrıca yaşarken de başka herkese kul olmaktan kurtulamamışlardır. 

 

881. Allah Celle Celâluhu her insana bir nefis vermiştir. Bu nefsin dizgini Allah’ın elindedir. Allah Celle Celâluhu eğer o nefse fırsat verirse o nefsin insana yaptırmayacağı pislik yoktur. Bu yüzden nefsine yenilerek yanlış işler yapanları gördüğün zaman sakın onları ayıplama! Zira Allah senin nefsine de fırsat verse belki sen onlardan beter olursun.  Bu yüzden Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurmuştur: “Ya Rabbi! Göz açıp yumuncaya kadar, hatta ondan daha kısa bir süre için de olsa beni nefsime bırakma!” 

 

882. Büyüklüğün gereği vermek, affetmektir. Allah Celle Celâluhu ise en büyüktür. "Allahuekber" Bu yüzden ihsanı, ikramı, cömertliği sonsuzdur. Affı da insanın hayal edemeyeceği kadar büyüktür. 

Bu yüzden affetmeyen, vermeyen kişilerin arasından olgun, kâmil insanlar çıkmaz. 

 

883. Dünyaya gelen her insan bir şekilde kendini göstermek, ortaya koymak ve dikkati üzerine çekmek ister. Ancak iyi şeyler yaparak kendini göstermek çok zordur. Bu yüzden pek çok insan şer şeyler yapmaya yönelir. Çünkü şer ve tahrip olan kötü şeyleri yapmak hem çok kolay hem de onu yaptığı zaman bütün dikkatler onda toplanır ve herkes ondan bahsetmeye başlar.  

Mesela; memur atacağı bir imza için "Yarın gel" der. İşi zora koşar. Bunun için insanlar ister istemez ona saygı gösterip hürmet ederler, hatta ricada bulunurlar ki sıkıntı çekmesinler. Bir zamanlar Türkiye'de "Bu gün git , yarın gel" sözü memurlar arasında meşhur idi. Bu, o günkü yetersiz memurların kendilerini önemli kılmak için baş vurdukları bir yöntem idi.  

 

884. Artı ve eksi kutup hakikati alemi kaplamıştır. Ve bu alemde ne oluyorsa bu artı kutuptan eksi kutba geçerken ve bu iki kutup bir araya gelirken oluyor.  

Bütün alem artı ve eksi kutuplardan oluşan atomlardan meydana gelmiştir. İnsan nesli, bütün sebze ve meyveler, bütün hayvan ve böcekler, balıklar kuşlar, hepsi ve daha fazlası hep bu artı ve eksi kutupların bir araya gelmesinden meydana gelmektedir. Elektriğin artı kutuptan eksi kutba geçerken olanları bir düşünün: Fabrikalar bunun ile çalışıyor, bilgisayardan televizyona, arabanın 

çalışmasından uçaklara , telsizlerden  telefonlara elektrik ile çalışan bütün cihazları, yapılan işleri bir düşünün. Eğer artı kutup olan elektriğin gideceği eksi kutup olmasaydı bütün bu işler olmazdı.  

Kuzey kutbu artı, güney kutbu eksidir. Erkek artı kadın eksi kutuptur. Hayvanlarda ve bitkilerde olan bütün erkekler artı, dişiler eksi kutuptur. Alim artı cahil eksi kutuptur. Emreden artı, emredilen eksi, idare eden artı idare edilen eksidir. Veren artı verilen eksidir. Zengin artı fakir eksidir. Bu artı ve eksi kutupların bir araya gelmesi ile alemde neler olmaktadır, bir düşünün.  

Bütün güzellikler artı kutuptan eksi kutba geçiş esnasında ortaya çıkmaktadır. Lambadaki artı kutuptan eksi kutba elektrik geçerken lamba yanmakta, etraf aydınlanıp ortalık nur ile dolmaktadır. Bu şekilde daha nice güzel işleri yapma imkanı ortaya çıkmaktadır.  

Eğer lambadaki eksi kutup yok edilse elektrik olduğu halde lamba yanmaz ve ışık ortaya çıkmazdı. Dolayısıyla ışık nimetinden mahrum kalmakla beraber o ışık ile yapılan nice güzel şeyler de yapılamazdı. Ayrıca bunca mahrumiyetten başka karanlıkta kalmakla yaşanacak nice zorluklar da cabası olurdu. 

İşte şimdi Avrupa'da eksi kutup olan fakirler yok edilmiş ve fakirlere vermekle elde edilen nice güzellikler kaybolmuş, toplum manen karanlığa gömülmüştür. En çok bunalımda olan insanların Avrupa'da yaşamasının bir sebebi de budur. 

Afrika'da ise tam tersine artı kutup olan zenginler yok edilmiş, dolayısıyla başka tür sıkıntılar baş göstermiştir. 

Alemde ise bütün mahlukat eksi kutup durumundadır. Cenab-ı Hak ise artı kutup durumundadır. Sonsuz zengin, sonsuz cömert, sonsuz kudret sahibi, sonsuz ikram edicidir. 

Sonsuz şefkatli, merhametli, settar, şafii ve affedicidir. 

Daha binbir ismini buna ilave ediniz.  

İşte sonsuz zengin bir zat için sonsuz fakir, sonsuz muhtaç sonsuz aciz, sonsuz olarak verileni alabilecek bir varlık lazımdır. O da insandır. Allah'tan insana bu nimetler gelirken esma-i ilahiyyenin güzellikleri ortaya çıkmakta ve görülmektedir.  

Adem Aleyhisselam yasak meyveyi yedikten sonra Allah tarafından affedilince melekler ancak o zaman anladılar ki Allah affedicidir. Ve işte o zaman Gaffar isminin güzelliği ortaya çıktı. 

Aynı kutuplar ise birbirini iter. Bu da bir kanundur. Allah Celle Celâluhu artı kutuptur. Bütün mahlukat ise eksi. En cami eksi kutup ise insandır: her şeye muhtaç. Bu hali ile beraber tarih boyunca ve günümüzde nice insan Allah'a meydan okumuş ve "Ben" diyerek varlıklarını ortaya koymuşlar, hatta ilahlıklarını ilan etmişler ve bir nevi artı kutup olmuşlardır. İki artı ise birbirini ittiğinden bu gibi insanlar neticede helak olup gitmişlerdir. 

 

885. Kaptanın işi çıkan fırtınadan şikâyet etmek değil, aksine gerekli tedbirleri alarak kaptanlığını göstermektir. Aynen öyle de; insanın işi etrafında meydana gelen olaylardan ve olumsuzluklardan şikâyet etmek değil, aksine bu olaylar ve olumsuzluklar karşısında yapması gereken doğru hareketleri yaparak insanlığını ve adamlığını göstermektir. 

 

886. Dünya kadar zengin ol; eğer onunla bir hayır kazanıp bir şey elde edemedinse o zenginliğin ne kıymeti olur. Belki o zenginlik sana bir yük ve bir vebaldir. 

  

 

887. İnsanın gözü odadaki pencere gibidir. İçeridekiler dışarıyı pencereden görebilirler. Çünkü pencere  şeffaftır.  İnsanın ruhu da bu alemi göz penceresinden seyreder. Eğer pencereye perde çekilirse içeriden dışarısı görünmez. İnsan da gözüne bir şey olursa, görme özelliği olduğu halde, göremez. Bu insanlar rüya görürler. Çünkü görmek için rüyada göze ihtiyaç yoktur. Demek gören göz değildir. 

 

888. Bu dünyada akıl insan için olmazsa olmazdır. Zira top ta akıl ile oynanır araba da akıl ile sürülür, siyaset de akıl ile yapılır, bir bina da akıl ile dikilir ve hakeza... Bu yüzden dinimiz aklı olmayana hitap etmez.  

Bunun için Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm "Dinimin aslı akıl esası muhabbettir" buyurmuştur. 

 

889. Hayatın sadece dünya hayatından ibaret olmadığını bilmek bir insana yeter. 

 

890. Ey evli olan erkekler! Hanımlarınıza kur yapınız. Bu kadınlar için fıtri bir ihtiyaçtır. Tabiata dikkat ederseniz neredeyse bütün erkeklerin dişilerine kur yaptıklarını görürsünüz. 

 

891. Şeytan insana yanlış olan şeyleri yaptırabilmek için en çok "Allah affeder, şimdi yap sonra tövbe edersin" gibi sözler söyler. 

Allah Celle Celâluhu ise Kur'an'da "O çok aldatıcı şeytan da sizi Allah'(ın affı) ile kandırmasın" buyurmuştur. Lokman 

33 

 

892. Genelde cahil ve seviyesi düşük insanlar kavgacı olurlar. En küçük bir şeyde kavga etmeye, hatta cinayet işlemeye hazırdırlar. Bu yüzden sen, bu tip insanların kavgalarına karışıp ayırayım veya birisini diğerinden koruyayım derken, Musa Aleyhisselam gibi, ya birisinin ölümüne sebep olabilir yada arada ölebilirsin. Dikkat etmek ve bu tip insanlardan uzak durmak gerekir. 

 

893. İnsan bu dünyada nimetlere kolay ulaşamaz. Bir ev almak için yıllarca çalışır. Bir araba sahibi olabilmek için yıllarca didinir. Hatta çok insan ne kadar çalışırsa çalışsın bu nimetlere kavuşamaz. Evlenmek, çol çocuk sahibi olmak ne kadar çaba ve gayret gerektirir. 

Allah Celle Celâluhu isteseydi bu nimetleri kolayca verebilirdi. Amma vermiyor. Çünkü insan bu nimetlerin kıymetini ancak bu şekilde anlayabiliyor. Bir doktor bir hastayı muayene edip tedavi edebilme hakkını ne kadar yıllar çalışıp ilim öğrendikten sonra elde edebiliyor. Bir öğretmen yıllarca eğitim gördükten sonra ancak önüne çocuklar veriliyor. Ve hakeza.. 

İnsan elde etmek istediği nimetlere öyle kolayca ulaşamıyor, ta ki o nimetlere ulaştığı zaman onların kıymetlerini bilsin. Ve Allah'ın nimetlerinin ne kadar kıymetli olduklarını anlasın ve o nimetlere ona göre hürmet edip şükretsin. Ve yarın ahirete varıp cennete yerleştiğinde, en az dünya kadar geniş, içleri hurilerle dolu saraylara kavuştuğunda, gözünün gördüğü yere adımını atan bineklere bindiğinde onların kıymetlerini bilsin. Onları çalışıp kazanmadığını, onların Allah'ın lutfu olduğunu anlasın ve ebedi olarak şükretsin.  

  

894. Bir şey hakkında sebepler oluşmaya başlamışsa o şeyin vakti gelmiş demektir. 

Mesela; Adam yaşlanmış, vücudunun çeşitli yerlerinden hastalıklar ortaya çıkmaya başlamış. Anlarsın ki ölüm geliyor.  

 

895. Davaların yıllarca sürmesi mahkemelerde adaletin olmadığına en büyük delildir. Kanuni zamanında bir dava bir ay sürse zulüm sayılırmış!  

Bir dava on beş sene sürdükten sonra neticede hak sahibine teslim edilse ne olur edilmese ne olur? Hatta teslim edilse bile buna adalet denir mi? Bu adalet değil zulümdür. 

 

896. İnsan 20 ila 20 bin arasındaki titreşimleri duyar. Halbuki 20 titreşimden az olan sesler de vardır 20 bin titreşimden fazla olan sesler de. Ancak insan onları duyamaz. Duyamadığı için de o sesler insan için yok hükmündedir. Hatta normal bir insan onlar için yok der. Bu kanun görmek için de geçerlidir. Çok küçük olan mikropları, hücreleri, atomları ve hakeza göremeyiz. Çok büyük olan şeyleri de göremeyiz. 

Dolayısıyla insan sınırlı olan cihazları ile bu alemde sınırlı olan şeyleri anlamakta ve algılayabilmektedir. Diğerleri aslında oldukları halde insan onları algılayamadığından onlar insan için yok hükmündedir. Kendince onlar yok olduklarından onları bir şekilde anlayıp olduklarını söyleyenler bunlara göre çok yanlış etmektedirler. Kendileri ise çok doğru ve haklıdırlar. 

Aynen bunun gibi; Allah'ın var ve bir olması, yaratması, idaresi, görmesi, işitmesi, unutmaması gibi bütün isimlerinin tecellileri insan aklının ve hayalinin çok çok ötesindedir. Bu yüzden insan O'nun idaresini, görmesini, işitmesini, ilmini, iradesini, unutmamasını, kudretini, hikmetini  ve hakeza anlayamaz, hissedemez, bilemez ve algılayamaz. Bu durumda onun için bütün bunları yaratan ve idare eden yoktur. Çünkü bunu kendi cihazları ile algılayamıyor.  

Mesela; İnsanın gözünün önünde ağacın dallarında meyveler oluyor. Bu meyvelerin birisi tarafından yapıldığını anlaması insan takadinin üstündedir. Dolayısıyla her şey insanın gözünün önünde ve kendi kendine olduğundan bunun haricinde bir şey söylemek veya bunların birisi tarafından yapıldığını söylemek onun için çok yanlış bir şeydir. Ona göre bu alemi yaratan da yoktur idare eden de. 

Aksini söylemek onlara göre abestir. 

İnsanın durumu budur. İnsanı yaratan Cenab-ı Hak ise insanın bu durumunu çok iyi bildiğinden ona bu gerçekleri öğretmek ve haber vermek için peygamberler göndermiştir. Peygamberlerin de dinlenmesi için onların ellerine mucizeler vermiştir.  

Mucizeleri gören insanlar ise takliden peygamberlerin dediklerini tasdik ederler. Peygamberin dediğini kabul edip yaparak doğru hareket etmiş olurlar. 

Ancak Allah nasip ederse bu iman edenlerin içinden peygamberlerin veya şakirtlerinin irşadı ile terakki edenler olur ve bunlar Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini, isimlerinin tecellilerini kainata bakarak anlarlar. Bu anlama da üç mertebe vardır: İlmel yakin, Aynel yakin ve Hakkal yakin.  

Hakkal yakin mertebesine ulaşanların içinden cennetten meyve koparıp yiyenler olmuştur. Bu anlamaya marifetullah denir. Her evliya ve asfiyanın bu anlamasındaki derecesine göre bir makamı vardır.  Bunlar aleme ve içindekilere bakarak her şeyin Allah tarafından yaratıldığını ve onun tasarrufunda olduğunu anlarlar. Kendilerine verilen ene ile kainatı ve olayları rasat edip yaratanlarını bilip tanıyarak hatta neyi ne için yaptığını anlayacak kadar ileri giderler. Daha sonra ise O zata karşı kulluk, tesbih, tahmid vazifelerini yapmaya başlarlar. Bunlar hayal bile edilemeyecek yüksek makamlarda yaşarlar ve gerçek birer insan ve halife-i arz olurlar.  

Allah Celle Celâluhu "Yer yüzünde halife yaratacağım" dedi. 

İşte bunlar o halife-i arz olmayı başaranlardır. 

 

897. Bir şeyin daha iyisi her zaman mümkündür. Öyleyse sen neyi ne kadar güzel yaparsan yap, gene de yeni şeyler öğrenmeye açık ol.  

 

898. Devletin koyduğu kanunlar toplumda düzeni sağlamak, insanların huzur içinde beraber yaşamalarını temin etmek ve haksızlıkları önlemek içindir.Kanunlara uymayanlara da ceza verilir ki herkesin kanunlara uyması sağlansın. 

Ancak bazen kanunlar o kadar sertleşir ve cezalar da o kadar artar ki artık kanunlar insanlara huzur getirmek yerine bizzat huzursuzluğun sebebi olurlar. Kanunların baskısı ve cezalar insanları hayattan bıktırır ve hayatı yaşanmaz hale getirir. Şu anda Avrupa ülkelerinde olduğu gibi. 80 ile gidilecek yerde 90 ile gittin, ceza; kemer takmadın ceza, yanlış yere park ettin ceza, faturanın günü geçti ceza, kazandığının yarısından fazlasını vergi olarak ver bakalım ve hakeza..Avrupadakiler "Postacıyı gördük mü korkuyoruz" diyorlar; gene ne cezası getirdi diye..Ne kadar stress yaşadıklarını ve ne kadar huzursuz olduklarını görüyor musunuz?  

Afganistan'a gittim. Araçların yarısında plaka bile yok, ne radar ne polis. Afrika zaten öyle. Evet öyle olmasın amma kanun aşırı baskı yaparsa, Avrupada olduğu gibi, hayat insanlara çekilmez hale gelir ve şu anda Avrupa'da gelmiş. İnsanlar kaçacak yer arıyorlar. "Kazandığımın yüzde 55'ini devlet otomatik alıyor" diyor. Diğer vergiler hariç. Bizim ülke de hızla avrupalılaşıyor ve onlara yaklaştığımız kadar huzurumuzu kaybediyoruz. İnsanımız kanun baskısından inlemeye başladı bile. 

 

899. Musa Aleyhisselam Hızır Aleyhisselam'ın her yaptığına itiraz etti, çünkü neden yaptığını bilmiyordu. Aynen öyle de; bizler de başımıza gelen veya çevremizde olan olayların hikmetlerini bilemiyoruz. Ancak böyle durumlarda hemen itiraz etmemeliyiz.  

Mesela; adamın böbrekleri iflas etmiş, sakat bir çocuğu var, işten atılmış, geçim sıkıntısı çekiyor, birisi karısından, öbürü komşusundan bir diğeri işinden çekiyor ve hakeza.. Bu ve benzeri durumların pek çok hikmetleri vardır ancak biz bunları genel olarak bilemiyoruz. Ancak bilir ve inanırız ki bu gibi şeylerde pek çok hikmet ve rahmet vardır. Bu yüzden böyle durumlarda bizden istenen şey ne gerekiyorsa yapmak ve sabretmektir. İtiraz etmek, isyan etmek yasaktır. 

 

900. İnsanlara doğru bile olsa akıllarının almayacağı veya duyunca kafalarının karışacağı şeyleri söylemek doğru değildir. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm dünyanın yuvarlak olduğunu, kendi etrafında döndüğünü söylemedi. Ahir zamanda olacak ve hayatı çok etkileyecek uçak, elektrik, telefon, televizyon gibi şeylerden açık olarak bahsetmedi, ancak işaret verdi. 

 

901. Bir adamın bir tek hatasını görüp sonra da o adamı silip atanlar şeytana maskara olanlardır. Bunu yapan profesör de olsa cahildir, üstelik bir de doğru yaptığını sanır. 

  

902. Her insanda kızma, öfkelenme duygusu vardır. 

Normalde bu duygu uykudadır amma her an tetikte bekler. Dolayısıyla karşınızdaki kişinin bu duygusunu harekete geçirecek söz ve davranışlardan kaçınmak gerekir. Yoksa durduk yerde, en küçük bir meselede cinayet çıkabilir. Trafikte insanların hiç tanımadıkları birisi ile kavgaya tutuşmalarının, hatta çekip bir birlerini öldürmelerinin sebebi budur. 

 

903. İstek ve arzularınız sizin zayıf tarafınızdır. Şeytan, nefis ve kötü insanlar sizin bu zaafınızdan istifade ederek sizi yanlış işler yapmaya sevk ederler.  

Adem Aleyhisselam cennette ebedi kalmak istiyordu amma ona "Burada ebedi kalacaksın" denmemişti. İşte şeytan O'nun bu zaafından istifade etti ve "Eğer bu yasak meyveden yersen cennette ebedi kalacaksın" dedi. O'da Havva validemizin de teşviki ile o yasak meyveden yedi. Ve başına ne geldi ise ondan sonra geldi. 

İşte eğer insan istek ve arzularının esiri olursa nefis, şeytan ve kötü insanlar ona her türlü kötülüğü yaptırabilirler. Eğer insan istek ve arzularına gem vurabilirse, onların esiri olmazsa onlar ona hiç bir zarar veremezler. 

  

904. Bir insan önce yatıp kalkmayı öğrenmelidir. Ülkemiz insanı da yatsı namazından sonra yatmayı ve sabah namazından sonra da yatmamayı öğrendiği zaman ve hayatın sabah namazından sonra başladığını gördüğümüz zaman düzelmişiz demektir. 

 

905. Haya...Haya...Haya...  

İmanın ikiz kardeşi olan haya... O olmazsa imanın da olmayacağı haber verilen haya... 

İnsan utanma duygusunu kaybederse her şeyini kaybetmiştir. Bu yüzden bütün peygamberler ortak olarak şunu söylemişlerdir "Utanmadıktan sonra istediğini yap" Cadde ve sokaklarda, sahillerde çıplak yada yarı çıplak gezen kadınlar haya duygusunu kaybetmiş olanlardır. Bu kadınların birinci derecede yakını olan ve bu vaziyetten rahatsız olmayan erkekleri de aynıdır. 

 

906. Allah Celle Celâluhu bu akıl almaz kainatı yaratmış. Öyle bir alem ki ne atom, hücre, mikrop gibi küçük olanlarına akıl eriyor ne de güneşlere, yıldızlara, galaksilere. 

Allah Celle Celâluhu dünyayı yaratmış, akıl almaz canlılar ile bitkiler ile dağlar denizler ile donatmış ve insanı da bu aleme ve bu dünyaya göndermiş. 

İşte bu dünyaya gelen insan ne kadar akıllı olursa olsun, hatta yüz dahi derecesinde de olsa, kendi aklı ile bu alemde nasıl hareket etmesi gerektiğini bilemez ve bilmesi de mümkün değildir. Bu yüzden Rabbimiz Kur'an'ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: "Bir de biz peygamber göndermedikçe azap etmeyiz" İsra Suresi 15 

Bundan dolayı Allah Celle Celâluhu insana yol göstermek üzere peygamberler göndermiştir. 

"Dedik ki: Bir birinize düşman olarak inin. Tarafımdan size bir yol gösterici geldiğinde kim benim hidayetime uyarsa onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır" Bakara 38 

Amma ne gariptir ki günümüzde Allah'ın yol gösterici olarak gönderdiği Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm dinlenmemektedir. Kur'an'ın tatbiki de yasaktır. Bu yüzden insanlık yolunu şaşırmıştır. Dünya kan gölüne dönmüş insanlarda rahat ve huzur kalmamıştır. İnsanlık tekrar Peygamberi Aleyhissalâtu Vesselâm ve kitabı dinleyene kadar da bu vaziyet devam edecektir. 

 

907. Ey namaz kılmayanlar!  

Siz mi namaz kılmıyorsunuz yoksa yaptığınız kötü işlerden dolayı huzura mı kabul edilmiyorsunuz? 

 

908. Sen dinimizde tarif edildiği şekilde abdest al ve gene dinimizde tarif edildiği şekilde namazını kıl. "Abdestim, namazım oldu mu acaba?" diye düşünme. Zira sen ne yaparsan yap bunu öğrenemezsin. 

Ancak "Acaba yaptığımız ibadetler kabul ediliyor mu?" de. Zira yaptığımız ibadetlerin kabul edilip edilmediğini bilemiyoruz. Kabul edilmeme ihtimali de olduğuna göre, eğer sen bu şekilde düşünürsen ibadetlerine güvenmek tehlikesinden kurtulmuş olursun. 

 

909. Genç ve sağlıklı iken nefis ve şeytan yolunda gidip farzları yapmayanlar ve "Yaşlanınca yaparım" diyenler şeytana maskara olanlardır. Zira böyle diyenlerin yaşlanınca da yapamadıklarını gördüm. 

 

910. Bir cemaatin en başındakinden en aşağısında olana kadar hepsi aynı yolun yolcusudur. Veya bir topluluğu meydana getirenlerin en başındaki ile en aşağıda olanı aynı düşünceleri taşımaktadır. Bunlar düşünce ve davranış olarak birbirlerini benimserler ve severler..Malûm, kişi sevdiği ile beraberdir. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm "Kim bir topluluğun gölgesini çoğaltırsa o da onlardandır" buyurmuştur. 

 

911. Bu kâinatın bütün zerrelerine birden an be an hükmedemeyen bir zat bu kainatı idare edemez! 

 

912. Bir kadın her ne sebeple olursa olsun dinimizin müsaade etmediği şekilde yuvasından çıktı mı artık erkeğin hakimiyyetinden çıkmıştır. Bu durumda kadının her ne başına gelse normaldir. 

 

913. İnsanın ve bütün canlıların vücutları bu kâinattan bir parçadır ve bu kâinat ile de sıkı sıkıya bağlıdırlar. Hava olmasa yaşayamazsın, güneş olmasa yaşayamazsın, sebzeler, meyveler olmasa yaşayamazsın ve hakeza.. Ancak gene de bu vücudlar birer mucize-i kudret olup Allah'ın eseridirler. Sen ise bu vücudun içinde misafirsin. Misafir ise istediği gibi hareket edemez. Ev sahibinin izni ve müsaadesine göre hareket etmek zorundadır. Yoksa ceza görür ve kıymetini de kaybeder. 

Dolayısıyla sen sana emanet olarak verilen bu vücudun ile istediğini yapamazsın, istediğin yere gidemezsin, istediğini yiyemezsin, istediğin yere bakıp istediğin şeyi dinleyemezsin. Eğer hane sahibinin izni dışında hareket etmeye başlarsan cezayı da hemen görmeye başlarsın. Gayr-i meşru yol değimiz o yolda gidenlerin ne sıkıntılar çektiklerini kendileri bilirler, görünüşte keyf ediyor görünseler bile... 

Sakın sen onların dış görünüşlerine bakıp aldanma!.. 

 

914. Sevilmek istiyorsan verici ol! 

Sonsuz sevilmeye layık olan ve sevilmek isteyen zat 

Allah'tır. Bunun için insana sonsuz nimetler vermiştir. Ancak insan çoğu zaman bu nimetlerin farkında olmaz yada nimetler kendisine sebepler ile geldiğinden nimetlerin hakiki sahibinden gafil olur. Dolayısıyla nimeti verenden gafil olduğundan ona şükür de edemez ve nimetlerin sahibini bilemediğinden ona muhabbet te edemez.  Daha kötüsü nimetlerin geldiği sebebe teşekkür edip onu sevmeye başlar. Bu ise büyük felakettir. Zira nimetlerin hakiki sahibi ondan teşekkür ve muhabbet ister. O ise sebeplere teşekkür eder ve onlara muhabbet eder. Cenab-ı Hak bundan razı olmaz. Bu yüzden kendisine teşekkür etmeyenleri nankör ilan etmiştir ve onlar için azabının çok şiddetli olduğunu haber vermiştir. 

'Eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artıracağım. Şâyet nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir.' İbrahim 7 

 

915. Olaylar olmadan insanların gerçek yüzlerini göremezsiniz. 

 

916. İnsan bu hayata ve bu kainata vücudu ile bağlıdır. Gözü bozulursa göremez, ayağı hastalanırsa yürüyemez, kalbi durursa bu dünyadan göçer gider. Bu durumda bir insan kendi vücuduna zarar vermesi için ancak deli olması gerekir. Son derece vücuduna zararlı olan içki-sigara gibi şeylerden şiddetle kaçınması aklın gereğidir. 

 

917. Ben nasıl başımdaki bela ve musibetlerden şikâyet edebilirim. Zira onlar benim varlık sebebimdir. Hatta onlar benim terakkime sebeptirler. Mevcut orduyu önemli kılan düşman kuvvetlerinin varlığıdır. Rakip takım olmazsa bu takımın ne kıymeti olabilir? Bunun için bu hayatta zıtlar karşı karşıya getirilmiş ve bir mücadele ortamı oluşturulmuştur. İyilerin karşısında kötüler, inananların karşısında kâfirler var olmuş ve mücadele etmişlerdir. Bu terakkinin şartıdır. 

 

918. Bir toplumun sevilen, sayılan ve sözü dinlenen büyükleri olmalıdır. Toplum onlarla değer kazanır ve düzene girer. Eğer bir toplumda böyle büyükler varsa kıymetleri bilinmelidir. Eğer bir toplumda böyle büyükler yoksa o zaman o toplumun hali perişandır. 

 

919. Sen sahte ilahları semada arama. Onlar yeryüzündedir. Ve pek çok insan o sahte ilahların ilahlıklarını kabul etmiş ve peşlerinden gitmektedir. Dikkat et. Sen de sahte bir ilahın peşinden gidiyor olabilirsin.  

Sahte ilahları tanımak çok kolaydır: Allah'ın emir ve yasaklarını kaldırıp kendi emir ve yasaklarını koyanlar sahte ilahlardır.  

Mesela: Allah Celle Celâluhu içkiyi yasak eder, o da serbest eder. Allah Celle Celâluhu "mirası şu şekilde paylaşacaksınız" der o da "hayır, öyle değil bu şekilde paylaşacaksınız" der..ve hakeza. 

 

920. Sevap kazanmak için amel işlemek güzeldir amma rıza-i ilahiyi kazanmak için amel işlemek daha güzeldir. 

İkisinin arasındaki fark dağlar gibidir. 

 

921. Bu kâinata gelen insan eğer bu alemi yaratan ve idare eden Allah'a inanır, kesin olan emirlerini yapıp kesin olan yasaklarından elinden geldiği kadar kaçarsa, yanlış yaptığı zaman da tövbe edip pişmanlık gösterirse; çoluk çocuğu ile de başkalara muhtaç olmamak için meşru dairede çalışıp helâl kazanıp yerse, inşallah vazifesini yapmış demektir ve inşallah gemisini de kurtarır. 

 

922. "Nasıl olsa Allah affeder" diye rahat rahat gezip eğlenenler! "Ya affetmezse..." diye de uykularınız kaçıyorsa doğru yoldasınız demektir. Çünkü mü'minin yeri ümid ve korku arasıdır. Buna dinimizde 'Beynel havf ve reca' denir. 

  

923. Bilgi insanın elindeki silah gibidir. Onunla insanlara çok iyilik yapabilir, çok zulüm de yapabilir. Makam da böyledir. 

 

924. Allah'a kulluk yapmazsan eğer O seni herşeye kulluk yaptırır.  

Allah'a el açmazsan eğer o seni herkese el açtırır.  Allah'ın karşısında boynunu bükmezsen eğer o senin boynunu herkesin karşısında büktürür.  

Allah'tan korkmazsan eğer o seni herkes ile korkutur. 

 

925. Bu dünyada bir şey başlamışsa bitecek demektir.  

 

926. Bir hoca veya vaiz nasıl anlatırsa anlatsın neticede onu dinleyenlerin imanları kuvvetleniyorsa, haramlardan daha çok kaçıp farzları daha çok yapmaya gayretleri artıyorsa bu hoca veya vaiz istikametli demektir. 

 

927. Yaşlandıkça ortaya çıkan hastalıklar kişi için büyük rahmettir. Zira onlar ile bütün hataların başı olan dünya muhabbetinden kurtulur. Bir müddet sonra ayrılacağı kesin olan dünyadan ayrılması kolay olur. Gitmekte olduğu ebedi alem için daha çok hazırlanmasına vesile olurlar. Sabır ve şükür etmek şartı ile ahirette şiddetli azap görmesine sebep olacak günahlarından kurtulur. Onlar ile çok sevap kazanıp derecesi yükselir. Bütün bunlardan başka bu hastalıklar vesilesi ile en yakınları onunla imtihan olurlar. Bir kısmı kazanır bir kısmı kaybederler. Gene bu hastalıklar vesilesi ile doktorundan hemşiresine, akrabalardan komşulara kadar herkes imtihan olur. Bu hastalıkların daha pek çok saymakla bitmez hikmetleri vardır. 

 

928. Bu dünyada üç şeyi sevdim: 

1. Az yemeyi sevdim. 

2. Allah'a ibadet ve kulluk yapmayı sevdim. 

3. Kainatı okuyup hikmet ve rahmet definelerini açmayı sevdim. Özellikle bir hikmeti çekip çıkarmak en sevdiğim şeylerden oldu. 

 

929. Allah yoluna çağıranlar pek çoktur. Onların başında peygamberler gelir.  

Peygamberler bu hizmetlerinin karşılığında halktan hiç bir şey istememişler ve "Bizim ücretimiz Allah'a aittir" demişlerdir. Rabbimiz bizlere de Yasin suresindeki bir ayette "Sizden bir ücret istemeyenlere tabi olun, onlar doğru yoldadır" buyurmuştur. 

Öyleyse, siz de tabi olduğunuz veya olacağınız kişinin sizden bir şey istememesine dikkat ediniz. Çünkü isteyenler doğru yolda olmayanlardır. 

 

930. İnsanın bazen öyle dostları olur ki düşmana ihtiyacı olmaz. 

 

931. Az yemenin daha dünyadaki peşin ücreti; az yiyen her zaman yeyip içebilir ve her yediğinden zevk alabilir. Ayrıca az yemenin maddi ve manevi alemlere bakan pek çok faydası da vardır. 

 

932. Bir makine, bir cihaz, her ne olursa olsun, tarif edildiği şekilde kullanılmazsa elbette problemler ortaya çıkar. Aynen öyle de; Bir ülkede, bir toplumda, hatta bütün dünyada Allah'ın emir ve yasakları tatbik edilmezse elbette o toplumda problemler ortaya çıkar, hatta o toplumda problemler bitmez. 

Günümüzde ise Kur'an tatbikattan kaldırılmış ve insanların kendilerini idare edeceği kanunları çıkarmak şeklinde olan Demokrasi baş tacı edilmiştir. 

Neticede dünya kan gölüne dönmüş, dünyanın hiç bir yerinde rahat ve huzur kalmamıştır. 

 

933. Allah'ın emir ve yasaklarının tatbik edilmediği bir toplumda tahmin bile edilemeyecek problemler ortaya çıkar. Bu problemleri çözmek te mümkün olmaz. Çözüm, ancak Allah'ın kitabı Kur'an'ın tatbiki ile mümkündür. Ancak mâlesef günümüzde Kur'an'ın tatbiki akıllardan bile geçmemekte, hatta koca koca ülkeler onun tatbikini engelleyeceğiz diye uğraşmaktadırlar. Bu durumda toplumda ve hatta dünyada problemlerin bitmesi beklenemez. Adaletin, rahatın ve huzurun gelmesini beklemek hatadır. 

 

934. Alemde görünen ve görünmeyen bütün mahlûkat, mevcudat ve hatta her bir zerreye kadar her şey Allah'ın varlığını ve birliğini ilan ederek "La ilahe illallah" der. İman eden bir mümin de aynı zikri söyleyerek bütün mevcudatın yanında ve safında yer alır. Dolayısıyla bütün mevcudat ona her şekilde dostluklarını gösterirler ve mü'min bunu hisseder.  

Kafir ise inkârı ile bütün mevcudatın karşısında yer alır.  Onların her birini tek tek inkârı ile yalanladığından zerreler sayısınca ve her bir mahluk ve mevcudun ifade ettikleri manalar sayısınca suç işlemiş olur. Adeta sonsuz olan bu cinayetlerinin karşılığı da elbette cinayetine uygun olur. 

Böyle bir cinayetin karşılığı ancak ebedi cehennem olur. Hatta kâfir bir an bile yaşamış olsa ebedi cehennemde kalmayı hak eder. Çünkü ayette de belirtildiği gibi "Şirk büyük bir zulümdür" Lokman suresi 13 

 

935. Bu hayatta sanki bir aynanın karşısındayız. Ne yaparsak hemen ona göre bir karşılık görüyoruz. 

 

936. Ehl-i küfür dünyanın ve kainatın maddesi ile ilgilenir. Hatta bu konuda o kadar ileri gider ki, kainatın yaratılmaya başladığı ilk patlama noktasına kadar gider, atomlardan zerrelere, güneşlerden galaksilere kadar her şeyi inceler. 

Ancak manaya bir türlü geçemez.  

Yani mesela; koca güneşe bakıp "Güneşi yaratan ne kudret sahibiymiş" diyemez. Bir elmaya bakıp "Yaratan ne güzel yaratmış" diyemez. Eğer bir şey görürse onu da tabiata verip "Tabiat ana çok cömert" der. 

Ehl-i iman ise maddeyle çok ilgilenmez. Doğrudan manaya geçer. Daha ilk başta bütün kainatı ve dünyayı Allah'a verir. O'nun harika sanat eserleri olan karıncadan çiçeklere, balıklardan kuşlara, yıldızlardan galaksilere kadar herşeye baktığı zaman "Mâşallah, ne güzel yaratılmışlar" der ve "Sübhanallah" çeker. 

Nimet olma noktasında elmadan armuda, havadan suya, güneşten aya baktığında "Elhamdülillah" der ve bunların sahibine teşekkür eder. 

  

937. Alemde müthiş bir enerji hakikati vardır. Ve bu enerjiler ölçülü ve dengeli ve hikmetli olarak var edilmişlerdir. İnsana verilen enerjiden ülkelere verilen enerjilere, hatta güneşe verilen enerjiye kadar bütün enerjiler yerli yerince ve çok hikmetli olarak yaratılmışlardır.  

Bu enerjilerin yerinde kullanılması gerekir. Bu durumda onlardan çok istifade edilir. Ancak mesela; gençlerdeki enerji çalışmaya, ülkenin ilerlemesine ve insanlığın faydasına olacak işler için harcanmazsa zararlı olmaya başlar. Bunun farkında olan ülkeler gençlerini faydalı olacak işlerde kullanarak dünya üzerinde söz sahibi olmaktadırlar.  

Gençlerinin enerjilerini faydalı alanlarda kullanamayan ülkeler ise bari zararı dokunmasın diye onların enerjilerini top sahalarında, internet kafelerde, oyun ve eğlence gibi yerlerde harcatmaktadırlar.  

Değerlendirilmeyen nehirleri, esen rüzgarları, kahvehanelerde boş oturup ömür tüketen insanları  düşünürseniz ne büyük bir enerji israfı olduğunu fark edebilirsiniz.  

Bugün en gelişmiş ülkelerin rüzgarlardan nehirlere, insanın aklından bedenine, denizin dalgasından atoma kadar her alandaki enerjiden istifade ettiklerini görürsünüz. Geri kalmış ülkelerin ise ülkeleri için en lazım olan akıllı insanlarını bile harcadıklarına şahit olursunuz. Bu durumda netice elbette hüsrandır. 

  

938. Böyle müthiş bir kâinat, böyle müthiş bir dünya, böyle bir insan, hatta bir sivrisinek yaratılamaz ve idare edilemez. Sınırlı olan bir kudret ne kadar büyük olursa olsun böyle bir alemi yaratamaz ve idare edemez. Böyle bir alemi ancak sınırsız bir kudret sahibi yaratıp idare edebilir. Böyle bir alem olduğuna göre demek bu alemi yaratıp idare eden zat sonsuz kudret, sonsuz ilim, sonsuz irade sahibidir. 

 

939. İnsan Ferd ismine mazhar olduğundan her şeyi ile diğer insanlardan farklıdır.  

Dünyaya gelen insan sanki bir tohum gibidir. Bu tohumdan, eğer o insan iman edip salih amel işlerse, diğer insanlara benzemeyen, diğer insanlardan farklı olan farklı güzellikte bir insan çıkar. 

Eğer bu insan iman etmez veya isyan yolunu tutarsa bu defa da diğer hiç bir insana benzemeyen farklı çirkinlikte bir insan meydana gelir. 

  

940. Allah erkekleri kadınlar üzerine hakim yaratmış ve erkekleri ailenin reisi tayin etmiştir. Bu konuda Nisa suresi 34. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmuştur: "Erkekler kadınlar üzerine hakimdirler" 

Ancak 1924 yılında deccaliyet döneminin başlaması ile bu fıtri hal bozulmuş ve kadınlar toplumda ve ailede söz sahibi olma noktasında büyük teşvik görmüşlerdir. Bugün pek çok ülkede kadınlar hakimiyyeti ele geçirmiş durumdadırlar. Fıtri olmayan bu durumun neticesi olarak ne aileler de huzur kalmış ne de ülkelerde. 

  

941. Bu insan nasıl bir varlık böyle? Bir tek kelimeyi söylemekten kaçınıyor (La ilahe illallah) ebedi ateşte yanmayı kabul ediyor. 

Bir dakikada tetiği çekip bir adamı öldürüyor ve ebedi ateşte kalmayı göze alıyor; Dünyası da gidiyor ahireti de.  Bir dakikalık gayr-ı meşru bir zevk için ateşe girmeyi ve yanmayı kabul ediyor. Ve hakeza... 

  

942. Kullanılmayan dil öğrenilemez. Kullanmak zorunda olduğun dili ise ister istemez öğrenirsin. 

  

943. Bu alem güneşleri ile yıldızları ile, galaksileri ile Allah'ındır. O yaratmış ve O idare etmektedir. Bu dünyayı da O yaratmıştır. Yağmurları O yağdırmakta rüzgarları O estirmektedir. Meyvelerden sebzelere, balıklardan kuşlara hep O yaratmakta ve idare etmektedir. İnsanı o yaratmakta ve istediği kadar yaşatıp öldürmektedir.  

Şimdi bütün herşeyin kendisi tarafından yaratılıp idare edildiği bu dünyada kimin sözünün geçmesi gerekir? 

Elbette Allah'ın... 

Amma ne gariptir ki günümüzde O'nun emir ve yasakları hiç hesaba katılmamakta, gönderdiği elçi 

dinlenmemektedir. Hatta O'nun emir ve yasaklarına göre yaşamak, hatta yaşamak gerektiğini söylemek bile suç kabul edilmektedir. Gerçekten hayret ve gerçekten bu ne haddi aşmaktır! 

İnsanoğlu belkide tarihin hiç bir döneminde bu kadar azgın olmamıştır. 

  

944. Christian Barnard bir kalbi alıp diğeri ile değiştirdi diye tarihe geçiyor, bu kadar kalpleri yaratandan bahsetmek yok.  

Astronot Neil Armstrong Ay'a ayak bastı diye tarihe geçiyor, Ay'ı yaratandan bahsetmek yok.  

Galilei dünyanın döndüğünü keşfetti diye tarihe geçiyor, dünyayı döndürenden haber veren yok. 

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de O'nun gönderdiği elçileri reddet, gönderdiği emir ve yasakları ihtiva eden Kur'an'ı tatbik etmeyi yasakla, O'nun emir ve yasakları tatbik edilecek diye kork! 

Ne şaşkınlık amma... İnsanoğlu gerçekten yolunu şaşırmış durumda ve Kur'an'a dönmedikçe de yolunu bulamayacaktır. 

  

945. Sen her şeyi olduğu gibi göremezsin. Belki sana nasıl gösterilirse öyle görürsün. Bunun en açık örneği kaza yapan sürücülerde görülür. Kaza yaptıktan sonra "Görmedim, yoktu, nereden çıktı anlamadım.." gibi sözler söylerler. Onlar aslında doğru söylemektedirler, hakikaten görmemişlerdir. Yani, onlara gösterilmemiştir. 

 

946. Ebedi hayat yolunda şu kısacık fani dünya hayatımız o kadar önemli bir bölümdür ki...  

Ebedi hayat boyunca şu anda sahip olduğumuz fırsatlar bir daha elimize geçmeyecektir.  

Mesela; şimdi kâinatın sahibi olan Rabbimiz bize kurban kesmemizi emrediyor ve biz de bir hayvanı alıp Rabbimiz'in rızası için kurban edebiliyoruz ve inşallah O'nun tarafından da kabul ediliyoruz. Bu ne müthiş bir olay! O bize emrediyor ve biz namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz. O emrediyor hac yapıyoruz. Fakirlere muhtaçlara yardım ediyoruz. Hastayı ziyaret ediyoruz, cenazede bulunuyoruz ve hakeza... 

Bu dünya hayatında bunlar var ve ebedi olarak bir daha olmayacak. 

Bu fırsatı çok iyi değerlendirmeliyiz.  

 

947. Bu akıl almaz kâinat zerresinden kürresine kadar hep beraber tek bir emre uyarak bugünkü harika ve güzel vaziyeti almışlardır. Eğer onlar kendi kafalarına göre hareket etseydiler bu harika ve güzel vaziyet ortaya çıkmazdı. Ve eğer şimdi onlar kendi kafalarına göre hareket etmeye başlasalar gene bu güzel vaziyet hemen ortadan kalkar. 

Aynen öyle de; bütün alemi islam ve bütün müslümanlar da tek emre uyup Kur'an'ın etrafında toplansalar dünya adaletle dolar, masumların gözyaşları diner ve zalimler istedikleri gibi at oynatamazlar. Amma bugün olduğu gibi herkes kendi kafasına göre hareket edince bugünkü zulüm, kan ve gözyaşı meydan almıştır. Bu zulümlerden, fitne ve fesatlardan dolayı sadece kâfirleri suçlamak doğru değildir. 

Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurmuştur: "Kâfirler de aslında birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdırlar. Eğer siz de öyle yapmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat çıkar" Enfal 73 “Hepiniz toptan Allah`ın ipine sarılın, dağılıp tefrikaya düşmeyin” Âli İmran 103" 

 

948. İşini severek ve isteyerek yap. Yoksa o işten hayır gelmez. 

 

949. Kafirlerin başarılı olmasının bir sebebi de Allah'ın kâinata koyduğu fıtri kanunları öğrenip ona uygun hareket etmeleridir. 

 

950. Kadın kocası padişah ta olsa ona hükmetmek için uğraşır. Hem de bıkmadan ve usanmadan. (istisnalar hariç) Başlangıçta erkeklerin çoğu buna karşı direnirler, fakat sonunda büyük çoğunluğu teslim olur. Teslim olmak demek artık kadının dediğinin olmasıdır. 

Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm bunlar için "Karı kulu yüz üstü sürünsün" buyurmuştur. Diğer bir hadiste ise "Erkekler kadınların emrine girdiklerinde mahvolmuşlardır" buyurmuştur. 

 

951. Pek çok kadın kocasını kötüleyerek toplumda onun değerinin düşmesi için uğraşır. Hâlbuki bu akılsız kadınlar bilmezler ki kocasının değeri düşünce onunla beraber kendisinin de değeri düşer. Mesela; Kocası hırsız ise kendisi de hırsız karısı olur. Kocası vali olsa kendisi de vali karısı olacaktır. 

 

952. Aslında bir açıdan bakıldığında film seyretmeye pek gerek yoktur. Zira hayatın kendisi zaten bir yönü ile filmdir.  

Filmlerde rol yapanlar gerçeğe ne kadar yakın rollerini yaparlarsa ve senaryo ne kadar gerçeğe yakın olursa o kadar makbul olur. O zaman taklid olan filme ne gerek var. 

Gerçek olan filmi, yani hayatı seyretmek lazımdır.  

Bu hayat filminde senaryolar gerçek,  oyuncular gerçektir. Filmde adam birisini öldürür ve hapse girer. Bu ise yalandan ve rol icabıdır. Gerçek hayatta ise adam gerçekten öldürür ve diğeri de gerçekten ölür. Adam hapse gerçekten girer. Gülme ve ağlamaların hepsi gerçektir. O zaman gerçeği varken yapmacık olanı seyretmeye ne gerek var... Yalnız şu kadar fark var ki; filmlerde bir kişinin hayatını baştan sona bir iki saatlik film içinde seyredip görüyorsun. Bu ise film seyretmeyi daha cazip hale getiriyor. Belkide ibret almayı kolaylaştırıyor. 

Bir başka açıdan bakarsak; mesela bizler mafya dünyası nasıldır bilemiyoruz. Hapishanelerde hayat nasıldır. 

Oralarda olanlar neler yaşarlar, neler görürler bilemiyoruz. Diğer ülkelerde hayat nasıldır, çöllerde, denizlerin altında, kutuplarda ve hakeza... 

İşte filmler bizi bu bizim bilemeyeceğimiz yerlere götürdüğünden, merak ettiğimiz diğer insanların hayatlarını gösterdiğinden elbette seyredilmesi bu açıdan faydalı olmakta, insanların ufuklarını açmaktadır. 

 

953. Allah Celle Celâluhu kimsenin başına vermesin amma kazaların pek çok hikmetleri vardır. Topluma bakan hikmetleri, kişiye ve yakınlarına bakan hikmetleri gibi.   

İşte bazı hikmetleri: 

Kazalar ile eceli gelenler ölür, acemi ve dikkatsiz şöförler ayıklanır. Diğer şoförler bir çeşit terbiye edilir ve daha dikkatli olmaya yönlendirilirler. Kazalar vesilesi ile daha düzgün yollar yapılır ve araçlar daha mükemmel yapılmaya başlanır. Ayrıca sanayide pek çok kişi, çoluk çocuğu ile rızkını bu kazalar vesilesi ile kazanır. 

Bunlardan başka; kişi kaza ile eğer haksız bir mal aldı ise, zekatını vermedi ise ve hakeza bunlar elinden alınır. Kaza yapan gafletten uyanır ve hayatın şakasının olmadığını anlar ve ahiretin çok yakın olduğunu anlar ve yanlış yolda ise kendini düzeltir. Ayrıca anne babalar, yakınlar hatta doktor ve hemşireler bile bunlarla imtihan olur ve hakeza.. Demek kazaların saymakla bitmez pek çok hikmetleri vardır amma gene de "Allah kimseye kaza bela vermesin" deriz...  

 

954. Bu hayatta herkesin her an her şey başına gelebilir. İnsan bir anda her şeyini kaybedebilir. Bu durumdaki bir insan nasıl olur da bu hayatta hiç birşey yokmuş gibi yaşayabilir?  

(Evet, aslında yaşayamaz. Bu hayatın ise devam etmesi gerekir. Bu yüzden insana biraz gaflet verilir veya o isteyerek başını gaflete sokar veya bütün bu gerçekleri görmezden gelir, bu gerçeklere karşı gözünü yumar ve bu şekilde hayatına devam edebilir. Yoksa edemez) 

 

955. Bu dünyada işler yavaş yavaş ve sabır ile yürürse güzel olur. Aceleyle ve zorlayarak olursa güzel olmaz. Bu yüzden "Beş yerde hariç acele şeytandandır" denmiştir. 

Şeytan acele edenlerle beraberdir.  

"Allah Celle Celâluhu sabredenlerle beraberdir" Bakara 153 

  

956. Cerbeze!..  

Bilhassa bu zamanda çok akıllı olanlar ve akıllarına güvenenler dikkat etmeli! Çünkü bu insanlar aklın ifratı ile Allah'ın eseri ve idaresinde olan kâinata Allah diyecek kadar ileri giderler.  

Halbûki mesela; Selimiye Camisini Mimar Sinan yapmıştır, ustası da odur. Usta nere, cami nere? Hiç yapan usta ile eser birbirine benzer mi? Veya Selimiye camisine bakıp ta "İşte Mimar Sinan budur" denir mi? 

Kâinat ta aynen böyledir. Eser elbette ustasını gösterir ve tanıttırır. Esere bakarak ustasını az çok tanıyabilirsiniz amma eser asla ustanın kendisi olmaz ve ona benzemez. Dolayısıyla kâinata "Allah" denmez amma "O'nun eseridir" denir. Yani "Her şey O değil amma herşey O'ndandır" demelidir. 

 

957. Sen görünüşe bakma! Herkes çektiğini kendisi bilir. 

Herkesin bu dünyada çekebileceği kadar yükü vardır. 

 

958. Hanımını evden eve salarsan ev ister, elden ele salarsan er ister. Atasözü 

 

959. İnsan yaşlandığını bir müddet fark edemez. Fark edip te anladıktan sonra ise bunu kabullenmesi zaman alır. 

Yaşanmış bir hadise:  

Birisi demiş ki "Yaşlılar bir bir öldüler de köyde yaşlı kalmadı"  

Bunu dinleyenlerden birisi de şöyle demiş:"Bugünün yaşlısı sensin" 

Demek insan yaşlanıyor da haberi olmuyor. Neredeyse orta yaştan yaşlılığa geçen bütün herkes bunu yaşıyor. 

 

960. İnsanın yaratılmasının ve bu dünyaya gönderilmesinin pek çok gayesi vardır. Yaratan ne için yaratmışsa ona göre yaşamak gerekir. 

Ancak bugün bu gaye unutulmuş ve bunun yerine ev almak, araba sahibi olmak, daha fazla rahat etmek gibi şeyler gaye olmuştur. Böyle olunca da hayatın bir anlamı kalmamıştır. 

 

961. Bu dünyada iki tarz hayat yaşanır. 

1. Kâinatı ve insanı yaratan Allah'ın insanı yarattığı gayeye göre, emir ve yasaklarına elden geldiği kadar uyarak bir hayat yaşamaktır. Böyle yapanlar kesin olmamakla beraber inşallah büyük ihtimal her iki dünya hayatını birden kazanırlar. 

2. Canın istediği gibi yani nefsin arzularına göre bir hayat yaşamaktır. Böyle yaşayan bir kişi de gene kesin olmamakla beraber büyük ihtimal her iki dünyayı birden kaybeder. 

 

962. Dünya yuvarlak olduğundan kimin yukarıda kimin aşağıda olduğu anlaşılamaz. Maddi olarak böyle olduğu gibi manevi olarak ta böyledir. Bazıları gemiye binince yükünü gemiye bırakıp üstünde keyf etmesi gibi dünyada yaşayan insanlardan bazıları da dünyanın yükünü bırakır, altına alır, üstüne de oturur ve rahat bir hayat sürer. Ancak pek çok insan bunu yapamaz,  dünyanın yükünü omuzlarına alır ve bu yükün altında ezilerek sıkıntılı bir hayat sürer ve neticede bütün rahatını kaybeder. Bu yükü bırakamaz. 

Çünkü, bıraktığı zaman her şeyin alt üst olacağını sanır. 963. Sen yaptığın işin zorluklarına bakarak şikâyet etme! Zira sen o zorluklar sayesinde ekmeğini kazanıyorsun. Eğer o zorluklar olmasaydı herkes o işi yapar ve sen o işten ekmek yiyemezdin. 

  

964. Baş nasıl önemli olmaz?! Uçakta pilot, gemide kaptan nasıl önemli olmaz? 

Aynen öyle de; Bir ülkeyi idare eden kaptan ve taifeleri de son derece önemlidir.  

Ey müslüman! Senin ilk vazifen Allah'ın emir ve yasaklarını tatbik edecek ve ülkeyi buna göre idare edecek bir baş seçmendir. Bu vaciptir. Bu konuda "Bana ne" denmez. 

Diyemezsin! 

 

965. En yakınlarımı, dostlarımı, arkadaşlarımı hatta babamı toprağa gömüp geldiğim halde halâ kendimin de bir gün o toprağa gireceğim gerçeğini bir türlü hissedemiyorum.  

Sizde durum nasıl? 

 

966. Bu dünyada yapılan hareketler küçük fakat neticeleri büyüktür. Bir kibrit çakarsın, bir orman yanar; bir tetik çekersin, adam ölür; savaşta pilot bir bomba atar, yüz bin adam ölür ve hakeza.. 

İşte insanların ileride görecekleri ceza ve mükâfatlar yaptığı bu küçük hareketlere göre değil, bu hareketlerin neticesine göre olacaktır. 

 

967. Sen insan olarak elbette aklınla, fikrinle geçmişe gidecek, geçmişte yaptıklarını düşünecek, bazı yaptıkların için pişmanlık duyacak ve onlardan ders alacak ve hatta yaptığın hataların için tövbe edeceksin.  

Ve sen gene aklınla, fikrinle ileriye gideceksin ve ileride olması muhtemel şeyler için tedbirler alacaksın. Amma geçmişimi ve geleceğimi düşüneceğim derken bu günü asla ıskalamayacaksın. Çünkü, senin yaşaman gereken gerçek hayat bugündür. Bugün yapman gereken vazifeler, yapmaman gereken işler var ve bugün asla bir daha geri gelmeyecek. 

 

968. Deccal dönemi kasıp kavuruyor.(2014) Millet onun peşine takılmış gidiyor ve üstelik "Peşindeyiz" diye de ilan ediyorlar. 

Devletin başına ise onun izinden gideceğine söz vermeden kimse geçemiyor. 

Ey Müslüman! Peygamberimiz Aleyhissalâtu 

Vesselâm'ın "Adem Aleyhisselam'dan kıyamete kadar en büyük hadise" dediği dönemi yaşıyorsun.  

Haberin var mı? 

  

969. Ben bu dünyanın adamı değilim. İşte geldim, işte gidiyorum.  

Aslında herkes benim gibi. Ne var ki insanların pek çoğu sanki hiç gitmeyecekmiş gibi davranıyor. Böyle olanları da zorla götürüyorlar. 

 

970. "Lâ.." diyerek imanın kapısından giriyoruz. Aslında bu "Lâ.." hayatımız bitene kadar da devam etmek zorundadır. İman ettikten sonra hayatımız boyunca sahte ilahları red etmeye devam ederek şirkten uzak durmak mecburiyetimiz vardır.  

Daha sonra ise dinimizde yasaklanmış olan haramlara "Lâ.." diyerek onlardan uzak durmak zorundayız. Daha sonra ise "İllallah" diyerek ilah olarak Rabbimizi ilan edip bunun göstergesi olarak ta emirlerini yani farzları yaparak hayatımızı devam ettirmek zorundayız.  

Demek başta şirk olmak üzere bütün haramlara "Lâ.." dedikten sonra bütün farzlara da "evet" deyip yerine getirerek yaşamamız gerekiyor. 971. İnsanda kızma, öfkelenme, gadap etme duygusu vardır. Ancak bu duygu uykudadır. İnsan bazı hoş olmayan durumlarla karşılaştığı zaman bu duygu birden harekete geçer ve bazen insan karşısındaki adamı parçalasa öfkesi yatışmaz.  

Aynen bunun gibi; insan da bazen Rabbinin gadabına sebep olacak işler yapar. Bazen de bu toplum olarak yapılır. Bu yüzden nice insan ve nice kavim geçmişte helak olup gitmişlerdir. 

Bunun şakası olmadığından Rabbimizin gadabını celp edecek şeylerden şiddetle kaçınmamız gerekir. 

  

972. Deccal döneminin en şaşaalı bölümünde bulunuyoruz.(2014) Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm Deccalın girmediği evin kalmayacağını haber vermiştir. Evet girmediği ev kalmadı. Zira Deccal televizyonlar vasıtası ile her eve girdi. Üstelik müslümanlar para vererek onu evlerine aldılar. 

Şimdi ise insanlar televizyonlar vasıtası ile adeta manen zehirlendiler. Ve artık ne yapacaklarını, doğruyu eğriyi bilemez hale geldiler. Yetmedi, karı ve kızlarını para vererek kendine asker yaptı, yetmedi faize öyle alıştırdı ki nerede ise hocalar da faize bulaştı. Bir müslüman haram lokmaya da alıştı mı artık geriye bir şey kalmamıştır.  

 

973. Bir müslüman günde 40 defa Allah'ın huzuruna çıkar ve "Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun" der. Yani bu alemi O'nun idare ettiğini kabul edip O'nun huzuruna çıkar ve O'na teşekkür eder. 

Evet seni yaratan O'dur, yaşatan O'dur, rızkını veren, sıcak evlerde yaşatan, sıcak döşeklerde istirahat ettiren, evlat veren, yağmurları yağdıran, güneşi senin etrafında döndüren O'dur... Artık bunlar gibi ne aklına gelirse. Artık sen de bu gerçeği biraz olsun anla da ona göre hareket et. Yoksa şu soğuk kış günü yeri sallayıverse evini başına yıkabilir..değil mi? 

 

974. Bir toplumu bozmak için bir tek kadın yeterlidir. Üstelik o kadının herhangi bir şey yapmasına da gerek yoktur. Sadece açık saçık gezse yeter. 

Bir açık-çıplak gezen kadın böyle tahribat yaparsa, bir toplumun tamamına yakın kadınları açık saçık olunca o toplumun hali nice olur, varın siz düşünün. 

 

975. "Öbür dünyaya gidip gelen mi var" deyip duruyorlar. 

Elbette gidip gelen var. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm gitti ve geldi. Cenneti cehennemi gördü. Ve oralardan haber verdi. 

Madem öyledir. Bir daha "Öbür dünyaya gidip gelen mi var" deme! 

 

976. Bir tanığınız Amerika'ya gittiğini söylüyor, "Şunları şunları gördüm" diyor. Sen ona inanıyorsun da, peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm "Cennete gittim, şunları gördüm, cehenneme gittim bunları gördüm" deyince neden inanmıyorsun? 

 

977. Allah'ın nimetlerinin sonu yoktur. Ve elbette Allah'ın nimetleri sana verdiklerinden ibaret değildir. Senin yapacağın sana verilen nimetlere bakmak ve onların tadını çıkarmaktır. 

 

978. Günümüzde neredeyse çektiğimiz sıkıntıların tamamı devletin görevlerini yapmamasından kaynaklanıyor. 

Adam ehliyetsiz direksiyona geçiyor, bir aileyi mahvediyor. 

Onlar yaşama mücadelesi veriyor, bey efendi serbest. 

Yazıklar olsun. 

Devlet adalet dağıtacak hakimler savcılar yetiştirmezse, çocukları güzel yetiştirecek öğretmenler yetiştirmezse, işinin hakkını verecek doktorlar, komutanlar, mühendisler, alimler yetiştirmezse vatandaş ne yapabilir? 

Bu ülkede bütün problem sistemdedir. 

 

979. Deccal dönemi yapacağı tahribatı yaptı ve kemale erdi. Kemal zevalin de başlangıcıdır aynı zamanda. Evet, tahribat artarak devam edecek ancak dönem olarak ta deccaliyet zevale dönmüş, inişe geçmiştir.(2014) Bu, aynı zamanda yeni bir dönemin de başlangıcıdır. 

Müslümanların ilerlemeye başladığı günlerdeyiz. 

 

980. Eğer "İnsanların binde biri cehenneme gidecek" denseydi uykularımızın kaçması gerekirdi. Halbuki insanların binde 999'u cehenneme gidecek deniyor. Ve bizler geceleri horul horul uyuyabiliyoruz. Bu inanılacak gibi değil.. Bu nasıl oluyor? 

 

981. Sen dosdoğru bir adam ol. Görünüşe aldanma! Bu dünyada sadece doğru olanlar ayakta kalmaktadır. 

 

982. İnsan genel olarak elinde bulunan nimetleri fark edip kıymetini bilemez. Dolayısıyla onlar için şükür de edemez. Ancak bir nimeti kaybederse o zaman o nimeti fark eder ve onun kıymetini anlar. 

İnsanın kaybettiği zaman en fazla üzüleceği nimet ise yaşıyor olmak, yaşamak, hayat nimetidir. İnsan hiç ummadığı bir zamanda Azrail Aleyhisselam'ı karşısında görüp te o "Haydi..." dediği zaman öyle bir şok yaşar ki.. tahmin bile edilemez. 

 

983. -Deccalın peşinden gidecekler... 

-Bu nasıl olacak? 

-Gayet basit... 

Deccal kadınların açılıp saçılmasını emredecek; onlar da açılıp saçılacaklar. 

Deccal zinayı serbest edecek; onlar da zina edecekler... 

Deccal içkiyi serbest edecek, onlar da içecekler.  

Deccal miras şu şekilde paylaşılacak diyecek; onlar da öyle paylaşacaklar, ve hakeza... 

İzinden gitmek işte böyle olacak! 

Şimdi bak bakalım... Sen de böyle birinin peşinden gidiyor olmayasın sakın! 

 

984. Bu dünyada her şey yavaş yavaş değişir gider amma ölüm gerçeği hiç değişmez! Öyleyse sen ölümü unutma ve ölüm için hazırlan. 

  

985. Anne karnındaki çocuğun gözü kulağı eli ayağı hatta akciğerleri vardır. Fakat bunlar o çocuğa orada kullanması için değil, gideceği alemde lazım olduğu için verilmiştir. 

Eğer faraza o bebek o cihazları orada kullanmaya kalksa hem gereksizdir, hem zararlı. Üstelik gideceği alemde lazım olacak cihazlarını da bozmuş olur. 

Aynen bunun gibi; biz insanlara da bu dünya hayatında öyle cihazlar verilmiştir ki onlar bu dünya için değildir. Eğer insan onları burada kullanmaya kalksa hem uygun olmaz hem de zararlı olur.  

Mesela; Geleceğinden endişe etmek ve bunu gidermek isteği insanda vardır. Halbuki geleceğini garantiye almak bu dünyada mümkün değildir. Zira netice bellidir. Buna rağmen eğer insan bu duygusunu bu dünya için kullanırsa geleceğini garantiye almak için hayatını sigortalatır, evini eşyasını sigortalatır. İlerisini garanti altına almak için evler alır, para biriktirir ve hakeza. Bununla da yetinmez bu defa çoluk çocuğunun geleceğini garantiye alacağım diye çırpınmaya başlar. Halbuki ne kendisinin ne  de çocuklarının geleceğini garantiye alması mümkündür.  Zira kimsenin bir gün sonraya çıkmaya garantisi yoktur. Ne var ki işte bu duygu böyle bu dünya için kullanılırsa kişinin pek çok yanlış iş yapmasına ve bütün rahatını kaybetmesine, üstelikte haram helal demeden hareket edeceğinden ahiretini de mahvetmesine sebep olur.  

Diğer duygular da buna ilave edilirse böyle yapan kişiler dünyalarını mahvettikleri gibi ahiretlerini de mahvederler. 

Mesela; şefkat duygusu "Aman evladım cehenneme azaplara gitmesin" diye evladına şefkat edip çocuğunun farzları yapmasına ve haramlardan kaçmasına teşvik etmesi için özellikle anneye verilmiştir. Anne böyle yaparsa hem şefkatini doğru yerde kullanmış olur hem de böyle davrananlar hem dünyada hem de ahirette rahat ederler. Amma bu şefkat duygusu dünya için kullanılırsa "Aman evladım oruç tutma zayıfsın, sonra tutarsın, namazı sonra kılarsın" demeye başlar ve evladını haram helal demeden rahat etmesini beklediği işlere sevk eder. 

Kuvvetli inad etmek, hırs, muhabbet, ebedi yaşamak hissi gibi duygular da bunlara ilave edilirse bu duyguları dünya için kullanmak kişinin pek çok yanlış işler yapmasına, kötü ahlaklı olmasına ve ahirette de perişan olmasına sebep olur. Amma bu duyguların az bir kısmı dünya işleri için kuvvetli olan kısmı  ahiret işleri için kullanılırsa kişinin hem ebedi hayatı kazanmasına hem de bu dünyada rahat etmesine ve istikametli davranmasına sebep olur. 

  

986. Hayat demek hareket demektir. Hareketi terk eden hayat sahnesinden düşer. Binilmeyen arabanın paslanması, oturulmayan evin harabeye dönmesi, hareketsiz olan insanlarda pek çok hastalıkların ortaya çıkması bundandır. Hareket ne kadar kuvvetli ise hayat mertebesi de o kadar yüksek demektir. Bir genç ile bir yaşlıyı kıyas edebilirsiniz. 

Birisi hayata yakın diğeri ölüme yakındır. 

En yüksek hayat mertebesi Cenab-ı Hak'a aittir. Bunun delili ise O'nun hayatının tezahürü olan bu akıl almaz kâinattaki akıl almaz faaliyettir. 

 

987. İnsan kendi malına ve kendi işlerine kimseyi karıştırmıyor, karışan olursa da şiddetle ona karşı geliyor ve ona hiddet ediyor. Amma aynı insan her meselede Cenab-ı Hakk'ın mülküne ve idaresine karışıyor. Kendi işine karışılınca hiddete gelen bu insan mülküne ve idaresine karışıldığı zaman Cenab-ı Hakk'ın da hiddete geleceğini düşünmüyor.  

Allah'ın mülküne ve idaresine karışmak haddi aşmaktır. 

Senin bu mülkte bir ortaklığın mı var ki karışıyorsun. Ortaklığın olmadığına göre asla bu mülke ve idareye karışamazsın. O, mülkünde istediği gibi tasarruf eder, sana ne? Sana düşen haddini bilmektir. Haddini bilmek O'nun mülküne ve idaresine karışmamak, ancak sana verdiği vazifeleri yapmak ile olur. Bak! Sana "Din yalnız Allah'ın oluncaya kadar cihad et" diyor. Halbuki bugün Allah'ın emir ve yasakları senin ülkende dahi uygulanmıyor. Amma bu senin umurunda bile değil.  

O mülkünde istediği gibi tasarruf etmekle beraber kullarına da istediği şeyi emreder ve istediği şeyi de yasaklar. Mesela; içki içmeyi yasaklar. Sen bu konuda fikir yürütemezsin. Ancak bu yasağa uyar ve bu yasağı uygularsın. Kadınlara örtünmelerini emreder. Sen bunu tartışamazsın. Ancak örtünür ve açık saçık gezilmesine karşı gelirsin. Ve hakeza.. Yoksa gerçekten haddini aşmış olursun. Haddi aşanlar için ise bak Rabbiniz Kur'an-ı Kerim'de ne buyuruyor: 

"İşte biz haddi aşanların kalplerini böylece mühürleriz" "Haddi aşan ve Rabbi’nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır." 

"Haddi aşanları ise helak ettik." 

"Haddi aşan bir topluluk oldunuz diye vazgeçip Zikir’le 

(Kur’an’la) sizi uyarmaktan geri mi duralım?" "Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik." 

 

988. Kâfirleri nefis mahvetmektedir. Çünkü, kâfirlerin hayatı nefislerinin istediği gibi yaşamak şeklindedir. Kâfirlerin nefislerine "dur" diyecek Allah'ın emir ve yasaklarına uymak diye bir şey de hayatlarında olmadığından perişan durumdadırlar. İnsanlık dediğimiz güzel hareketler ise nefse zor geldiğinden onların hayatlarında insanlık ta bulunmaz. Hayatları sıkıntılar ve manen karanlıklar içinde geçmektedir. Bu yüzden en çok stress, bunalım ve intihar bu kâfirlerin ülkelerinde olmaktadır. 

 

989. Elinizden geleni yaptığınız halde bir problem çözülmüyorsa, bu şahsî bir problem de olabilir dünya çapında bir problem de, yapacağınız son bir şey kalmıştır: Sabretmek... 

 

990. İnsanların Deccal'ı sevmeleri ve onun peşinden gitmelerinin sebebi; Deccal insanlara canlarının istediği, nefislerinin arzu ettiği gibi bir hayat 

getirmesindendir. Deccal dinde yasak olan şeyleri serbest ederek tam nefsin istediği bir hayat getirmiştir.  Mesela; kırk civarında erkek çalar, bir kadın bütün güzelliklerini sergileyerek onların önünde şarkılar söyler, binlerce erkek te seyreder. Bu, elbette bütün nefislerin hoşuna giden arzu ettikleri bir şeydir. 

Kadınlar fıtraten güzelliklerini sergilemeyi, erkekler de bunları seyretmeyi severler. Deccal kadınlara istedikleri gibi giyinme ve şimdi olduğu gibi çıplak gezebileceklerini söyler ve o ortamı hazırlar. Dolayısıyla nefsani hayat peşinde olan bütün erkek ve kadınlar tarafından Deccal sevilir. 

Deccal mesela; Allah'ın emri olan hırsızın elinin kesilmesini kaldırır. Dolayısıyla hırsızlar tarafından çok memnuniyetle karşılanır. 

Mirasta kadına bir, erkeğe iki olan Allah'ın hükmünü kaldırır. Böylece toplumun yarısını meydana getiren kadınların büyük çoğunluğu tarafından tasvip görür. Allah'ın emri olan namaz oruç gibi farzları ise "İsteyen yapar" diyerek güya bunları yapmak istemeyenleri kurtarır ve bu kesim tarafından takdir edilir. Bir erkeğin Allah'ın müsaade etmesi ile birden fazla evlenme hakkını yasaklayarak güya kadınlara büyük iyilik yapar. Dolayısıyla kadınlar tarafından memnuniyetle karşılanır. 

Daha sonra ise zinayı serbest ederek fuhuşhaneler açar ve zina yapmak isteyen erkekleri memnun eder.  

Erkeğin boşama hakkını elinden alarak ve kadınlara Allah'ın vermediği nice güya haklar vererek kadınları memnun eder ve hakeza...  

İçki içmeyi serbest etmesi, faizi serbest etmesi gibi yaptığı diğer icraatları da dikkate alınırsa Deccalın, deccaliyetin ve şimdiki yaşadığımız hayatın nasıl bir hayat olduğu anlaşılır.  

Dolayısıyla bu icraatlar karşısında toplum ikiye bölünür. 

Nefsani hayatı isteyip islamî hayat tarzını istemeyenler deccalı tasvip ederler ve onun peşinden giderler. 

İslamî hayat yaşayan ve yaşanması gerektiğini savunan kesim ise bunlara karşı gelir ve bu kötülüklerin önlenmesi için gayret ederler. 

   

991. İnsan bir film seyrederken adeta filmin içine girer ve onlarla beraber olayları yaşar ve yanı başında olup bitenlerden haberi olmaz. 

Aynen öyle de; hakiki film olan hayata ait olaylara da bakarken ve olaylar ile ilgilenirken insan kendini unutmamalıdır. Yoksa beklemediği bir anda ölüm gelip te "Haydi ahirete.." denirse vazifelerini yapmamış olmaktan dolayı çok pişman olur. Bununla beraber o kişi öldükten sonra da o olaylar hiç bir şey olmamış gibi devam edip gider. 

Bu konuda Rabbimiz Haşir Suresi 19. ayetinde şöyle buyuruyor:“Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın" 

 

992. İnsanı yaratan Allah Celle Celâluhu erkeği kadın üzerine hakim yaratmıştır. Nisa 4. Dolayısıyla erkek kadına hükmeder, onu idare eder, hanımının gerek güzellik, gerek diğer kadınlık özelliklerinden başkasını istifade ettirmez. Allah'ın kendisine verdiği kıskançlık özelliği ile hanımından başkasının istifade etmesine bırakmaz. 

Ancak erkek gayr-ı meşru yola giderse o yolda gittiği kadına hükmedemez. Belki o kötü kadın onun gibi kaç erkeğe hükmeder.  

Kısaca meşru yolda erkek kadına hükmeder, gayr-ı meşru yolda kadın erkeğe hükmeder.  

Dolayısıyla bugün dünyada pek çok ülkede kadınların hükmetmeye başlaması bundandır. Gayr-ı meşru yol almış başını gidiyor.  

 

993. Meşru dairedeki kadın ile gayr-ı meşru dairedeki kadın tamamen birbirinden farklıdır.  

Meşru dairedeki kadın Allah'ın emrine uyarak tesettür eder, güzelliğini açıp saçıp diğer erkeklere göstermez, yabancı erkeklerin önüne çıkıp şarkı türkü söylemez ve kendisinden ne şekilde olursa olsun başka erkeklerin istifadesine bırakmaz ve kendisini sadece kocasına tahsis eder.  

Gayr-ı meşru dairedeki kadın ise açık saçık gezerek diğer erkeklerin önünde güzelliğini sergiler, en güzel elbiselerini giyer ve milyonlarca erkeğin önünde şarkılar türküler söyler, rol icabı diyerek yabancı erkekler ile her türlü gayr-ı meşru işleri yapar ve milyonlarca erkeğe seyrettirir, hatta ne kadar erkek seyrederse o kadar memnun olur. Kendisine nikah düşen erkeklerle tatlı sohbetler eder ve hakeza.. 

Demek bir kadın bütün kadınlık özelliklerini kocasına tahsis eder ve başka erkeklerin istifadesine engel olursa meşru yoldadır. Kendisinden ne şekilde olursa olsun başka erkekleri istifade ettirirse bu kadın gayr-ı meşru yoldadır. Elbette sadece saçını başını açıp gezen kadınla fuhuş yapan kadın bir olmaz. Cezaları da farklı olur. 

 

994. Gece ve gündüz birbirine zıttır amma gün ikisinden meydana gelir. 

Bir filmde bile senaryoya illa kötüler de konur. Öyle olmazsa o film film olmaz. Hayatta aynen böyledir. Zıtlar karşı karşıya getirilmiştir. Başka türlü hayat hayat olmaz. İşte bu yüzden bu hayatta iyiler de vardır kötüler de, sıcak ta vardır soğuk ta, yaz da vardır kış da. Zenginler de vardır fakirler de, dostlar da vardır düşmanlar da, melekler de vardır şeytanlar da, kâfirler vardır müminler de.  

İşte hayat bu zıtların birbirleri ile karşı karşıya gelmesi ve birbirleri ile mücadele etmesi, bazen birinin, bazen diğerinin galip gelmesi şeklide devam eder ve bu hayat hayat olur ve netice verir ve kemâlini bulur.  

Eğer zıtlardan biri yok edilse diğeri de yok olur. Bir takımın rakibi olmazsa kendisi de değerini kaybeder. Onun değeri rakibi ile mücade ederken ortaya çıkar.  

Aynen bunun gibi; Peygamberlerin karşısına çıkan kuvvetli düşmanların olması da bundandır. Biri diğerinin varlık sebebidir. İbrahim Aleyhisselam'ın karşısında Nemrud'un olması, Musa Aleyhisselam'ın karşısında 

Firavun'nun, Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm'ın karşısında Ebu Cehil ve pek çok kâfirin, Bediüzzaman Hz.lerinin karşısında süfyan'ın, Deccalın karşısında Mehdii azam ve İsa Âleyhisselam'ın olması bundandır. Dolayısıyla herkesin karşısında kendine göre mücadele edeceği bir rakibi vardır. O onun varlık sebebidir. Öyleyse kişi o rakibinden, düşmanından şikâyet etmemelidir. Yapacağı şey onunla iyi bir mücadele vererek kemâlini bulmaya çalışmaktır. 

 

995. Çocuk yürümeye çalışırken elinden tutulur; yürüyebilsin diye, 

Bizim toplumda koşana çelme takılır; düşsün diye! 

 

996. Vali gibi bir dostunuz olsa onunla beraber onun makamına rahatça çıkar ve bir engelle de karşılaşmazsınız. Üstelik o makamda ikram ve hürmet görürsünüz. Amma eğer öyle bir dostunuz olmazsa o makama çıkabilmeniz için yıllarca çalışmanız ve eğitim görmeniz gerekir. Neticede bu makama çıkmak ya mümkün olur yada olmaz. 

Aynen öyle de; Manevi makamlarda bir dostunuz olursa veya öyle bir makam sahibi bir zattan ders alırsanız o makamlarda onunla beraber rahatça gezersiniz. Daha sonra ise seni o makamlarda görmeye alışacaklarından daha sonra yalnız iken de o makamlara çıkabilirsiniz. Yoksa o makamlara ya hiç çıkamazsınız yada çıkmak için çok zaman çalışmanız gerekir.  

Aynen bunun gibi; Peygamberimiz'in aleyhissalatü vesselam sohbetinde bulunan sahabeler bir anda o feyze kapılıp o yüksek makamlara çıktılar. Bu sohbete mazhar olamayanlar ise o makamlara bir daha ulaşamadılar. İşte bunun için "sahabeye yetişilemez" veya "sahabeye yetişmek için hakiki sahabe olmak lazımdır" denmiştir. 

 

997. "Dünyayı terk et" dedikleri zaman nefis hesabına dünyayı terk etmen gerektiğini; "Ahireti terk et" dedikleri zaman da nefis hesabına ahireti terk etmen gerektiğini anlamalısın. Yoksa, dünyadan tamamen el etek çekmek yoktur. İstersen peygamberimiz'in Aleyhissalatü Vesselam hayatına bakabilirsin. Doğru olan O'nun yaptıklarıdır. O'ndan daha güzel şeyler yapmak ta mümkün değildir. O ise dünyadan el etek çekmemiştir. 

 

998. Soru olmazsa cevabın kıymeti olmaz. Aşık olmazsa maşukun kıymeti olmaz. Açlık olmasa yiyeceklerin, susuzluk olmasa suyun kıymeti olmaz. Merak edip öğrenmek isteyen olmazsa alimin kıymeti olmaz. Dert olmazsa dermanın kıymeti olmaz. Öyle ya hastalık olmasa eczanedeki ilaçların ne kıymeti olabilir? 

Sıkıntı olmasa ferahlığın, fakirler olmasa varlığın kıymeti olmaz. Hatalar olmasa onları örtmenin, günahlar olmasa affın kıymeti olmaz. 

Demek bu eksiklikler o varları kıymetlendiriyor. Cenab-ı Hak Adem Aleyhisselam'ı affedene kadar melekler Cenab-ı Hakk'ın affedici olduğunu bilmiyorlardı. 

İşte insan hastalanması ile, acizliği ile, acıkması ile, susaması ile, kusuru ile hatası ile ve hakeza... Cenab-ı 

Hakk'ın isimlerinin güzelliğinin görünmesine sebep olur. Yani insan hatası ile, kusuru ile, acizliği ile muhtaçlığı ile ve hakeza insan olur ve vazifesini yapar. Bu yüzden hatasız insan olmaz. 

İşte bunun için bir hadislerinde peygamberimiz 

Aleyhissalatu Vesselam şöyle buyurmuştur:"Eğer siz günah işlememiş bir toplum olsaydınız Allah sizi giderir ve sizin yerinize günah işleyen bir kavim yaratır ve onların günahlarını bağışlardı" 

 

999. Kur'an'ı Kerim'in mucizeliği kelimelerinden daha ziyade kelimelerin ifade ettiği manalardadır. Bir insan da "oku" diyebilir. O insan bu kelime ile neyi kast ediyorsa bu kelimenin manası da o kadar olur. Amma Allah Celle Celâluhu "oku" deyince okunacak şeyler sonsuz olduğundan bu kelimenin manası da sonsuz oluyor. 

 

1000. "Allahuekber" diyerek namaza, huzura çıkan kul Sübahaneke ve Fatiha ile Rabbine hitap eder. Fatiha'dan sonra "amin" diyerek sözünü bitirir.  

Bundan sonra Rabbi kuluna hitap etmeye başlar. Zira zammi sure olarak Kur'an'ın neresini kim, nerede ve ne zaman okursa okusun o anda konuşan hitap eden Cenab-ı Hakk'tır. Bu hakikat anlaşıldıktan sonra: 

Namaz namaz olur, Namaz mirac olur. Buna mazhar olan kul,  Halife-i Arz olur. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

2000+

1501+2000

1+500 arası

Comments

Popular posts from this blog

1000-1500

Hayatin gerçekleri 1-500